Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Dün Resmo izlenimlerimi anlattım. Hanya’ya yol alırken mutlaka “Gonya”ya (Gonia) uğramamızı salık verdiler... Uğradık...

        Gonia, köyle kasaba arası bir yerleşim merkezi...

        Geniş sayılan bir meydanı var.

        Meydanın tam ortasına Giritlilerin iftihar ettikleri Venizelos’un büstü dikilmiş.

        Çevre düzeni yok.Kaidesi kırık dökük...

        Belli ki Hanyalılar ve Gonyalılar hemşerilerine karşı kadirşinas davranmamışlar.

        *

        Hanya 75 bin nüfuslu bir kent ama sanki 150 bin nüfuslu koca bir şehir gibi limandan dağlara doğru açılıyor.

        Denize dik inen dağlar, sahilde küçük ve bereketli koylar oluşturmuş.

        Koyların gerisinde özenle dikilmiş asmaların açık yeşil yaprakları, insanı yoldan atan bir şarap iştahı yaratmış.

        Geride tepelere uzanan zeytin ağaçları var.

        Zeytin mitolojisinin ustası Dr. Suat Çağlayan bize Zeus’un öykülerini özetlerken pratik yaşamın değerlerini sergileyen tevazu ustası Kıyasettin Dündar, hayat pratiğinde botanik dersi veriyordu.

        Bunu büyük talih fırsatı sayıyorum.

        İri ağaçlardan tutunda sahil çiçeklerine kadar her şeyi örnekliyordu.

        Yol boyunca dikilmiş bal renkli zakkumların ve kızıl kahkahalı Japon güllerinin güzelliğine diyecek yoktu...

        Hanya, liman kenti olarak iddialı ve dağdağalıydı...

        Coğrafi tanımlamaya göre Hanya, Ege’nin bitip Akdeniz’in başladığı sınır taşını oluşturuyor.

        Doğrusunu isterseniz, biraz cesaret kıran bir coğrafi tarif yaratılmış...

        Resmo’daki sakin ve sabırlı manzaranın yerini tek gözlü korsan cesaretinin atılganlığı almış. Bağrı yanmış bir sevdalı gibi hıçkırmaya hazır duruyor...

        *

        “Girit mutfağının en zengin listesi Hanya’dadır” diyorlardı.

        Bu benim Girit’le ilgili duyduğum ikinci “muamma” idi...

        Hanya yemeklerinden bazı örnekler ve tarifler almıştım.

        Tam 30 adet etli yemek ismi ve tarifim vardı...

        Hanya lokantalarından hiçbirinde bu yemeklerden bir tanesi bile yok.

        Yoğun olarak servis yapılan yemekler otuz çeşit pizza ve yirmi çeşit spagettiden ibaret.

        Türkiye’de adlarını duyduğunuz bu muammalı Girit yemeklerinin listesini yazsam şaşkınlık içinde kalabilirsiniz; ama tek birini Girit kentlerinde tatmanız mümkün değil...

        Otuz isimli listeden tek bir şansımız oldu...

        Sadece Kıyasettin Bey talihli çıkıp, bol soğanlı, bol salçalı kuzu etinden yapılmış yahni yiyebildi.

        Hele bazı yemekler vardı ki bunların Girit limanlarında adı bile geçmiyordu.

        Bunlardan on tanesinin ismini okuyucularımın ağız tadı için yazmak istedim.

        Kabak çiçeği dolması, tahinli Girit dolması, etli ebegümeci, şevketi bostan, enginarlı pilav, kuzu etli arapsaçı, fırında patlıcan dolması, beşamelli ıspanak, bal kabaklı börek, etli enginar dolması...

        Bunların bir bölümünü mevsiminde Urla’da Merkez Lokantası’nda Bilgin Usta’nın tenceresinden afiyetle yiyebilirsiniz...

        *

        Giritliler geniş meydanlarda iri yapraklı ama kokusuz defne dallarının gölgesinde dinleniyor.

        Defne ağaçları çınar iriliğinde yetiştirilmişler.

        Sık yapraklar öylesine geniş ve koyu gölgelikler yaratıyorlar ki, akşam sohbetlerinin en bereketli zemini insanı kendine çekiyor...

        Defnelerin dallarında taze gelin daveti ve heyecanı var...

        Liman kentlerinde alıştığınız manzaraların çoğu,Girit limanlarında yok...

        Örneğin akşamın ilk karanlığı çöktüğünde sokaklarda dolaşan, siyah file çoraplı, kırmızı saten etekli, kor dudaklı ve halka küpeli liman kızları ortalığa dökülmüyor...

        Resmo’da,Hanya’da, Kandiya’da ve Aziz Nikolas limanlarında dürüst keyiflerin sevimli ve güven veren havasını hemen fark ediyorsunuz.

        Ada’nın engebeli coğrafyası tarımı sınırlamış.

        Asma yapraklarının açık yeşiliyle, zeytin ağaçlarının gümüş işlemeli neftiliği dışında renk yok gibi...

        Turunç yok, incir yok, nar yok, kayısı yok, elma yok, armut yok...

        Armut deyince akla gelen ilk şey “Girit kemençesi” oluyor...Açıkçası her şey geniş ufuklu bir hayal gücüyle mümkün...

        Ama ses yok, ritim yok, ahenk yok...

        Sadece bir melodi hayalinde Smyrna hasreti var...

        Hanya, gezdiğimiz Girit kentlerinin ve kasabalarının en cesur yüreklisi izlenimi yaratıyor...

        Bu izlenimde sevinçli bir sabır gizlenmiş gibi...

        Bu sabrın sırrını Kandiya’da çözüyorsunuz...

        Yarın: Kandiya ve Aziz Nikolas...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar