Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Siyaset lisanında kıvırma bir sanattır. İyi kıvırmak istiyorsanız çok konuşmayacaksınız.

        Çok konuşursanız işi gevezeliğe dökersiniz. Kendinizi tekrar edersiniz. Farklı olmak isterken ipin uçunu kaçırırsınız...

        Siyaset Meydanı programında önceki gece BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş vardı.

        Amerika dönüşü "Kürt konusunun" etraflıca tartışılacağı anons edilerek izleyiciler ekran başına davet edildiler. Ben de ekran karşısındaki yerimi aldım.

        Demirtaş sürekli olarak "Kürt sorunu" deyiminde ısrar etti. Ali Kırca acaba "Kürt konusu" başlığıyla tartışmaya yönelseydi, Demirtaş'ın tepkisi (ya da açıklaması) ne olurdu?

        Doğrusu denemeye değerdi...

        Genellikle, televizyon haberlerinde BDP'ye az yer verdikleri için Selahattin Demirtaş'ı Parti Grubu toplantılarında mutlaka dinlerim. Tartışmasız iddia ediyorum, Demirtaş'ı grup toplantılarında sonuna kadar dinleyen az sayıda insandan biriyim.

        Bu toplantılar siyasetin sıvılı yarışmalarından farklı değildir ve bütün partiler için geçerlidir.

        Ama televizyon programlarında iş değişir. İzleyici siyasetçinin ikna edici olmasını bekler. Bunu da programcının maharetiyle sağlayacağına alışmıştır.

        Siyaset Meydanı, Demirtaş ve Kırca üçlüsü hayretverici bir şaşkınlık yarattı.

        Birinci tespit: Demirtaş doymak bilmeyen bir iştahla konuşuyor. Sadece konuşuyor. Sorulara cevap vermek yerine, aklına yerleştirdiği ve ses titreşimini bile değiştirmediği cümleleri tekrarlıyor. Buna siyasette monotonlaşma denebilir...

        İkinci tespit: Soruyu önemseyen bir görüntüyle güya cevap verir gibi konuşmasına başlıyor ve hızla kafasındaki kalıplaşmış cümlelerine dönüyor. O kadar ki bu açıklamaya bir müdahale cümlesi eklemek isteyen Kırca'nın sözleri üzerine kendi cümlelerini düşürerek öne çıkmaya hevesleniyor. Siyasette tekrar, pekiştirme değildir...

        Üçüncü tespit: İkinci tespit bahsinde Demirtaş, başarılı izlenimler yaratıyor. Bunu çok iyi beceriyor. O kadar ki, uzun (hatta çok uzun) süre Ali Kırca'ya kendi kortunda bile raket kullandırmadı. Ama çok konuşmanın kaçınılmaz tuzağına düştü. Sıkıştırılmadığı için ölçüyü arttırmaya yöneldi. Siyasette fırsat her zaman ganimet sayılmaz...

        Dördüncü tespit:

        Bu tespit üçüncü tespitin abartıya heveslenmesi olarak gelişti. Buna (sakın yanlış anlaşılmasın) gemi azıya aldı da denebilir. Yüklendi de yüklendi. Nihayet Ali Kırca'yı zıvanadan çıkardı. Siyasette risk tahlili yapılmamışsa kararda isabet yoktur.

        Beşinci tespit: Kırca hazırlıklıydı. Demirtaş kararlı... Karşı karşıya gelmelerinin anlamı olmayan bir mülakatpozisyonu idi. Demirtaş özgüvenli görünmek istiyordu, ezberci izlenimi bıraktı. Kırca, sabırlı görünmek istiyordu, hafakanlar bastı. Siyasette mana önemlidir; maksada göre değişmez; ama saptırılabilir...

        Altıncı tespit: Kırca sesini yükseltmedi, ama can alıcı noktaya dokununca Demirtaş bocalattı. (Neden?) İzleyici bu noktayı sanırım kavrayamadı. Demirtaş'ın azarlandığı hissine kapıldı. Hayır! Kırca kendine gelmeye başladı o kadar... Siyasette fırsat kaçırılınca nimet alıp başını gider.

        Yedinci tespit: Kural yedidir. Yedinci tespiti Demirtaş başlattı. Asıl fikrini söyledi: "Açıkça söylüyorum, dağa çıkmış bir PKK'lı asla teslim olmamalı. Soruna çözüm bulunana kadar eylem yapmamalı ama teslim de olmamalıdır" dedi.

        Sonuç: "Kürt Konusu" ile "Kürt Sorunu" arasındaki farkı kimin başlattığını yansıtan ilginç bir programdı; ama ziyan oldu...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar