Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Şu tespite büyük ölçüde katılıyorum:

        Kızılay rastgele bir yer değildir. Türkiye ortalamasını temsil eden sembolik bir yerdir.

        Önceki saldırılar halka açık mekânlarda gerçekleşmekle birlikte, Sultanahmet, Merasim Sokak, Ankara Garı, Suruç, hepsi belirli hedeflere yönelik.

        Ancak son saldırı, pazar gibi insan çeşitliliğinin zirvede olduğu bir günde, kalabalığın en çok olduğu akşam saatlerinde, toplumun özetine yönelik saldırıdır.

        Bir milletin tümüne savaş açıp kazanmış bir terör örgütü yoktur.”

        Cumhurbaşkanı’nın mekâna ve “Türkiye ortalaması”na dair tespitine katılıyorum.

        Çünkü orada iktidarın neredeyse düşman sayabildiği Ali İsmail’e yüreği yanmış genç de vardı, belki iktidara oy vermiş (belki vermemiş) başörtülü KPSS adayları da vardı, Kürt-Türk, Sünni-Alevi herkes vardı; “Umut’un babası” da vardı, onca gençte “umudun hası” da vardı, taksi şoförü de müşterisi de, hamile kadın da, karaciğer tedavisinde çocuk da el ele gençler ve pazar ziyaretindeki yaşlı çift de vardı.

        Tamamen “rastgele sivillere”, “Belediye otobüsleri”ne binen “ortalama halk kesimleri”ne saldırıdır.

        Bildiğin “halk düşmanlığı!”

        Öncekilerin “belirli hedeflere yönelik” olduğu tespitine de katılıyorum.

        Ancak “PKK ya da TAK” hedefi olmuş “orta(lama) halk mensubu” asker ve askerî sivil memur-işçiler dışında, Sultanahmet’te yabancılara olmak üzere, Suruç ve Ankara Garı Işid saldırıları da “ortalama sivillere” idi.

        Kürt, Alevi, işçi, muhalif olduklarını düşünerek (ki hepsi belki öyle değildi) “belirli hedef” sayıp o kayıplarda “Türkiye özeti” görmemek ayıptır!

        Ölülerimizin, kayıplarımızın, acılarımızın bir kısmını “öteki” saymaya gider ki, çok ayıptır!

        Milli tribünler”in katliamda can vermiş insanları yuhalaması gibi insanlıktan çıkarız o vakit.

        ***

        Katıldığım tespitlerden sonrakilere, yani yukarıdakilere dayanarak acele acele varılan istasyona ise hiç, ama hiç katılmıyorum; “bir millet”in, AKP’nin, TBMM’nin katılmasını da tehlikeli buluyorum:

        Akademisyen, gazeteci, STK yöneticisi olması o kişinin terörist olduğu gerçeğini değiştirmez. Terör ve terörist tanımını en kısa sürede yeniden yaparak Ceza Kanunu’na almalıyız.

        Bu mesele basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü meselesi değildir.

        Bir takım çevreler ya bizimle olacak ya terörist yanında yer alacak Ama ile, fakat ile başlayan açıklamaları terörist yanında yer almak görüyoruz.

        Bize en sinsi yöntemlerle saldıranlar bedel ödeme günü geldiğinde hayvandan daha aşağı duruma düşecek, kendilerini bekleyen akıbetten kurtulamayacak.”

        Terör ve terörist tanımı” belli. Her yazana, konuşana genişletme arzuları ancak “totaliter-otoriter” devletlerin bayıldığı işlerdir.

        Ya biz ya o” da; farklı görüşleri, eleştirileri “teröristin yanında” saymak da öyledir.

        Hele bunu, şu an “terörist” dediği PKK (İmralı), “Paralel”, Işid (ve El-Nusra), hatta hatta Süleyman Şah harekâtında yardım aldığı, Şah’ı onlara emanet ettiği YPG-PYD de dahil, belli başlı kim varsa, hepsiyle “ilişki” kurmuş olan bu iktidar söylüyorsa!

        O yüzden kimseye edecek bir “ya bizimlesin ya terörist yanında” lafı yok. İktidar, terörist dediklerinin “yanında, el temasında, göz temasında” olduğu günleri hatırlamak zorunda en azından!

        O bir yana, kimse iktidar gibi düşünmek zorunda değil. Hiç değil!

        Nitekim adeta bir “buyruk”la, bazı gazetecilerin “hak etmiş oldukları” sarı basın kartları iptal ediliyor; “barış için akademisyenler” tutuklanıyor.

        O akademisyenler, bu iktidarın ve Havuz kâtiplerinin daha dün “Barış, Çözüm” diyerek ettikleri, yazdıkları, yaptıkları şeylerin, başkalarına ve (önceki) devlete yönelttikleri suçlamaların çok azını ifade ettikleri halde!

        ***

        Mesele “basın, örgütlenme, ifade, vicdan özgürlükleri” meselesidir her zaman.

        Ancak bunlara sarılarak “Teröre karşı” durulur; “Savaşa karşı” da, “Otoriter-Totaliter emellere karşı” da.

        Ancak bunlar bir halkın birbirini, hakikati anlamasını, evlatlarının geleceği için vicdanını, bilincini, muhakemesini ayakta tutmasını; adalet, hakkaniyet, haysiyet talep etmesini sağlar.

        ***

        Birkaç ayda, asker, polis, sivil en az bin kadar insanın öldürüldüğü bir ülkedeyiz.

        Bir yılda 1700 işçinin işyerinde can verdiği, 300 kadının “erkekler”e kurban olduğu, çocukların sokakta vurulup yurtlarda taciz-tecavüz edildiği, kışlada da onlarca askerin intiharla, kazayla düştüğü, daha dün “neşeli” bir polisin karısını, çocuklarını vurup intihar ettiği ülkedeyiz.

        Ama ülkenin “en mağdur”u, mahkemelerde “mağdur” sıfatıyla binden fazla dava açmış bir tek kişi.

        O vakit bu işte bir terslik var demektir.

        Bu tersliği, daha maden katliamının ertesi yere indirdikleri Somalı işçiyi acımasızca tekmeleyen önceki Başbakan’ın danışmanının “ayağım incindi” diye rapor alıp işe devam etmesinden; o işçinin ise önce işsizliğe, sonra “zırhlı Mercedes’e tekmeyle zarar verdi” diye 670 bin TL’ye, nihayet 10 ay hapse mahkum edilmesinden de anlıyoruz.

        Anlamayalım mı ama?

        KIBRIS İÇ Mİ DIŞ MI?

        26 yaşında Astsubay Serkan Taylan bir yandan hukuk okumak istedi. Eskiden üniversite okumak yasaktı onlara; şimdi de çok serbest değil fiilen.

        Kıbrıs’ta üniversiteye izinli gittiği dönemlerde “yurtdışı izni” almadığı için “yurtdışı firar”dan tutuklandı.

        Canlı bombalar”ın bilinip yakalanarak tutuklanmadığı ülkede!

        Savunmasında “Amire haber verdim. Okul kaydında Kıbrıs Mersin’in ilçesi gibi görünüyor. Yurtdışı sayıldığını bilmiyorum” dedi.

        Askeri Mahkeme de “Nasıl bilmezsin, ora yurtdışı” diye çıkıştı.

        Ayrıca “amir baskılarını şikayet ettiği için” de “iftiracı” sayıldı.

        TSK, KKTC’de içerisi gibi mi dışarısı gibi mi duruyor, ben de bilmiyorum.

        Kıbrıs yurtdışı mıdır hakikaten yurt içinin dışı mı, yurt dışının içi mi?

        KKTC hakikaten bağımsız devlet midir yoksa Kıbrıs uluslararası kabuldeki gibi Güney ile tek parça mıdır?

        Kıbrıs’ta komutanının darp ettiği astsubay susturulmuş, komutan terfi etmişti; askeri hukuk öyle işlemişti.

        Hukuk okumak, öğrenmek isteyen astsubay da böyle öğreniyor işte “yurdun içini, dışını.”

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar