Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bilirsiniz; epey “aranjman”ı da var.

        Hani ağa (ya da Hoca) ile maraba (ya da köylü) kasabaya gidermiş.

        Ağa traktörde. (Ya da Hoca eşek üstünde). Diğeri tabanvay! Yolda inek dışkıları.

        “Üstteki” demiş ki “alttakine”:

        “Bunları yersen üste sen çıkarsın, ben aşağıya inerim.”

        Beriki düşünmüş: “Alt tarafı bok” ama “üst tarafı keyif.”

        Yemiş, yukarı çıkmış. Öteki aşağı inmiş.

        Kasabadan dönüşte, yol boyu yine dışkı.

        Üste çıkmış olanda malum tat; içi içini kemiriyor; alta düşenin içi içini yiyor.

        Yukarıdaki demiş ki, “Ağam (Hocam); ben yedim, buraya çıktım. Sen yer miydin?”

        Öteki sanki “bok yemek” için fırsat kolluyor; “yerim” diye atılmış.

        Onlar yemiş muradını, biz çıkalım kerevitine; diye bitmiyor tabii.

        Ağa yeniden üstte; beriki yine altta. Kasabaya dönmüşler.

        Köylü deyivermiş ki; “Ağam, giderken de sen üstteydin, dönerken de sen. O zaman biz bu boku neden yedik?”

        ***

        Borsacılar şöyle anlatıyor:

        Olgun borsacı ile genci sohbette. Ağabey (ya da abla) diyor ki, “Sadece fırsat kollama, fırsat da yarat. Şurada köpek pisliği var. Bir lokma yut, 1 milyarlık hisseyi sana vereyim.”

        Bilmiyorum borsacılık böyle bir şey mi, diğeri fırsata atlıyor. Kusura bakmayın, o da yiyor. Hisseleri kapıyor!

        Fakat borsacı ya, kıpır kıpır: “Siz de aynı şeyi yapar mıydınız?”

        O da yapıyor tabii. Bir parmak da o…

        Hop, hisseler el değiştiriyor tekrar.

        Fakat gencin kafası karışık:

        “Bu işlerden sonra ne sizin portföyünüz değişti, ne benimki. O zaman biz bu boku niye yedik?”

        “Kırsal” fıkra burada bitiyordu.

        Lakin bu “kentsel, finansal, spekülatif, kapitalist” bir yeme; bitmiyor. Görmüş ve geçirmiş büyük diyor ki:

        “Öyle deme çaylak. 2 milyarlık iş(lem) hacmi yarattık!”

        ***

        Doğan Grubu Petrol Ofisi’ni almıştı; şimdi sattı.

        Belki kârlı çıktı, belki zararlı.

        Onca gazete ve TV sahibi olan, onca gazetecinin çoğu iyi niyetle çalıştığı bir medya grubu için, “muhasebe” öyle “aldım, sattım”dan mı ibarettir!

        ***

        “Fıkra”nın başında Milliyet’teydim.

        Gazetecilik namına ilk “petrol” tecrübesi, gün (Doğan’a) satışa muhalif sendikaların protestosunun sansürüydü. Sonraki teselli, haber olarak sansür edilenin, (ısrarımla) ihdas edilmiş “Okur Temsilcisi” sayfasında, ısrarımla “otosansüre eleştiri” diye yer almasıydı. Yavuz Baydar yazmış, Yalçın Doğan da gazeteye koymuştu. Hürriyet onu bile yapamamıştı!

        Bir süre sonra biz de kovulduk zaten!

        “Fıkra” son sürat sürdü. Altüst ederek!

        Körfeze yayılmış petrol kiri gibi, en önemli medya grubuna, en büyük bankasına, önceki hükümetteki DSP, MHP ve ANAP’a, kıyak veya cezalarıyla bu iktidara, İş Bankası yönetimindeki CHP’nin, eski ve yeni başkanı dahil, ruhuna.bulaşa bulaşa yayıldı.

        En kötüsü, yüzlerce gazeteci “petrol lekesi”nden nasibini aldı. Yazdıkları, yazmadıkları, yazamadıklarıyla. Susanları, susturulanları, elbette susturanları ile. Kovanları ve kovulanları ile.

        Orada kalmadı. Bütün medya, petrol lekesinden; ama katmer katmer kendi günahlarını da saçarak gazetecilik rengini kaybetti, kaybediyor.

        İktidarlar, “başka işler” üstünden medya kontrolü tadına vardı!

        Bence Doğan sahipleri de, “işlem hacmi”ni bilmem ama, manevi yaralarla doldu.

        Henüz kovulmamışken “yüze karşı” söylediğim aklımda:

        Maddi açıdan büyürken, itibarın küçülmesi nasıl bir duygu?

        Nihayetinde esas olan, mezar taşına varıldığında, arkadan neler söylendiği.

        ***

        O yüzden, ister “kırsal”, ister “finansal”Fıkra “bok” gibi orta yerde duruyor! İsterse milyar avroluk olsun!

        Not: O kelimeyi kullandığım için özür dilerim. Ama fıkra böyle. Yazmasak da kokusu orta yerde!

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar