Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Küresel sanat takviminde kimi eleştirmenler tarafından ‘Sanat Olimpiyatları’ olarak adlandırılan Venedik Bienali, yeni sanat eğilimleri ve tartışmaları doğuran en önemli güncel sanat etkinliklerinden biri. Bienal çerçevesinde verilen Golden Lion Ödülleri, sanatın Oscar’ına eşdeğer...

        58. Venedik Bienali, dünyanın içinde bulunduğu kriz ortamını anlatan bir başlık, ‘May You Live in Interesting Times’/ Enteresan Zamanlarda Yaşa ile 8 Mayıs’ta kapılarını açtı. Başlık ilhamını, İngiliz parlamentosu üyelerinden Austen Chamberlain’in 1930’larda yaptığı bir konuşmasında sarf ettiği ve Çin bedduası olarak bilinen sözden alıyor.

        İçinde bulunduğumuz ‘enteresan zamanlar’a dair bizlere alternatif bakış açıları öneren bir kılavuz niteliği taşıyor bu yıl Bienal. Sanatçıların yaratıcılığını hiçbir kısıtlama olmaksızın gösterebildiği günümüz ender platformlarından; Kritik döneme ve gündeme dair gerçekliklerin en çıplak haliyle, sanata yansımasını sunuyor. Sanatçıların kariyer basamaklarında da önemli bir adım teşkil ettiği şüphesiz. Venedik’te eserler, ticari ve hatta estetik kaygılardan uzak, genellikle geniş kapsamlı kavramsal kurulumlar… Katılımcı sanatçıların ürettiği ticari beğeni odaklı eserleri ise, birkaç hafta sonra Art Basel’de görmeniz mümkün.

        40 YAŞ ALTI SANATÇILARA DESTEK

        Bu yıl, Londra’daki Hayward Gallery’nin direktörü Ralph Rugoff’un küratörlüğü üstlendiği sergide çalışmaların tümü çağdaş: 2010’dan bu yana üretilmiş eserlerin neredeyse tamamı 40 yaş altı sanatçılara ait. En genç sanatçı 1990 doğumlu Litvanyalı Augustus Serapinas, en yaşlısı ise Berlin’den 79 yaşındaki Jimmi Durham… Yüksek riskli bir sanatçı seçkisi stratejisi olmakla beraber, sanatın en güncel gerçekliklerle ilişkisinin bir ilanı olarak, genç sanatçılarla çalışmak anlamlı, ve güçlü bir dinamizm katmış bienale. Bireysel parçalar geleneksel formların çok ötesinde, kullanılan görsel dil çok çeşitli.

        90 ülkenin katılımıyla gerçekleşen Bienal üç bölümden oluşuyor. Küratörün seçkilerinden oluşan bir ana sergi: Uluslararası Pavilyon, ve bu temaya bağlı ülke pavilyonlarının yer aldığı Giardini ve Arsenale.

        ÇÖKÜŞÜN AYNASI: BOŞ PAVİLYON

        Bu yıl ilk kez katılan ülkeler: Gana, Madagaskar, Malezya ve Pakistan. Cezayir ve Kazakistan son dakika kendi hükümetleri tarafından geri çekildi, Venezüella ise listede yer almasına rağmen hiçbir sanatçı katılımı olmadı. 1950’lerde Carlo Scarpa’nın tasarladığı beton görünümlü küboid Venezüella Pavilyonu, tüm ihtişamıyla kendini gösteren kubbeli Rus pavilyonunun yanında, bomboş ve karanlıklar içinde duruyor. Jeopolitika burada her zaman başrolde. Onlarca proje arasında belki de en etkilendiğim sahne bu ‘boş pavilyon’ oldu. Hiçbir ifadeye gerek kalmadan, gerçeklik tüm çıplaklığıyla karşımda. İzleyiciyi, siyasetteki çıkmazlar karşısında zaman zaman sanat ve sanatçının dahi çaresiz kalışına tanıklık ettiriyor.

        Venezüella Pavilyonu (Fotoğraf: Ben Davis)
        Venezüella Pavilyonu (Fotoğraf: Ben Davis)

        FRANSA’DAN BREXIT’E GÖNDERME

        Bienal izlenimlerime bahsi geçen Rus-Venezüella pavilyonlarının da yer aldığı Giardini’den başlamak istiyorum. Burada 28 ülkenin, kendi inşa ettikleri kalıcı temsil mekanları var. Bir yanda da ana serginin yer aldığı Uluslararası Pavilyon... Ziyaretçileri burada, uluslararası pavilyonun çatısından çıkan bir sis bulutu karşılıyor. Lara Favoretto’ya ait bir enstalasyon bu: ‘Thinking Head’. Bienalin başlıca konularından iklim değişikliği ve küresel ısınmayla mücadele mesajı veriyor. Bahçede ilerledikçe, bir başka sis bulutu da Fransız pavilyonunda karşımıza çıkıyor. Bu kez, Turner ödüllü Laure Prouvost’a ait… Bienalin en etkileyici sergilerinden Fransız pavilyonunda gösterilen epik filmin yaratıcısı Prouvost. Dahası, Pavilyonun arka kapısına çıktığınızda Fransa Pavilyonu’nu İngiliz Pavilyonu’na bağlayan bir tünel kazısının başlamakta olduğunu görüyorsunuz! Uzatmalı Brexit müzakereleri devam ederken, bu hiciv dolu girişimin de müteahhiti Prouvost.

        Uluslararası Pavilyon'un girişi. Lara Favoretto'ya ait 'Thinking Head' sis buharı enstalasyonu
        Uluslararası Pavilyon'un girişi. Lara Favoretto'ya ait 'Thinking Head' sis buharı enstalasyonu

        AMERİKA PAVİLYONU’NDAN ÖZGÜRLÜK SERZENiŞİ

        Giardini’de dikkat çeken pavilyonlardan biri de, Amerika Pavilyonu. Pavilyonun dışını usta heykeltıraş Martin Puryear’ın radyal bir güneş patlamasını anımsatan dev anıtsal heykeli kaplarken, içeride ‘özgürlük’ kavramı sorgulanıyor. Amerika’nın, son iki Venedik Bienali’nde en ses getiren sergilere ev sahipliği yaptığına dikkat çekerim: 2017’de Mark Bradford 'Ülkem tarafımdan temsil edildiğimi düşünmezken ben nasıl burada ülkemi temsil edebilirim' diyerek 57. Venedik Bienali’ne henüz bienal başlamadan damga vurmuştu.

        Laure Prouvost tünel enstalasyonu - Fransız Pavilyonu.
        Laure Prouvost tünel enstalasyonu - Fransız Pavilyonu.

        AVUSTURYA PAViLYONU’NDA FEMINIST SORGULAMALAR

        Giardini’de favorim: Avusturya Pavilyonu. 75 yaşındaki feminist sanatçı Renate Bertlmann’a ait ‘kırmızı gül’ enstalasyonu, yüzde elli kadın sanatçı katılımıyla gerçekleşen Giardini’nin en akılda kalıcı eseri. Bertlmann'ın keskin konstrastlı çalışmaları, toplumda kadının yeri, cinsiyetçilik, cinsel şiddet ve hamilelik konularını fevkalade doyurucu bir görsellikle ele alıyor.

        Renate Bertlmann - Avusturya Pavilyonu
        Renate Bertlmann - Avusturya Pavilyonu

        ALTINDERE ‘TEMSİL EDİLMEYENLERİN TEMSİLİ’

        Ana sergi bölümüne geldiğimizde, 83 sanatçının yer aldığı Uluslararası Pavilyon’da, Türkiye’den davet edilen tek isim Halil Altındere. Altındere’nin ironik yaklaşımı ve özgün ifade diliyle ürettiği iki eserin gördüğü ilgi gurur verici. Dahası, ‘Neverland’ eseri Giardini’de bienalin çıtasını yukarı taşıyan sayılı eserlerden biri diyebilirim. ‘Neverland’ ülke pavilyonlarının arasında, onlarla aynı dönemde yapılmış gibi görünen Palladian stilindeki bir pavilyon cephesi. Ulusal temsil fikrinin hakim olduğu etkinlikte sanatçı, tüm temsil edilmeyenleri temsil ediyor: Azınlıklar, mülteciler, marjinaller ve niceleri adına başarılı bir katkı ve düşünme alanı sağlıyor.

        'NEVERLAND' (Halil Altındere - Ben:)
        'NEVERLAND' (Halil Altındere - Ben:)

        Zanele Muholi’nin siyah beyaz devasa portreleri, ve Njideka Akunyili’nin renkli portreler serisi, ana sergide iki boyutlu olup dikkat çekmeyi başaranlar arasında.

        Zanele Muholi Portreleri...
        Zanele Muholi Portreleri...

        ‘ÇAĞDAŞ GÖÇÜN ANITI’

        Ana serginin en ses getiren projelerinden biri de Arsenale’de yer alıyor: Sanatçı Christoph Büchel’e ait, “Barca Nostra’/Teknemiz. Arsenale’ye yerleştirilmiş olan tekne, Nisan 2015'te Akdeniz'de batarak 800'den fazla göçmenin hayatını kaybettiği, balıkçı teknesinin ta kendisi. Hiçbir tabela veya açıklaması bulunmayan eser, hem ölüm tuzağı, hem de tabut; ‘Çağdaş göçün anıtı’; İnsanların serbest dolaşım hakkını sembolize eden bir Truva atı olarak da simgeleniyor.

        Barca Nostra' - Christoph Büchel (Fotoğraf: Luca)
        Barca Nostra' - Christoph Büchel (Fotoğraf: Luca)

        Bienal boyunca pek çok sanatçının biri Giardini, diğeri Arsenale’de olmak üzere birbiriyle diyalog içinde iki farklı çalışması var. Rugoff, küratöryel planlamayı bu şekilde yaparak konuları çok zevkli, ince ve iki kat kafa yormamızı gerektiren bir biçimde işlemiş. Bu denli büyük sergilere hükmetme eğiliminde olan metin ağırlıklı kavramsal çalışmaları da asgari düzeyde tutmuş. Ancak, karışık yerleşim planlaması ve kavramsal çerçevenin dışında kalan eserlerin varlığı, ana sergide algıyı zorlaştırıyor.

        Giardini’ye 15 dakika yürüme mesafesinde, eski tersanelerin yer aldığı Arsenale kanımca Giardini’den daha etkileyici.

        TÜRK PAVİLYONU: ‘BİZ, BAŞKA YERDE’

        'Biz, Başka Yerde'- İnci Eviner
        'Biz, Başka Yerde'- İnci Eviner

        Pavilyonu ziyaret edecek olanlara mutlaka, sergiye özel kaleme alınan; Orhan Pamuk’un Eviner'in karakterlerine ses verdiği, ‘Biz, Başka Yerde’ başlıklı kitabını ve siyaset kuramcısı Hannah Arendt’in 1943 yılında kaleme aldığı ‘Biz Mülteciler’ metnini okumalarını öneririm.

        GANA’DAN ANLAMLI BAŞLANGIÇ

        El Anatsui'ye Golden Lion Hayat Boyu Başarı
        El Anatsui'ye Golden Lion Hayat Boyu Başarı

        ‘EN İYİ ÜLKE PAVİLYONU’ LİTVANYA

        Son olarak, 58. Venedik Bienali’nde en çok beğenimi kazanan: Litvanya Pavilyonu. Sun & Sea canlı bir opera performansı: Bir ‘Plaj Operası’... İzleyici, balkondan aşağı plaj keyfi yapan tatilcileri izliyor: Kumdan kale yapan çocuklar, güneşlenen, müzik dinleyen insanlar… Oyuncuların tümü aynı zamanda bir saat süren operanın parçası. Tiyatro yönetmeni Rugilė Barzdžiukaitė, oyun yazarı Vaiva Grainytė ve besteci Lina Lapelyt. Zaman ilerledikçe gökyüzü ve denizin rengi değişiyor, doğa ölüyor… İklim değişimini sarsıcı, ve daha önemlisi yegâne özgünlükte gözler önüne seren bir çalışma. Sun & Sea’nin, Golden Lion ‘En İyi Ülke Pavilyonu’ ödülünü üstünlükle hak ettiği kanaatindeyim. ‘Enteresan zamanlar’ değil, büyük bir ustalıkla son günlerimizin yaklaştığına işaret ediyor.

        Sun & Sea. Golden Lion ‘En İyi Ülke Pavilyonu’
        Sun & Sea. Golden Lion ‘En İyi Ülke Pavilyonu’

        Arsenale bitiminde, Lorenzo Quinn’in ‘Building Bridges’ anıtsal heykeli yer alıyor. Andrea Bocelli konseriyle açılışı yapılan çalışma etkileyici görsellikte. Görmeden dönmemeniz gereken bir başka yapıt da Tomas Saraceno’nun ‘On the Disappearance of Clouds’ enstalasyonu.

        Bienal, 24 Kasım 2019’a kadar devam edecek.

        Bi̇r sonraki yazı: Venedik Bienali Yan Etkinlikler rehberi

        Lorenzo Quinn - Building Bridges
        Lorenzo Quinn - Building Bridges
        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar