Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bu olay aydınlatılırsa…

        Tarih maalesef değişmez…

        Ancak tarihi okuma biçimimiz değişir…

        Bina okuma, dönüp dönüp yine okuma şeklimiz değişir!

        ***

        Olay: Albay Kazım Çillioğlu… “İntiharı” mı diyeceğiz, “cinayeti” mi?

        İntihar” zaten dendi.

        Devlet; onca hükümet, onca komutan, onca yargı mensubu 17 yıldır sadece bunu dedi.

        Aynı döneme sıkışmış Org. Eşref Bitlis “kaza”sı; Tuğg. Aydın’ın, Albay Özden’in “teröre kurban” gitmesi…

        O kadar peş peşeydi ki…

        Hemen hepsi “Bitlis ekibi”nden olan, Diyarbakır, Tunceli, Mardin gibi kritik yerlerde görevli…

        Terörle mücadele”de farklı tespitleri bulunan…

        Kimi zaman PKK ile Jitem (bazen ABD) arasındaki bağlantılardan kuşkulanan, üstüne giden…

        Takşakçı Genelkurmay zihniyetinden, devlet birimlerini infaz timlerine dönüştüren Jitem cinayetlerinden, ölüm listeleri onaylayan siyasetçilerden, terörle mücadeleyi siyasi, askeri, polisiye ve mafyavari ranta dönüştüren çete pisliğinden rahatsızlıklarını duyuran askerlerdi.

        ***

        Onlardan “teröre kurban” denilen için de kuşku yerli yerinde…

        Kaza kurbanı” denilen ve uçağı Ankara Kara Havacılık’tan kalkan Bitlis’in kaderi için de öyle…

        İntihar etti” denen Çillioğlu’nda hepten öyle.

        Hepsinin ortak noktası; askeri ve sivil yetkililerin, ölümlerin adını acele koymaları. Askeri ve sivil yargının, sorulması gereken en temel soruları; bakılması gereken en hayati izleri es geçmesi.

        Adeta “mafya omertası” gibi, askeri ve siviliyle, “bağımsız” yargısıyla; devletin suskunluğa gömülmesi.

        ***

        Şimdi (Yeni Şafak’ta) Çillioğlu’nun öldükten sonraki ilk fotoğrafları ortaya çıktı.

        Bir albay, lojmanda başı kanına gömülmüş. Silah, söylendiği gibi solda değil, sağda. Ceset sürüklenmiş.

        Şüphe her köşede. Aile en korkunç şüphede.

        Bitlis’i ölüme taşıyan uçağa (dendiğine göre) son anda binmeyen Çillioğlu, komutanının ölüme gitmesinden sonra, vicdan azabı mı çekmişti de silahı başına dayamıştı, yoksa şüpheleri ve bildikleri mi onu birilerinin elinde ölüme götürmüştü?

        ***

        Bu vaka aydınlanır; intihar olduğu (yeniden) belirlenirse de bir muamma; “Neden” sorusuna muhtaç…

        Cinayet olduğu ortaya çıkarsa, Silivri’deki kimi isimden dışarıdaki kimilerine (ve çoktan ortadan kaldırılmış bazılarını da anarak) ciddi sonuçlara gebe.

        Sadece, failler bakımından değil…

        Tarihi okumamız bakımından da!

        O zaman, Türkler de Kürtler de, acıların, adaletsizliklerin, korkuların, öfkelerin üzerinde (bir de) kimlerin birbiriyle kankalık yaptığını (belki) anlamak ihtiyacı duyar.

        Tarih de, demokrasi gereği de değişmez ama…

        Benim oğlum artık bina okumaz; dönüp dönüp yine okumaz!

        Küstün mü yavrum!

        Berfo Ana’yı bilirsiniz:

        Oğlu Cemil işkencede katledilen, 31 yıldır ondan bir iz arayan, nihayet Başbakan’ın görüştüğü, Meclis’ten oğlunun akıbeti açıklanan, bir asırlık ömrü inatla devirmiş anne.

        İnsan Hakları Derneği, Cumartesi Anneleri ile birlikte Kars’ta oğlunun işkenceyle yok edildiği Eğitim Enstitüsü’ne vardı.

        Onunla gidenlerden Sebla Arcan anlatsın:

        Vali sözünü tuttu, 12 Eylül’de işkencehane olan Eğitim Enstitüsü’ne girdik.

        ‘Cemil Kırbayır, Mahmut Kaya bu binada kaybedildi’ yazan 6 metrelik afişi binaya yerleştirdik.

        Berfo Anne’nin, ‘Oğlum; çocukken darda kaldığında, ana beni kurtar, diye kucağıma koşardın. Burada da, ana beni kurtar, diye bağırdın mı? Seni kurtaramadığım için, 31 yıldır seni bulamadığım için bana küstün mü yavrum?’ feryadı dayanılır gibi değildi. Yüzlerce kişi hep birlik ağladı.”

        Yahu nasıl talihsiz bir tarihtir bu:

        Bir köşede Albay Kazım yatar; bir ıssızda, Cemil.

        Bir evlat babasına gerçekte ne olduğunun peşine düşer…

        Bir ana evladından bir kemiğin peşinde koşar…

        Kanayıp durmuş ülkem nasıl da yorgundur!

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar