Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SALTANATTAN ayrılmasının üzerinden 91, vefatından buyana da tam 87 sene geçti ama Türkiye hâlâ Sultan Vahideddin'i konuşuyor; "Hain mi, vatansever mi?" diye tartışıyor.

        Bir devlet adamının tarihteki rolünün bu kadar sene sonra bu şekilde hâlâ konuşulmasının ve tartışılmasının örneğine başka memleketlerde pek rastlayamazsınız. Devletlerin ve milletlerin kaderinde felâketlere sebep olan kararların alındığı devirler, o memleketin siyasetçisinin, aydınının ve halkının gözünde artık kapanmış ve tarihe intikal etmiştir.

        Sadece dönemler değil, felâketlerin sorumlusu olarak kabul edilen kişiler de tarihin konusudur, bu kişiler hakkında yorumda bulunulmaz, sıfat kullanılmaz, isimlerine ve iktidar senelerine ayrı bir vurgu yaparlar, o kadar...

        Sultan Vahideddin ve sadrazamı Damad Ferid Paşa döneminin Avrupa'daki örnekleri, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman işgaline uğrayan Fransa'da kâğıt üzerinde bağımsız görünen ama sadece bir Alman kuklası olan Vichy'deki rejimin başkanı Mareşal Philippe Petain ile başbakanı Pierre Laval'dir.

        GESTAPO KORKUSU

        Savaşı müttefiklerin kazanması ve liderliğini General Charles de Gaulle'ün yaptığı Özgür Fransa Hareketi'nin Fransa'ya hâkim olması üzerine işgal sırasında Almanlar ile işbirliğinde bulunanların yanısıra Petain ve Laval de "ihanet" suçlaması ile askerî mahkemeye çıkartıldılar ve ikisi de idama mahkûm oldu. Petain'in cezası memleketine geçmişte yaptığı hizmetlerin hatırasına müebbed hapse çevrildi, Laval ise kurşuna dizildi.

        Fransa, savaşın hemen ardından yaşanan toz-dumanın dinmesinden sonra Petain'in hakikaten hain olup olmadığını seneler boyu tartıştı. Bir kesim "Haindi, devleti sattı ve Almanlar'ın kuklası oldu" derken karşı taraf "Mecburdu, böyle davranmasa idi Gestapo bütün Fransa'nın anasını ağlatır, memleketin her tarafı işgal edilirdi" diyerek karşı çıktı.

        Netice mi? Mareşal Petain bugün Fransa da sadece "Petain" , kurduğu yönetim de "Vichy Fransası"dır ve isminin başına bir sıfat ilâve edilmeden bu şekilde bilinirler. Artık çok azı hayatta kalan direnişçiler bile haklı olarak nefret ettikleri Petain'e de, Laval'e de "collaborateur" yani "işbirlikçi" derler ve her ikisini de tarihe havale ederler.

        Aynı durum, savaş yıllarında Almanlar'dan çok çekmiş olan Avusturya ile Norveç'te de sözkonusudur. Alman işgaline uğrayan Avusturya'nın başbakanı Arthur Seyss-Inquart ile Norveç'in lideri Vidkun Quisling de halkları tarafından nefretle yâdedilir ama sadece "tarihin malzemesi" olarak görülürler.

        BİR ÇARESİZ VE BİR MECNUN...

        Sultan Vahideddin hain mi, yoksa kahraman mı idi?

        Her ikisi de değildi; çaresiz, sözünü sadece Bebek ile Aksaray arasında ama güç-belâ dinletebilen güçsüz ve talihsiz bir hükümdardı, hepsi bu...

        Türkiye, Vahideddin'in tahta çıktığı 1918'in 4 Temmuz'unda, o tarihten dört sene önce girdiği savaşta zaten çoktan yenilmişti ve yine o senenin 30 Ekim'inde imzalanan teslimiyet anlaşması, yani Mondoros Mütarekesi ise zaten beklenen bir netice idi...

        Vahideddin, mektuplarında ve hatıralarında bütün çabasının "günü kurtarmak, en önemlisi de, İstanbul'un elden çıkmasına mani olmak"tan ibaret bulunduğunu yazacaktı ve bütün politikasını bunun üzerine kurdu. Devlet, o devrin anlayışına göre "hükümdarın babasından kalmış bir mülk", yani "tahttaki haşmetlûnun evi" idi; hiçbir hükümdar mülkünü kendi elleriyle ateşe atmaz, işgal edilmiş bile olsa bir yolunu bulup kurtarmaya çalışırdı...

        Sultan Vahideddin de böyle yaptı, ama çaresizdi, güçsüzdü ve netice başka oldu...

        Peki, ya Pierre Laval'in öncüsü gibi olan Damad Ferid Paşa?

        Bütün ümidini İngiltere'ye bağlamış bir zavallı ve Vahideddin'in ifadesi ile bir "mecnun"du, o kadar...

        Vahideddin'in dönemindeki hadiselerin benzerini yaşamış olan başka milletlerin o devirleri değerlendirme konusunda vardıkları seviyeye gelmemiz ve devamı olduğumuz devletin başındaki kişileri "hain" yahut "satılmış" gibi sıfatlarla yaftalamanın hem kendimize hem de tarihimize karşı büyük bir ayıp teşkil ettiğini farketmemiz için önümüzde daha çoook zaman var...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar