Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        REUTER Ajansı, Başbakan Tayyip Erdoğan'ı AK Parti Genel Merkezi'ndeki ofisinde çalışırken fotoğraflamış...

        Fotoğrafları yayınlayan gazetelerimiz, "ofis" sözü sanki çalışmaya mahsus mekânların haricindeki yerler için de kullanılırmış gibi, Başbakan'ın bürosuna "çalışma ofisi" demişler... Dolayısı ile, bundan sonra "yemek ofisi", "uyuma ofisi", "giyinme ofisi" yahut "eğlence ofisi" gibisinden kavramları da işiteceğiz demektir!

        Ofisin fotoğraflarını uzun uzun seyrettim. Sonra, daha yakından görebilmek için Reuter'in servis ettiği görüntülerin asıllarını gazetenin arşivinden bilgisayarıma indirdim ve tekrar baktım. Modernize edilmiş geometrik Selçuklu motiflerinin ağırlıkta olduğu, hattâ motiflerin çalışma masasında ve sehpada bile hemen farkedildikleri şık bir ortam... Ama pencerelerde bu motiflerle uyum sağlaması zor olan 18. yüzyıl Avrupa çiçek desenli perdeler ve Başbakan'ın koltuğunun hemen solundaki duvarın üzerinde de küçük boyda iki ferman...

        TEŞHİRE NEDEN KARŞIYIZ?

        Tuğralarını okuyup hangi hükümdarlara ait olduklarını anlayabilmek için fermanların fotoğraflarını bir hayli büyüttüm, netlikleri bozuldu ve son döneme ait olduklarını görebildim, o kadar... Üsttekinde ise bir tuhaflık vardı. Madalya yahut terfiler için isim ve rütbe kısımları el ile doldurularak verilen serî fermanlardan biri gibi idi ama verilen kişinin isminin yazılı olduğu yer boş görünüyordu. Duvara ya boş kısımları doldurulmamış, yani kimseye verilmemiş bir belge asılmıştı yahut yazılar güneş gördüğü için silinmişlerdi...

        Fermanlar bana bundan senelerce önce, 1970'lerde, başbakanların eski binadaki makam odalarında asılı duran 19. yüzyıldan kalma nefis bir hattı hatırlattı: Mahmud Celâleddin'e yahut Mustafa Râkım'a ait bir yazıyı... O enfes hat şimdi kimbilir nerededir...

        Ben olsam biraz daha farklı şekilde tefriş ederdim ama, Başbakan'ın AK Parti Genel Merkezi'ndeki ofisi genel itibarı ile şık idi. Üstelik hem Başbakanlık'taki resmî ofisten, hem de Çankaya Köşkü'ndeki Cumhurbaşkanlığı makamından daha bir hoşluğa sahipti.

        Senelerden buyana, devletin başındaki kişilerin sarayları kullanmalarını yahut ofislerinin saraylardan getirilecek eşyalarla döşenmesi gerektiğini söyledim ve hâlâ söylüyorum.

        Zira, devletin en tepesindekilerin saraylardan istifade etmeleri, ezelî muhaliflerin iddia ettikleri gibi şımarıklık falan değil, prestij meselesidir. Cumhurbaşkanlarının İstanbul'a geldiklerinde şehrin neredeyse öbür ucunda kalan ve tamiri senelerdir tamamlanamayan Huber Köşkü'nü yahut orduevlerinden birini değil, imparatorluk devrinin binalarını kullanmaları, üstelik yabancı misafirlerini buralarda ağırlamaları, misafirin üzerinde çok daha güçlü etkiler bırakır. Hattâ, sarayların depolarındaki bazı eşyanın da Çankaya Köşkü'ne gönderilmesi ve günlük kullanım için olmasa bile teşhir maksadıyla orada tutulması bile devlet geleneğimizin asırlar öncesinden geldiğini göstermesi bakımından mükemmel bir vasıtadır.

        BAŞKAN, SARAYDA KALIR!

        Sarayları kullanmaya karşı çıkan ve imparatorluk mirası olan mekânların sadece müze olarak kullanılmasını isteyenlerin unutmamaları gerekir: Bugün, cumhuriyetle yönetilen Avrupa ülkelerindeki saraylar, cumhuriyetin başındakilere tahsis edilmiştir. İtalya'da vakti zamanında krallara mahsus olan Quirinale Sarayı şimdi cumhurbaşkanlığına aittir, Avusturya cumhurbaşkanları da beş asırlık Hofburg Sarayı'nda kalırlar.

        Üstelik, Fransa'nın cumhurbaşkanları da Paris'teki Élysée Sarayı'nda yaşarlar ve Nicolas Sarkozy ile Carla Bruni bile halen oradadırlar!

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar