FETÖ'yle mücadelede en zor dönemeç
ÖZEL YETKİLİ HANIM: Hanım, masum insanlar FETÖ komplolarıyla içeri tıkılırken dalga geçiyordu, “Şimdi Silivri’de olmak vardı, Silivri’ye haftalık tur düzenleyeceğim” diye. Sonunda kendisi Silivri’yi boyladı. Adını vermiyor değilim, adı Hanım... Hanım Büşra Erdal terör örgütünün yayın organı Zaman’ın özel yetkili muhabiri. Sürekli yalan haber yapıp hedef gösterdi. Ama bundan daha da önemlisi yazdıkları savcıların iddianameleriyle senkronizeydi. Bir fabrikada üretiliyor, hem basına hem yargıya servis ediliyordu. Nazlı Ilıcak’ınki ideolojik bir boşluğa düşüp destek vermekti belki FETÖ’ye, başta bu Hanım ise (tıpkı Baransu, Hidayet Karaca, kaçak Tuncay Opçin, Ekrem Dumanlı gibi) operasyonun merkezindeydi. FETÖ soruşturmasının en kritik sanıklarından biri, salmanın mantığı var mı?
BUKALEMUN SOLCU: Adamın asıl tipi badem bıyıklı. Geçmişte Doğu Perinçek’in yanına sızmaya çalışmış, erkenden “Bu ajan” diye atmış İşçi Partililer. CHP’ye girmiş, Deniz Baykal döneminde sızamayacağını anlayınca bırakıp gitmiş. Gökçe Fırat yıllar sonra FETÖ memuru görüntüsünden sıyrılıp sakalını uzatarak kendini solcu gibi pazarladı. Örgütün misyonu ve çıkarına göre şekilden şekle girebilen bir bukalemun, bir mutant. Ergenekon davasında kritik bir önemi bulunan “Ordu göreve” pankartını açan Türk Solu Dergisi’ydi, başında da o. Bu pankarttan dolayı kimse Türk Solu’nu ifadeye çağırmadı ne tuhaftır... Ne ilginç ki bir ara Erdoğan’ın karşısına çıkarılan “tepeden inme” proje Ekmeleddin İhsanoğlu da elinde bu dergiyi sallayıp kampanya yaptı. Gökçe Fırat en son Erdoğan’ın asılmasını istiyordu açık açık, elinde idam ipiyle poz veriyordu. Bu karanlık tip kim tarafından yaratıldı ve beslenmeye devam ediliyor, hâlâ sorunun yanıtı verilmedi. Onsuz FETÖ soruşturması olur mu?
HAM ÇÖKELEK: Atilla Taş mahkemede ilk (ve galiba tek) meşhur şarkısı “Ham Çökelek”le yargılansaydı daha uygun olacağı esprisi yaptı; ki haklı. Gezi sonrası Twitter’da gaza gelen, tamamen Twitter alkışlarıyla kendi kendine yeni bir kimlik edinen bir çocuk Atilla Taş. Kariyeri boyunca dalga geçilmişken ilk kez ciddiye alındı, bu da hoşuna gitti; o kadar. Atilla Taş’ın tutuklanması bana hep kripto hücrelerin operasyonları sulandırma amacı, ele güne karşı “Bak Erdoğan zararsız şarkıcıları bile hedef alıyor” diye propaganda yapmalarına fırsat yaratmak için tezgâhlanmış gibi geldi hep. Türkiye’yi yönetenler, Atilla Taş’ı mı tehdit görecek kendilerine? Kandırıp FETÖ gazetesine köşe yazarı yaptılar, tutuklanınca onun üzerinden kendilerini aklamaya çalıştılar.
ASIL MESELE: FETÖ’yle mücadelede en zor dönemece geldik, sıra kripto hücreleri tespit edip kökünü kazımaya geldi. Bugün kendini mağdur gibi gösteren, dün gazeteci kılığına girip örgüt için operasyon yapanların rolleri teker teker tespit edilmeli. Bu kimi FETÖ’cülerin dünyaya çarpıtarak anlattığı gibi bir basın özgürlüğü meselesi değil. Mevcut kripto hücreler yer yer devreye girerek bu ayrımı bulanıklaştırmaya çalışıyor.
#ÇölaşanBarlas
ARADIĞIMIZ DÜZEY BUYMUŞ MEĞER
Yayınlandığı zaman izlediğimde o ana kadar bu kadar sert bir tartışma görmemiştim. Belleğimde kuralların tamamen yerle bir olduğu, rakiplerin birbirinin ağzını burnunu kırdığı kanlı bir boks maçı olarak kaldı.
TRT’nin arşivini internete yüklediğini Ekranella’da okuyunca hemen trtarsiv.com sitesine girip 1994 yılından “Ateş Hattı”ndaki Emin Çölaşan-Mehmet Barlas kavgasını arattım.
Türk televizyon tarihinin en düzeysiz, en kirli, en sert kavgasını yıllar sonra izleyecektim...
Düzeysizlik mi? Gerek Barlas, gerek Çölaşan birbirlerine “Sayın” diye hitap ediyor, sözlerini kesmiyor, birbirlerini dinliyor.
Kirli? Arada Mehmet Barlas alaycı yorumlar yapıyor, Emin Çölaşan daha çok üstten bakan “Geç bunları” tarzında.
Peki ya sert üslup? Tartışmanın uzun bir bölümü karşılıklı köşelerdeki üslupların ne kadar çirkinleştiği, bu konuda bir ayar yapılması gerektiği, okurlarından tepki aldıkları üzerinde dönüyor.
Tam o sırada Ahmet Özal telefonla bağlanıyor, onunla Çölaşan’ın bile tartışması düzeyli!
Hiç hatırladığım gibi değilmiş... Hevesim kursağımda kaldı diyebilirim...
HAPİS ÇAĞRISI
Ya da yıllar içinde ekranda o kadar büyük çirkinliklere tanık olduk ki o günün en sert tartışması bile bugün yeteri kadar reyting getirmiyor diye ekranda yayınlanmayacak kadar sıkıcı ve düzeyli kalmış.
İkisi de birbirlerini hapse attırmaktan bahsetmiyor, savcılara çağrıda bulunmuyor. Aksine arşiv çalışmasıyla gelmişler, kitaplar okunmuş, yazıların altı çizilmiş ve ders çalışılmış.
Programı yöneten (TRT olduğundan eli kolu bağlı ve sürekli söz kesen) Reha Muhtar “Siz neden kavga ediyorsunuz” diyor, Emin Çölaşan da Mehmet Barlas’ın gazetecilikte kötü örnek olduğunu, haber kaynaklarıyla mesafesini korumadığını söylüyor. Barlas ise “Belki bu programda ortak bir noktada buluşuruz” iyimserliğiyle gelmiş.
Reha Muhtar eli kolu bağlı olmasına rağmen kan (ve henüz Türkiye’nin o dönem adını bilmediği reyting) peşinde olmasa bayağı akademik bir gazetecilik tartışması olacakmış bugün bakıldığında...
Yıllar sonra bu programı “Ekranlarda beklediğimiz düzey” diye anacağımı hiç düşünmezdim. Ne kadar çürümüş, ne kadar kirlenmişiz şu kısa zamanda.
TRT ARŞİV’DE NE ARADIM
- “Bir Başka Gece” diye bir eğlence programı vardı, aradım çıkmadı. Özellikle içinde Hıncal Uluç’un yaptığı spor sohbetlerini tekrar izlemek isterdim.
- Aziz Üstel’le “Gecenin Konukları”ndaki konuk yelpazesinin eklektiğine şaşırdım kaldım. Aynı programda yan yana Yazgülü Aldoğan, Seda Sayan ve Engin Noyan var. Türkiye gerçekten daha tuhafmış eskiden.
- Ertürk Yöndem’i arattım arşivde, bir sonuç çıkmadı.
- Uğur Mumcu ve Nazlı Ilıcak’ın karşılıklı tartışmalarını aradım, bulunamadı.
- Eurovision Türkiye Finalleri’nin tamamı yok, bazı yıllar eksik.
ÖZEL TV’LERDE DURUM NE?
Bir dönem Star TV’ye program yaptığım için çok eski arşiv görüntülerini kullanmak istemiştim. Ama mümkün olmadı. Kanalın o zamanki genel müdürü Melis Civelek üzülerek arşivin yok olduğunu söylemişti. Kanal birkaç kere el değiştirip taşındıkça arşiv de erimiş...
ATV arşivinin bir kısmı da zamanında Sabah binasını su basınca yok olmuştu.
Özel televizyonların böyle büyüme sancıları vardır işte. Ama keşke TRT Arşiv’in yolundan diğer kanallar da ilerleyip en azından eski programları internete yüklemeye başlasalar.
En başta da Show TV’nin arşivine dalıp günlerimi geçirmek isterim doğrusu.