Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Adam İstanbul'a ayağımıza kadar gelmiş. Bütün medya peşinde. Televizyonlar onu canlı yayına çıkartmak için uğraş veriyor. Biz de bu uğraşın içine girip, onu canlı yayına çıkartmışız. Bütün mesele bu. Bahsettiğim kişi Fenerbahçe'nin eski teknik direktörü Daum.

        Alman hocanın canlı yayına çıktığı günün akşamında Galatasaray-Schalke, ertesinde de Fenerbahçe-Bate maçı var. Biz de hem bu maçları hem de Fenerbahçe'yi konuştuk.

        Fenerbahçe'yi konuştuk çünkü Daum'la kazanılan ve kıl payı kaybedilen iki şampiyonluk var. Onları konuşurken, beraber görev yaptığı Aykut Kocaman'ı da gündemimize aldık.

        Vay sen misin bunları konuşan. Kendini Fenerbahçeli zanneden ve twitter kabadayılığı yapan küçük bir grup bizi topa tuttu. Yok efendim Bate maçı öncesi yayın yapılır mıymış, yok o soru sorulur muymuş, yok bu sorulur muymuş, biz kimlere hizmet ediyormuşuz?

        Benim hizmet ettiğim yer belli. Ben bu mesleği bugüne kadar "ekmek parası" için yaptım, bundan sonra da öyle yapacağım. Varsa aksini ispat edecek biri hodri meydan.

        O gün Daum'u yayına ben çıkartmasam, başka bir televizyon çıkartacaktı. Nitekim aynı günün akşamı (20 Mart Çarşamba) Alman hoca Beyaz TV'ye çıktı. TRT'nin canlı yayınına telefonla bağlandı. Fırsat olsa, diğerlerine de çıkacaktı.

        Daum'un yayında sadece Aykut Kocaman'la ilgili sözlerini gündeme getirenlere soruyorum. Adam canlı yayında hem de Türkçe, Aziz Yıldırım için "EFSANE BAŞKAN" deyip durdu. Onu niye hiç gündeme getirmediniz?

        Beni asıl üzen konu ise bir başka. Fenerbahçe'nin eski bir yöneticisi var ki Allah korusun. Adam adeta pusuda bekliyor. Olmuş tweet kabadayısı. Ortalığı birbirine katmak, insanları birbirine düşürmek için adeta fırsat kolluyor. Daum olayında da aynı göreve(!) soyundu.

        Yazık çok üzüldüm. Dostum zannediyordum yanılmışım. Allah Fenerbahçelileri, böylelerinden korusun.

        Ben onların Fenerbahçeli olduğuna inanmıyorum.

        Bana inanmayan varsa ispata da hazırım.

        MAHALLE DEĞİL, ABİ BASKISI

        Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın eski teknik direktörü Christoph Daum geçtiğimiz haftayı İstanbul'da geçirdi. Alman Sky televizyonuna Galatasaray-Schalke maçını yorumlamak için Türkiye'ye gelen Daum, 4 gün kaldığı İstanbul'da dostlarıyla da hasret giderdi.

        Alman hoca geldiği ilk günde soluğu çok sevdiği Balıkçı Kahraman'da aldı. Yakın arkadaşı Yusuf Keskin ile Sarıyer'e giden Daum o gece birçok yakın dostuyla karşılaştı. Milli Takım Teknik Direktörü Abdullah Avcı da bunlardan biriydi. İki teknik adam bu sürpriz buluşmada koyu bir futbol sohbetine daldılar. Daum'un o gece Avcı'ya anlattıklarının bir özetini de ben sizlere aktarayım:

        "Türk futbolunun kurtuluşu altyapıdadır. Sakın gençlerden vazgeçme. Avrupa'da top koşturan gençleri daha yakından takip et, ya da ettir. Almanya bu operasyona 2000 yılında başladı. Sonuç ortada. En az 8-10 yıl sabretmek zorundasınız. Milli Takım'da gördüğüm kadarıyla birlik beraberlik yok. Takım gruplara bölünmüş. Gol atıyorsunuz, herkes sevinmiyor. Bir futbolcu sakatlanıyor, başına herkes gitmiyor. Bunlar çok düşündürücü ve üzücü. Birlik, beraberlik ve arkadaşlık yoksa başarı hayal olur. Türk futbolunun en büyük rahatsızlıklarından biri de abi muhabbeti. Bu abi muhabbeti yüzünden çoğu genç baskı altına giriyor ve başarılı olamıyor. Abi baskısına bir son verin. İşinin çok zor olduğunu biliyorum. Türkiye'de herkes birincilik peşinde. Ben Avrupa'da bir takımı ligde ikinci yapsam, omuzlara alınırım. Burada Fenerbahçe'yi ikinci yaptım kovuldum."

        Daum tecrübelerine dayanarak bunları Abdullah hocaya aktardı.

        Ona hak vermesine veriyorum da, benim gibi Avcı'nın da aklını şu kurcalıyordur. Türkiye'de başarı için 8-10 yıl bekleyecek kaç babayiğit var acaba?

        PLANLAMA VE ZAMANLAMA

        20 Şubat Çarşamba günü Şampiyonlar Ligi maçı oynayan Galatasaray ligde sahaya 25 Şubat pazartesi çıkıyor. 21 Şubat Perşembe günü UEFA Avrupa Ligi maçını oynayan Fenerbahçe'nin lig maçı ise 24 Şubat Pazar günü.

        Bu tablo doğru bir tablo değil. Futbol Federasyonu'nda bu işleri kim organize ediyor bilmiyorum. Ancak şu bir gerçek ki bu planlamayı yapanların, planlamadan haberi yok. Bunu ilk defa yaşamıyoruz. Avrupa'da adamlar maç programlarını neredeyse bir yıllık yaparken, biz iki haftalık programı yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz. Bu işlerde kesinlikle art niyet olmadığını biliyorum. Ancak planlama yapanların zamanlama konusunda eksiklikleri olduğu kesin.

        Dedikoduların önüne geçmek ve buluttan nem kapanlara malzeme vermemek için, planlamacılara hemen bir ayar çekmek gerek.

        ANILAR

        ÖNCÜ MÜ, ARTÇI MI?

        17 Ağustos 1999 depreminin yaralarını uzun yıllar geçmesine rağmen hala saramadık dersek yeridir. O günlerde yaptığımız Bizim Stadyum programına nur içinde yatsın, rahmetli Prof.Dr. Ahmet Mete Işıkara'yı konuk etmiştim. İyi bir Galatasaraylı olan "Deprem Dede" ile hem takımını hem de statların durumunu konuşacaktık. Deprem sonrası statlar ne kadar zarar görmüştü? Dolu tribünler tehlike yaratır mıydı?

        Program başladı. Ben hocayı takdim ettim. 1-2 dakika içinde program yaptığı ATV'nin santralı kilitlendi. Ahmet Mete Işıkara'yı ekrandan gören telefona sarılmıştı. "Deprem nerede oldu? Artçı mı öncü mü? Evleri boşaltalım mı? Derdimizi bir türlü anlatamayınca programı erkenden bitirmek zorunda kaldık.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar