Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ZAMANINDA Hüseyin Üzmez'i, geçenlerde de Halis Toprak'ı ciddi ciddi yazdım. Şimdi sıra geldi Berlusconi'ye. Fakat Berlusconi'de ciddiyetin âlemi yok! Bir kere olayda "küçük kız" yok. Dolayısıyla "mağdur" yok. Sonra Adli Tıp Kurumu yok. Mahkeme yok, iptal davası yok, şu yok, bu yok. Ne var? Aslanlar gibi Berlusconi var! Her kasette halkının gözünde daha da büyüdüğünü tahmin ettiğim Berlusconi! En son "Bizim aile hep böyle iyi ve uzun sevişir" demiş. Ailecek girdiler bütün İtalya'nın gözüne! E, kültür farkı var tabii arada. Bakın biz, ben de dahil olmak üzere, Halis Toprak ın idamını isteyeceğiz neredeyse. Aslında arada küçük kızlar, tacizler, cinsel istismarlar falan olmasa, işi sulandırabilsek, Üzmez, Toprak ve Berlusconi'yi "Komedi Seks Üçlüsü" adı altında birleştirmeyi düşünüyorum. Fakat işte üçlünün Türkiye ayağı işi bozuyor! Bizde "azışmak" bile zor! Çağır bir eskort kız olsun bitsin! Ama hayır. Ahlak içimize işlemiş! Yapamıyoruz! Ya "aile" tesis edilecek... Ya dine uygunluğu sağlanacak... Azışmış kişi bir nevi "sevabına" yapacak bu işi... Sonra akrabalar memnun edilecek falan... Zor iş! Şöyle Berlusconi gibi ağız tadıyla sapıtamıyor adamlar! Zaten sonunda "mağdur" olup çıkıyorlar! Ne dedi son mahkemede Üzmez... "Asıl mağdur benim." Bir de "Arabın derdi kırmızı don" dedi. Bana sorarsanız bu cümleyle Adli Tıp Kurumu'na gönderme yaptı; "gördünüz asıl ben bozuldum" demek istedi! Zaten tecavüzle, tacizle suçlanan erkekler iki şıktan birini seçiyorlar. Ya "deli"ye yatıyorlar ya "iktidarsız"a. Normalinde iktidarsızlıkla ilgili şaka yapamayacağınız adamlar "Tecavüz kim ben kim hâkim bey" diyorlar bakıyorsunuz. Hepsi şeker hastası! Tesadüf bu ya! Aslında demin yanlış söyledim. Esas komik olan burası. Türkiye yani. Hele Adli Tıp Kurumu "pir" konumunda. En son Isparta'da tacize uğrayan 10 yaşındaki kız çocuğuna ruh sağlığının bozulup bozulmadığını anlamak için "Patatesi ketçaplı mı seversin ketçapsız mı?" diye sordular biliyorsunuz. "Usta"lardan sonra benim komiklik yapmaya çalışmam saygısızlık olur, bitiriyorum.

        O gemi KABAHAT annemin. Bugün "o gemi"de ben yoksam, kabahat annemin. Hangi gemi? İzdivaç gemisi! Türkiye evleniyor arkadaşlar! Televizyonda olmazsa gemide! Ben de bizim gazeteden öğrendim bir gemi dolusu evlenmek isteyen erkek, kadın Adalar'a şuraya, buraya doğru yola çıkıyorlarmış. Neden gemi? Denizin aşkı tetikleyen bir yanı vardır ya, herhalde ondan. Elele gezmeye çıkan sevgililer neden sanayi sitesine değil de doğru deniz kenarına koşarlar? Fakat fotoğrafa bakıyorum bodrum katta bir düğün salonuna yahut bir stadyuma toplansalarmış da olurmuş. Denize bakan bir kişi yok. Hemen herkes oynuyor. Oynamayan birkaç kişi de oynayanları seyrediyor. Sonunda kendilerince en iyi oynayanı eş olarak seçiyorlar demek! "Oynamak"la "evlilik" arasında sıkı bir bağ olduğuna inanıyorum zaten. Televizyonda da kapıdan giren aday, önce bir oynuyor biliyorsunuz. Eskiden de erkek anaları yahut erkeğin bizzat kendisi, düğün düğün gezer, oynayan kızlar arasından gelin seçerdi. Anneminse bizi alıp bir düğüne götürmüşlüğü yoktur. Ağaç yaş iken eğiliyor tabii! Bu saatten sonra o gemiyi UFO görmüş köylü gibi taşlayabilirim ancak!

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar