Sodom, Gomorra ve İstanbul...
SODOM ve Gomorra; Tevrat, İncil ve Kuran'da adı geçen, yozlaşmış, ahlaksızlaşmış ve bu yüzden Allah tarafından lanetlenip yok olmuş iki şehirdir. Marcel Proust'un bu yozlaşmışlık ve ahlaksızlık adına tarihe geçmiş 3000 sayfa civarında bir romanı vardır. Aynı şekilde Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İstanbul'un fethinden önceki, 1921 İstanbul'unu romanında Sodom ve Gomorra şehirlerine benzetmiştir. Ben 2012 İstanbul'unu da zaman zaman Sodom ve Gomorra'ya benzetiyorum.
YOZLAŞMIŞ BİR HALK MANZARASI
Geçen gün kanallar arasında dolanırken 'Nuh Tufanı' isimli filme rastladım. Filmi daha önceden de seyretmiştim, bir kere daha seyrettim. Bu tür filmlerde yozlaşan halkın genel olarak nasıl göründüğünü bilirsiniz. Hepsi sarhoştur, bir damla akılları olmayacak derecede boş konuşurlar, bel altı espri yapar, sürekli birilerinin kötülüğünü ister, durmadan dedikodu yapar, kendilerinden farklı insanları ya yakarlar ya da gırtlaklarını keserler. Sokak ortasında elleşip sevişirler. Bu tip insanların çoğu adeta tıslayarak konuşur. Gözlerinin feri kaçmıştır. Sanki açlıktan değil de kötü söz söylemekten ağızları kokuşmuş gibidirler. Tembeldirler, zaten aralarında çalışan ve para kazananları da hep başkalarının kuyularını kazarak, çalarak ya da öldürerek oldukları yerlere gelmişlerdir. Ahlaksızlıkları öyle bir boyuta gelmiştir ki, artık ne yaparlarsa yapsınlar bir daha asla temizlemeyeceklerine inanmışlardır. Çünkü ne tarafa bakarlarsa baksınlar kendi içlerindeki çirkinlikten başka bir şey görmez olurlar. Etrafta bu çirkinlik varken kendilerinin iyi ya da doğru olmasının aptallık olduğuna inanırlar.
Genellikle çok yüksek volümlü ve son derece irite edici, yapay bir kahkahaları vardır. Onlar güldükleri zaman sizde gülme isteğinden ziyade tiksinti uyandırırlar. Ağızlarından çıkan her laf zehirdir onların. Bunların arasında belirli tetikçiler vardır. Onlar ara sıra milleti galeyana getirip birilerine, bir yerlere saldırırlar. Saldırdıkları şeyin hiçbir önemi yoktur. Filmi izleyenler için savundukları fikirler nohut kadar beyni olan birinin aklından çıkmadır.
HİÇBİR FARKIMIZ YOK
İyilik yapmayı, Allah'a karşı verecekleri bir ödül gibi görürler. O bizi aç bıraktı, topraklarımız susuz kaldı, neden onun için bir şey yapacakmışız ki? İyiliği kendileri için değil, başkaları için yaptıklarını sanacak kadar cahildir bu halk. Bu filmi izlerken reklam aralarında başka kanallar arasında da dolaşıyordum. Bir magazin programına denk geldim. Bir baktım üç kişi, sanırsınız Sodom ve Gomorra'dan çıkmışlar. İşaret parmaklarını da kaldırmışlar havaya, o aynı filmdeki kahkahaları ata ata sanatçılara, oyunculara çamur üzerine çamur atıyorlar. Bir ara bende halüsinatif bir etki yarattı. O dişleri dökülmüş, saçları yolunmuş, üstü başı pislik içinde, kepaze Sodom ve Gomorra halkı geldi gözlerimin önüne. Nasıl bir benzerlik size anlatamam! Belki üzerleri derli toplu ama verdikleri his aynı. Magazin programı beni yeterince irite edince, bir de Twitter'a bakayım dedim. Bir grup yine toplaşmışlar birilerine o kim ki, bu kim ki, vay kardeşim sen kimsin ki çekiyorlar. (Biliyorsunuz işte, hep aynı teraneler...)
HER ŞEYDEN NEFRET EDEN İNSANLAR
Bir an için Sodom ve Gomorra halkı ile olan benzerliğimize hayret ettim. Ayağımıza yapışan dilenciler, hiçbir şeyden memnun olmayıp her şeyden nefret eden insanlar, erkeklerin kadınlara olan saygısızlıkları; katiller, tecavüz, yolsuzluk, hırsızlar, pandikler, havalarda uçuşan küfürler ve gençlerin birçok sapkınlığı "cool" olarak nitelendirdiği bir ortam... "Nerede yaşıyorsun kardeşim sen!" diye sormayın hiç. Ben doğma büyüme İstanbulluyum. Filmde, bütün bu yozlaşmışlığın ve ahlaksızlığın ardından tufan gelip yutuyor bu şehirleri, ondan önce de gökten lav taşları düşüyor kafalarına... Hani diyorum, biz de büyük bir İstanbul depremi bekliyoruz ya... Neyse, kötü şeyler düşünmeyeyim diyorum ama...