Hazreti Eyüp sabrı...
Peygamberler tarihi, kıssadan hisse çıkarma tarihidir.
Kuran'da sabrın peygamberi olarak Hazreti Eyüp'ün kıssası (tahammülü) anlatılır.
Hazreti Eyüp varlıklı adamdır. İşleri tıkırındadır. İmanı yerindedir.
Allah, kendisini sabrın örneği olarak yüceltmek ister.
Önce işi bozulur. Sürülerine kıran girer.
O içinden "sabret ya Eyüp; bu da geçer" der...
Sonra tarlaları yanar. Tek tane mahsulü kalmaz.
O içinden "sabret ya Eyüp; bu da geçer" der...
Sonra evi yıkılır. Bütün çocukları göçük altında ölür.
O içinden "sabret ya Eyüp; bu da geçer" der...
Vücudunu cılk yaralar sarar.
O içinden "sabret ya Eyüp; bu da geçer" der...
Yaralar kurtlanır. Kurtlar etlerini kemirir.
O içinden "sabret ya Eyüp; bu da geçer" der...
Direnecek gücü kalmaz. Vücudu acılar içinde kıvranır.
O içinden "sabret ya Eyüp; bu da geçer" der...
Elini kolunu kıpırdatamaz... Bir damla su içemez...
O içinden "sabret ya Eyüp, bu da geçer" der...
*
Bir sabah son şansını kullanır: "Benim de bir sabrım var" der. Allah, kendisine vahy eder: "Ayağını yere vur"... Hazreti Eyüp son bir gayretle ayağını yere vurur. Su fışkırır.
O suyla yıkanır. Hastalıklar kaybolur. Suyu içer, şifa bulur.
Kıssayı Hazreti Eyüp'ten dinledik. Hisseyi Orgeneral Başbuğ'dan dinleyelim...
Genelkurmay Başkanı Başbuğ asabi bir lisanla, "Bizimde bir sabrımız var. Yoksa biz de elimizdekileri açıklarız" diye varlık gösterisi
yaptı.
Bu bir karşı tavır takınma hazırlığıdır. Önce muhataplarını "acaba elinde ne var"
merakıyla karşı karşıya bırakır. Böylece merak, kısa sürede endişeye ve zamanla korkuya dönüşebilir. Çünkü Başbuğ, "Bildiklerimizi halkla paylaşmaya başlarız" diyor.
Örneğin elinde acaba ne var diye şimdiden merak ediyoruz...
*
Açıkçası Orgeneral Başbuğ'un ruhunda Hazreti Eyüp sabrı varmış.
Bu ne büyük sabır diye hayret verici örnekler sergilemişti.
Şimdi, "Bundan fazlasına tahammül etmem; ben de karşılığını veririm ve gerekeni yaparım. Böyle rezillik olur mu?" diyor. Eğer karşı tavır etkinliği amacına ulaşırsa, sonucunu hemen görürüz.
Etraf süt liman olur. Buna "askeri vesayet" denmez; ama "askeri tesir" denebilir.
Sorun tarifte değil, manadadır...
Yok, öyle değil de sıradan bir mukabil tavır havası vermeye dönüşürse, bu kez Hazreti Eyüp örneği bile anlam taşımaz...
Allah kimseyi Hazret Eyüp kıssasıyla terbiye edip hisse çıkarmakla imtihan etmesin...