Söz sırası Gülsuyu halkında
ÜMRAN AVCI / HABERTURK.COM - KÜLTÜR SANAT
avci.umran@gmail.com
Gülsuyu Mahallesi kentteki emekçilere ev sahipliği yapmaya başladığı 1950’li yıllarda gülleri ve suları ile bilinirdi. 1953 – 1954 yılları arasında başlayan yerleşimin ilk ev sahipleri işçiler oldu. İstanbul’da kendi kaynak suyuna sahip ender mekanlardan biri olarak, bahçeli tek katlı gecekondularıyla kente göç edenler için de cazibe merkezi oldu. 2000’li yıllarda ise Gülsuyu Gülensu Kürtlerin, Alevilerin ve sosyalist grupların kendi varlıklarını somut olarak hissettikleri bir mekan haline geldi… Verilen mücadele devrim ve sosyalizm içindi…
Ve yıllar geçti… Maltepe Gülsuyu’nun adı bir süredir mahalleliyle uyuşturucu çeteleri arasında yaşandığı ileri sürülen olaylarla gündemde. 12 kişi yaralandığı bir kişinin de hayatını kaybettiği Gülsuyu’nda oturanlar, yaşadıkları mahalleyi “Kendi Sesinden Gülsuyu Gülensu” kitabı için anlattı…
Oda Projesi için Erdoğan Yıldız’ın hazırladığı kitap 49 röportajdan oluştu. Bu röportajlar, henüz basına yansıyan son olayların cereyan etmediği bir dönemde yapıldı. Ancak işte o görüşmeler, Gülsuyu Gülensu’da oturanların ağzından anlatılanlar bugün yaşanan olaylara farklı bir açıdan bakılmasını sağlayıp mercek tutacak nitelikte.
İşte “Kendi Sesinden Gülsuyu Gülensu”dan birkaç alıntı:
Kendi Sesinden Gülsuyu Gülensu / Nota Bene Yayınları, 576 sf, 25 TL
Aydın İleri: MAHALLE ÜZERİNDE OYUN OYNANIYOR
“(…) Taksiye bindiğimde, Gülsuyu dediğimde ‘Abi orada bir şey var’ dediğinde, ‘Yok bir şey, ben senin can güvenliğini sağlarım. O mahallede hiçbir şey olmaz.Sen iki üç tane kötü örneğe bakma. Önyargılı davranma’ demişimdir. (…)Bu mahallenin politik kimliğini yok etmeye çalışarak, mahalle üzerinde oynanan bir sürü oyun var. Hani klasik cümleler olacak ama mahallede uyuşturucu satıcılığı, uyuşturucu kullanımı, fuhuş, kumar bunların hepsi mahallenin içine bir şekilde sokulmuş durumda. İşte mahalledeki gençler dönem dönem mahalleleri, bölgeleri zaptediyor. Heykeli… (…) Gençler bitirim oldular. Takım elbiseyle geziyorlar mesela. Belki bellerinde silahla, belki bıçakla dolanıyorlar. Belki uyuşturucu kullanıyorlar, belki uyuşturucu satıyorlar. (…) Mahallenin geleceğini iyi görmüyorum. Ciddi bir mahalle hareketi, ciddi anlamda sahip çıkan oluşum, birliktelik oluşmadığı sürece mahalle sanki yok olup gidecekmiş gibi. (…) Biz insanlara ucuz kömür getiren, peynir zeytin getiren, her sabah 4’te 5’te hale gidip ucuz kahramanlık yapan solcular, devrimciler olmamalıyız.
Baki Suludere :HERKES BİZDEN KAÇIYOR
“Geleceği bilmiyorum da, geçmiş günlerde çok sıkıntılar yaşadık. Şimdi tekrar geri döneceğiz o dönemlere. Benim kız Sağlık Koleji’ni bitirdi Süreyyapaşa’da. Mezuniyetine üç gün kalmış tekrar sabıka kaydı. ‘Getireceksin, üç güne kadar getirmezsen, bir sene daha kalacak. ‘ O zaman polis karakolu Kartal’daydı. Gittim. Adamlar beni kapıdan içeri sokmadı. ‘Aman Gülsuyulusun. Gülsuyu’nu getirip bize bulaştırma da ne yaparsan yap.’ ‘Beyefendi etmeyin eylemeyin. Bu kız mezun olacak, sağlıkçı olacak. Hemşire sana iğne yapacak, hastayı kurtaracak’ dedim. ‘Kesinlikle Gülsuyu’na bizi bulaştırmayın’ dediler. Gittim Erzincan’dan iki günde sabıka kaydını yaptım, geldim.”
Hasan Koç: DOKUYU BOZMAYA ÇALIŞIYORLAR
“Gülsuyu, Gülensu temeli çok sağlam. Gülsuyu’nda mücadele toplumsal olmuştur. Dedikodular da var dır işte Gülsuyu’na gece 12’den sonra çıkmayın diye. Bu son dönemlerin ürünüdür. Böyle bir şey yok. (…) Gülsuyu’ndaki çeşitliliği ne yaparsanız yapın kırmanız mümkün değil. Maya sağlam. Nasıl olacak? Çünkü o onu tanıyor, o onu tanıyor. Ufak bir münferit olay olsun, hemen onu barıştırma şansları yüksek. Tanımıyorlar birbirlerini ama babasını tanıyor. (…) Gülsuyu’nu son yıllarda, epey bir yıllardır ciddi manada dokuyu bozmaya çalışıyorlar. İşte bu zıtlaşmayı getiri, kamplaşmayı getirir. Biz yoksul halkız. Burada çağdaş, modern, insanın insan gibi yaşayacağı bir mahallenin varlığını devam ettirmek istiyoruz. Talebimiz budur.
Hüseyin Sustam: GÜLSUYU AYAKTA KALACAK
“Gülsuyu ve Gülensu’nun geleceği… Bazı iyi niyetli insanlar, bazı böyle ayakları yere basan insanlar var. Onlar daha bitmedi. Daha yetişecek bir sürü insanlar var. Onların sayesinde bu Gülsuyu ve Gülensu ayakta durmaya devam edecek. Hiç kimse de bu gücü yıkamayacak.
YENİ ÇIKAN KİTAPLAR
Gelişin Bilmecesi, V. S Naipaul / Can Yayınları, 438 sf, 24,50 TL
Sürrealist ressam Giorgio de Chirico’nun Gelişin Bilmecesi adlı dizi tablosundan esinlenen kitap, İmparatorluk sonrası dönemde Karayipler’den İngiltere’ye gelen genç bir Hintlinin öyküsünü anlatıyor. Naipaul’un en önemli otobiyografik eserlerinden biri olarak, bir diyardan bambaşka bir diyara gitmenin, bir ruh halinden başka bir ruh haline geçmenin hikayesi üzerinden, en geniş anlamda “yolculuk” temasını işliyor. Ancak yazar, yaratıcılık ve gözlemle birleştirdiği sıradışı bir ağ ile örüyor romanı. İngiliz dünyasının, sömürgeciliğinin sona ermesiyle başlayan küçülme ve eski görkemini yitirme sürecini, bir malikanenin geçirdiği değişim aşamalarıyla simgeliyor. Bir komşunun ölümü, malikanenin bahçıvanının işten çıkarılması gibi, gündelik hayatın içindeki sıradan anlarda bile bir derinlik ve dokunaklılık bulan Naipaul, ayrıntılardan geniş manzaralara uzanıyor; ‘ilerleme’ fikrinin engellenemez yükselişiyle yitip giden eski dünyayı, İngiliz coğrafyasında yavaş yavaş meydana gelen kalıcı değişimleri gözler önüne seriyor.
VENÜS, Şebnem İşigüzel, İletişim Yayınları, 240 sayfa, 17,00 TL
Üzerine II. Abdülhamit’in gölgesi düşmüş, tedirginlikle dalgalanan İstanbul’da karşılıyor bizi Venüs. Önce doğuyla batının tam ortasında, Boğaz suları üzerindeki bir sandalda gözlerini dünyaya açan kahramanımızla tanışıyoruz. Bize 1908’de başlayan yaşamöyküsünü anlatıyor, anlatmalara doyamıyor. Doğumda ölen anne; oğlu değil de kızı oldu diye üzülen baba; aşkı, cinselliği, kendisini, erkekleri çok seven Şekina Hala. Ha bir de Nergis Kadın var ! Ailenin yedi kuşak hizmetkârı. “Bir ailede bir kişinin gördüğünü yedi göbek ötesi görürmüş,” diyen kahramanlarımızın izinde, köle avcılarının kol gezdiği Mısır’dan 1589 yılının büyülü İstanbul’una ve esrarlı saray hayatına duman gibi süzülüyoruz. Tatlı, muzip ama bir o kadar da hüzünlü ve kederli kahramanımızın ağzından, bir ailenin en mahrem sırlarına, eğlencelerine, kederlerine ve hayal kırıklıklarına tanık oluyoruz. Aşk, evlilik, aile hayatı, cinnet halleri, kadınlık, annelik, arzular, insanın ta kendisi... Kahramanların kendi kafalarına göre çalıp oynadıkları, coşku dolu, müzikal bir roman bu. Kulağınızın dibinde gül lokumu kokulu, ılık bir nefes anlattıkça anlatıyor... Şebnem İşigüzel en şeker şurup, en iyimser romanını kaleme alarak okurunu yine şaşırtıyor.
Size Pandispanya Yaptım, Mario Levi, Doğan Kitap, 340 sf, 23 TL
Mario Levi'nin son romanı Size Pandispanya Yaptım, İstanbul Bir Masaldı'nın izinde giden akıcı,cazibeli,duygulu bir roman. Levi bu romanında yeni bir tat yolculuğuna çıkıyor. Bir tarihin izini sürme çabası bu aynı zamanda. Yolculuğun ruhunda 15. yüzyılda İberia’dan Osmanlı topraklarına göç eden atalarının kuşaktan kuşağa aktararak yaşattığı ve bugünlere kadar getirdikleri yemeklerin bıraktıkları ve hatırlattıkları var. Yemeklerin tariflerini de vermekten çekinmiyor yazar. Çünkü bu yemekleri defalarca yapmış, sevdikleriyle paylaşmış. Babaannesinden öğrendiklerinden sonra. Üstelik şimdi yeni yorumlarını da katıyor. Burada da rehberi Osmanlı mutfağının derinlikleri.Ancak bu kitap bir yemek kitabı değil. Karşımıza çıkan aile albümleri ve bu albümlerin hatırlattıkları. Hikâyeler, anılar ve efsaneler hem hüzünlü hem de mizahi bir üslupla anlatılıyor. Tıpkı hayatın kendisi gibi. Bu kimilerine göre yemekler üzerine bir roman, bir başka deyişle anılarla derinleşen bir yemek romanı, kimilerine göre bir aşk hikâyesi, kimilerine göre de bir dönemin tanıklığı. Doğrusunu söylemek gerekirse de bunların hepsi.