Türkiye ekonomisinin bugün gelip dayandığı noktada artık tek bir gerçeği yüksek sesle konuşmanın vakti geldi. Bizim için enflasyon sadece bir fiyat artışı meselesi değil, aynı zamanda küresel arenadaki varlık yokluk kavgamızdır. Bugün açıklanan 2025 yılı üçüncü çeyrek verileri, çok net bir korelasyonu bir kez daha yüzümüze çarpıyor. Ne kadar dezenflasyon, o kadar rekabet gücü!
YAPIŞIK KARDEŞLER: BİRİ NEREYE DİĞERİ ORAYA
➔Ekonomimizde enflasyon ve rekabet gücü endeksi adeta "yapışık kardeşler" gibi hareket ediyor. Biri yükseldiğinde diğeri boynunu büküyor. 2017 yılını baz (100) kabul ettiğimiz TÜSİAD-RGE (Rekabet Gücü Endeksi) verileri bu kader birliğini rakamlarla kanıtlıyor.
➔2020’nin son çeyreğinde, enflasyonun nispeten daha öngörülebilir olduğu o dönemde, endeks 120.23 seviyesine kadar fırlamıştı. Bu, Türkiye'nin küresel rakiplerine karşı maliyet avantajını %33 artırması demekti.
➔Ancak ne zaman ki enflasyon çift haneli canavara dönüştü, o kazandığımız %33’lük mevziyi 4 yıl süren sancılı bir gerilemeyle geri verdik. Bu yılın ilk çeyreğinde endeksin 86.15’e kadar gerilemesi, aslında bir "rekabet krizi" ilanıydı.
İYİLEŞME NEREDEN GELİYOR?
➔Bugün açıklanan verilerde endeksin 90.07’ye çıkması ve üst üste iki çeyrektir gelen toplam %4.6’lık artış, tünelin ucundaki ışıktır.
➔Peki, bu iyileşme rakiplerimize karşı hangi cephede yaşanıyor?
1-Ara Malı ve Enerji Desteği: İyileşmenin asıl lokomotifi, küresel emtia fiyatlarındaki durulma ve enerji maliyetlerinin rakiplerimize göre daha ılımlı seyretmesi oldu. 2025'te Türkiye'nin enerji faturasındaki düşüş, üretim bandındaki maliyet baskısını bir nebze hafifletti.
2-Ücretler ve Finansman Sancısı: İyileşme var ancak hala prangalarımız güçlü. Endeksteki yükselişi en çok baskılayan kalemler yine işgücü maliyetleri ve yüksek finansman giderleri. Rakiplerimiz daha düşük faizle paraya ulaşıp üretim yaparken, Türkiye’deki üretici yüksek finansman yükü altında rekabetçilik savaşı veriyor.
TÜRKİYE İLE RAKİPLERİNİN ANALİZİ
➔Verilere baktığımızda Türkiye'nin maliyet yapısı ile rakip ülkeler (Gelişmekte olan ekonomiler) arasında keskin bir ayrışma görüyoruz.
➔Ücretlerdeki artış hızımız, verimlilik artışının önüne geçtiği sürece rekabet gücümüz "kur artışına" mahkûm kalıyor.
➔Oysa gerçek rekabet gücü, kurun yüksekliğinden değil, fiyat istikrarından ve düşük maliyetli üretimden gelir.
KADERİMİZ ENFLASYONA BAĞLI
➔Şunu kabul edelim: Enflasyon yükselirken rekabet gücünün artmasını beklemek, akıntıya karşı kürek çekmektir.
➔2025’in son iki çeyreğinde başlayan bu %4.6’lık toparlanma, enflasyonun düşürülmesinin ve maliyetlerin kontrol altına alınmaya başlanmasının bir sonucudur.
➔Türkiye'nin önünde tek bir yol var. Eğer küresel pazarda "ucuz iş gücü" değil, "güçlü oyuncu" olmak istiyorsak, enflasyonu tek haneye indirmek zorundayız.
➔Çünkü bu endeks bize adeta şunu haykırıyor: Enflasyon sadece cebimizdeki parayı değil, fabrikalarımızdaki rekabet gücünü de çalıyor.
- 1
Yüzde 27 artış 2026 için ne söylüyor? - 2
2026'ya devreden risk: Puslu atmosfer - 3
Teknolojiye milyar dolarlık 'cesaret fonu' - 4
Faiz şokuna rağmen konut rekoru - 5
Üç trilyonluk halka arz fırsat mı risk mi? - 6
Fed'den indirim + likidite desteği= piyasa coşkusu - 7
Enflasyonda kiranın payı azalıyor, internetin artıyor - 8
Parayı saklayan zararda, harcayan niye karda? - 9
2026: Küresel piyasaların 5 büyük kabusu - 10
Büyük yüzleşme: Ekonomide 'öğrencilik' bitti, sınav ağır