Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SON senelerin çok ses getiren müzayedelerinden biri geçen Pazar günü yapıldı, Osman Hamdi Bey'in meşhur tablosu "Huzur" görücüye çıktı ama satılmadı!

        Halbuki öyle fazla bir para falan da talep edilmemişti, açılış fiyatı sadece dokuz milyon dolarcıktı! Yani yeni para ile 17 milyon liranın, eskisi ile de 17 trilyonun üzerinde birşey...

        Şaka bir tarafa, Türk ressamlarına bırakın milyon dolarlar verilmesini, yüzbinler ödenmesini bile bir türlü anlamamışımdır. Zira, bizde geleneği bulunmayan ve geçmişi en fazla bir buçuk asra dayanan bir sanatın dünyadaki örnekleri ile yarışabileceğine hiç inanmamışımdır.

        Edirne'den dışarı çıktığı anda genellikle para etmeyen, Avrupa'nın önde gelen sanat merkezlerinde bile değil bizdeki fiyatlara, çok daha aşağı meblâğlara bile müşteri bulması imkânsız olan objelere Türkiye'de neden yüksek değerler biçilir ve işin daha da tuhaf tarafı bu objelerin bir kısmı nasıl olur satın alınır? Alıcının sahibi olduğu şirketin vergilerinde bazı indirimler sağlayabilmesi için mi, geçici bir spekülâsyon hevesiyle mi, bazı galeri sahiplerinin ticarî dehalarından mı, kolay kazanılmış parayı sarfetmenin çok daha kolay oluşundan mı, yoksa eserlerin hakikaten bu kadar para edecek değerde olduklarından mı, bilmiyorum... Benim için tuhaf ve anlayış sınırlarımın hayli dışında kalan bir muamma...

        AH O HAVA YOK MU?

        Türk resmine bu kadar para verebilecek gücü olan kişinin bir ayağı zaten yurtdışında demektir. Tabloları duvarına sınıf atlama vasıtası olarak değil, hakikaten bilerek ve zevk duyarak asan zengin müşteri ise dünya resim piyasasından mutlaka haberdardır, Türkiye'deki yerli resim fiyatlarının çok daha düşüğüne dünya çapında bir imza alabileceğini gayet iyi bilir.

        Bu işten hakikaten anlayan çok az sayıdaki sanatseverimiz yahut mesenimiz, zaten böyle yapıyor!

        Eserleri Türkiye dışında satılan yahut modern sanat müzelerinin depolarında yer bulan ressamlarımız yok mu? Çok şükür ki var, hattâ bir değil, birkaç sanatçımız mevcut. Fakat, Avrupa'da sergiledikleri tablolarına Türkiye'deki gibi yüzbinlerce yahut milyonlarca dolar yahut euro gibi uçuk meblâğlar değil, makul fiyatlar talep ediyorlar.

        Çağdaş Türk ressamının eserini yurtdışında satın alıp Türkiye'ye getirme merakının ise bir başka zevki var: Evin hanımının misafirine "Şekerim, Sotibiys'in Londra'da geçen seneki mezatından almıştık" diyebilmesinin zevki!

        Müzayede şirketi sahibi olan dostlarım ve arkadaşlarım kusura bakmasınlar ama fiyat konusunda uçuyoruz!

        ÇIKIŞIN İNİŞİ VARDIR

        Müşteri portföyünün "Para kazandım, sınıf atladım, şimdi biraz da sanata yatırım yaptığım takdirde artık 'Oldum!' diyebilirim" mantığına hitap etmesinin en büyük zararı, sadece ve sadece Türk resminedir! Bu mantıkla gidildiği takdirde "Türk resmini desteklemek lâzım" düşüncesi çöker, müşteriler sadece parası olanlardan ibaret kalır ve bu, sanatın yaygınlık kazanmasının önündeki en büyük engeldir! Galeriler böyle abarttıkları ve bir ressamın aynı seriden tablosunun fiyatını bile beş yılda neredeyse yirmi katına katladıkları takdirde az sayıda müşteriden meydana gelen piyasa çok yakında "işba haddi"ne yani doyum noktasına ulaşacak, orada duracak ve iniş başlayacak demektir!

        Bu işin gerçek meraklıları bilirler, ben bilmeyen servet sahiplerine hatırlatayım: Refikanız hanımefendi ile mevsimlik alışverişiniz için Avrupa'ya, meselâ Paris'e mi uzandınız? Saint-Honore tarafına mutlaka gideceksiniz demektir... Meşhur markaların mağazalarına dalıp paketleri yüklenmenizden önce azıcık yürüyün, Faubourg'a çıkın...

        O sokakta sıra sıra sanat mekânı görürsünüz. Dünya çapındaki ressamlardan birinin imzalı desenini Türk resmi ile mukayese edilemeyecek kadar düşük fiyata alabilir, hattâ kesenin ağzını biraz daha açtığınız takdirde ufak boyda yağlıboya bir tabloya bile sahip olabilirsiniz. Hanımefendi de böylelikle misafirlerine artık "Bu bizim Düfimiz, bu da Otrillomuz hayatım... Paris'ten aldık... Noktacılığa bayılıyorum" diyebilecektir!

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar