Peygamber Camii'nin yıkılışı
Suudi Hükümeti Medine'deki Mescid-i Nebevi'nin yıktırılması kararını almış. (Ya da inandırıcı bilgilere göre yıkacakmış.) Amaç, dine hizmet etmekmiş: Çünkü son yıllarda hacı sayısı arttığından, adayların namaz kılmalarını kolaylaştırmak için buraya daha büyük bir cami yapılacakmış. Şu ana kadar edinilen bilgilere göre hiçbir İslam ülkesinde bu niyetle ilgili bir karşı çıkış söz konusu olmamış. Bu olay üzerine hafızamın tazeliğiyle, Can Ataklı'nın bir yazısında söz ettiği ve ayrıntılı açıklamalarda bulunduğu "Atatürk ve Hazret-i Muhammed'in Mezarı" hakkındaki hatırayı gündeme getirmek istedim. Bundan yaklaşık beş yıl önce bir televizyon programına konuşmacı olarak davet edilmiş bulunan Nevzat Yalçıntaş Hoca, Hazret-i Muhammed'in mezarının Suudi Devleti tarafından yıkılmasının önlenmesi için Atatürk'ün nasıl müdahale ettiğini anlatmıştı. Olayın gelişmesi şöyle oluyor. İslam âleminin önemli mekânlarındaki abidevi eserlerin yıkılarak yerlerine yeni binalar inşası programı çerçevesinde (bugün olduğu gibi) o tarihte de Mescid-i Nebevi'nin yıkılması kararı alınıyor. Bunun üzerine T.C. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, yeni kurulmuş Suudi Arabistan devlet başkanına bir telgraf gönderiyor. Bu telgraf, Türk Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla krala intikal ettiriliyor. Atatürk'ün, krala yazdığı bu telgrafta kullandığı üslup ve gösterdiği irade öylesine tesirli ki, Suudi kralı Mescid-i Nebevi'yi yıkmaktan derhal vazgeçiyor. Ve bu vazgeçiş kararı Mustafa Kemal'e duyuruluyor.
#
Mustafa Kemal'in bu mektubu Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde aranıyor. Nevzat Yalçıntaş'ın anlattığına göre o tarihte arşivlerden sorumlu Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Münir Bey söz konusu telgrafın metnini buluyor. Mektubu o tarihteki İlim Komisyonu Başkanı Nevzat Yalçıntaş'a sunuyor. Nevzat Bey, o telgrafta, "Hazret-i Muhammed'in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu oraya gönderirim" anlamına gelen cümleler olduğunu söylüyor. Bu belge, 12 Eylül sonrasında, Dışişlerinde hiyerarşik kademelerden geçerek o tarihte Bakan İlter Türkmen'e ulaşıyor. Pek tabii bu durumdan Kenan Evren haberdar oluyor. Nevzat Hoca'nın anlattığına göre bu tarihten sonra belgenin başına bir talihsizlik geliyor. Güya bir Atatürk kitabının içine konuyor ve bir daha da belgeyi gören olmuyor. Yine Nevzat Bey'in aktarımlarına göre, bu belge kitabına koyması için Yaşar Nuri Öztürk'e de veriliyor.
#
Aradan geçen 85 yıl sonrasında Mescid-i Nebevi'nin yıkılması yeniden gündeme geliyor ve kimsenin ama kimsenin gıkı çıkmıyor. Hazreti Muhammed'in ve Hazret-i Ömer'in kabirleri bu cami içinde... Anlatılan ve isimleri, makamları açıklıkla ortaya konan bu mektup olayında ismi geçenlerin hepsi hayattalar. Nevzat Bey, İlter Bey, Yaşar Nuri Bey, Dışişleri yetkilisi Münir Bey; hatta MGK Başkanı Kenan Evren de hayatta... O tarihte "Beyin Fırtınası" programını yöneten Lale Şıvgın ve o programa katılanlar olarak Erol Manisalı ile Can Ataklı da hayattalar. Bu kadar itibarlı şahidin bulunduğu bu olayın gündemde açıklığa kavuşturulmasından doğal ne beklenti olabilir ki? Bakalım bu ikinci yıkma eylemine "dur" diyecek bir başka Müslüman lider çıkabilecek mi?