Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Oray Eğin Bir rejim nasıl değiştirilir

        Dünya bir hafta önce ABD’nin İran’a müdahalesine hazırlanıyordu. Venezuela’daki başarılı lider kaçırma operasyonunun ardından Donald Trump benzer şekilde İran’daki rejimi devireceğinin sinyalini verdi. Sokaklardaki on binlerce protestocuya da umut oldu Trump’ın sözleri. Hatta Maryland eyaletindeki konforlu sürgününden Reza Pahlavi de sokaktaki direnişin sürmesi çağrısında bulundu.

        Bir hafta sonra bugün hem Ortadoğu’da hem de ABD’de İran konusunda farklı bir manzara var. Trump yüksek perdeden dillendirdiği müdahale tehdidinden sadece birkaç gün sonra fikir değiştirdi, vazgeçti. İran’daki göstericiler ciddi kayıp vererek dağıldı. Pahvali hala ülkenin başına geçmenin hayalini kuruyor olabilir, ama adı üstünde, şimdilik bu bir hayal.

        Peki ne değişti?

        VENEZUELA MODELİ OLMADI

        Aslında görünürde ABD için İran’daki rejimi değiştirmek için bundan daha iyi bir fırsat bulunamazdı. Rejim 2009’dan beri protestolarla sarsılıyor, her seferinde de iktidar ufak da olsa birtakım tavizler vererek yoluna devam etmeye çalışıyor. En son halka yaklaşık yedi dolar değerinde yardım yapmayı bile kabul etti, ama bu şaka gibi teklif öfkeyi dindirmedi.

        Trump’ın hayalinde tıpkı Caracas’taki bir operasyon vardı. ABD girecek, tereyağından kıl çeker gibi bir operasyon yapacak, 24 saat içinde yeni bir hükümet monte edecek ve yoluna devam edecekti.

        “Venezuela modeli” bu aralar hem Washington hem de ABD’nin dış politikasında çok etkin olan İsrail’de pek çok kişi tarafından benimsendi. Ancak geçen hafta Reuters’a konuşan İran asıllı akademisyen Vali Nasr’ın dediği gibi iki ülkenin dinamikleri farklı. Bir kere coğrafi olarak İran çok daha büyük bir ülke, Kürt ve Sünni azınlıklarıyla etnik olarak daha çeşitli, dahası yıllardır tutarlı ve derinleşmiş kurumları var.

        Reuters’dan Samia Nakhoul’a konuşan iki diplomat ve iki hükümet yetkilisine göre İran’ın “düşmesi” için en başta güvenlik elitinin taraf değiştirmesi gerekiyor. Şu anda sayıları bir milyona varan bir güvenlik ordusu var İran’ın; Devrim Muhafızları ve paramiliter gruplar birbirine kenetlenmiş durumda ve bu aşamada taraf değiştirecek gibi durmuyorlar. Rejime sıkı sıkıya bağlılar ve direnişçilere şiddetle karşılık vermekten çekinmiyorlar. Devletin emirlerini yerine getiriyorlar. Halbuki Venezuela’da rejimin içinden unsurlar devlet başkanı Maduro’ya ihanet ederek aylar boyu ABD’yle işbirliği yaptı. Başkanın konutunun en ince ayrıntısına, Maduro’nun her gece nerede yattığına dair her türlü bilgi ABD’nin elinde vardı. Operasyonun provası ABD’de inşa edilen maket konutta defalarca tekrarlandı. Maduro’dan sonra yerine kimin geçeceği de belli ki önceden kararlaştırıldı. İçeriden destek ve güvenilk güçlerinin işbirliği olmasa bugün Maduro hala yerindeydi.

        Nasr’a göre İran’daki rejimin zayıflaması için kalabalıkların çok daha uzun süre sokaklarda direnmesi gerek. İran şu anki haliyle “düşmekte olan” bir rejim değil, sadece “ilerlemekte zorlanan” bir durumda. Eğer güvenlik güçleri taraf değiştirirse İran’da rejim değişikliği ihtimali çok daha kuvvetlenir, ancak bu sadece devlet içindeki bir bölünmeyle mümkün olabilir.

        Geçmişte bunun örneklerini gördük. 1989’da Doğu Almanya’daki başlayan protestolarda güvenlik kuvvetleri hazırda bekliyordu ancak göstericilere vur emri verilmedi. Rejim zaten zayıflamış, dahası Rusya da desteğini çekmişti. Gorbaçov net bir şekilde müdahale etmeyeceklerini açıkladı.

        Bir ay sonra, Berlin Duvarı yıkılırken bürokratik bir karmaşadan dolayı yine güvenlik kuvvetleri geri durdu, vur emri verilmedi, kalabalığa müdahale edilmedi. Bu kaos sırasında sınırı geçenler sayesinde Doğu Almanya bir gecede tarihe gömüldü.

        1989’da Romanya’da daha farklı bir manzara yaşandı. Önce güvenlik güçleri göstericilerin üzerine ateş açtı, ancak sonradan taraf değiştirdiler. Gidişatı gören ordu sonuçtan tek başına sorumlu olmak istemedi, Çavuşesku her ne kadar saldırı emri verse de sonunda canını kaybeden o oldu.

        Ancak aynı sene Çin’deki gösterilerde rejim ve güvenlik eliti uyum içinde hareket ettiği için Komünist Parti ayakta kaldı. Sivillere ateş açıldı, ordu ve polisten kayda değer bir taraf değiştirme olmadı. Çin’de orduyla parti ideolojiyle iç içeydi, ordunun varlığını sürdürmesi de rejimin devamlılığına bağlıydı. Dahası, protestolara karşı konulmasına dair verilen emirler de netti.

        Benzer bir tehlikeyi 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Türkiye de atlattı. Orada yapılmak istenen bir rejim değişikliğiydi ve FETÖ ordu içindeki unsurların hükümete karşı kendisiyle işbirliği yapacağına inanıyordu. Hatta 15 Temmuz neredeyse Atatürkçü bir darbe, ordunun ulusalcı kesimleri yapmış gibi gösterilecekti. “Yurtta sulh cihanda sulh,” sloganı boşuna seçilmemişti. Ancak hükümetin net tavrı, güvenlik elitinin direnmesi ve kalkışmaya katılmaması, halk desteğinin olmamasıyla darbe girişimi püskürtüldü. Asker ve polis, ama en önemlisi halk FETÖ’nün tuzağına düşmedi.

        REJİM HENÜZ SAĞLAM

        Trump yönetimi ne kadar ülke zayıflamış gibi gözükse de İran’da beklediği rejim içi desteği henüz bulamayacağını fark etti. ABD’nin dış politikası üzerindeki en etkili ülke olan İsrail’le birlikte şimdi Washington’da acaba türlü tehditlerle rejime geri atım attırır mıyız, belli tavizler alır mıyız beklentisi var. Belki sınırlı bir hava saldırısı, belki petrol tankerlerine el koymak ya da patlatmak gibi seçeneklerle İran’ın en azından nükleer programından vazgeçebilmesi umut ediliyor.

        Trump yaptığı her açıklamada demokratik rejimlerin önceliği olmadığını vurguluyor. İran’daki protestocuların beklentisiyse rejimin çöküp yerine hanedanlığın gelmesi değil. Dolayısıyla ABD müdahale etmeye kalkışsa da bile tek amacı ülkenin kaynaklarına konmak, rejimin başına da bir kukla lider getirtmekse bu duruma direnişçilerin destek vermesi beklenemez. Zaten bu yüzden protestocular yavaş yavaş evlerine çekildi ve güvenlik güçleri taraf değiştirmedi.

        Gerek Venezuela modeli gerekse de İran’a yönelik tehditlerden çıkartılacak bir diğer önemli ders ise Trump’ın ipiyle kuyuya inilmeyeceği.