Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Roman, öykü ve gezi kitapları yazarı İsmail Güzelsoy, "Saf" romanı ile okurunu bu kez büyülü bir yolculuğa çıkardı. Bir Şaman gencin Semerkad'a yaptığı yolculuğu anlatan Güzelsoy ile hem romanı hem de söz ve yazı üzerine konuştuk. İsmail Güzelsoy, "Sözler aklın irinidir. Hiçbir şey dil kadar erotik değildir. Dünyadaki hiçbir şey dil pornografisi, söz pornografisi kadar güçlü değildir" diyor.

        - Kitabın çoğu bölümünde "yazı" ve "kelimeler" üzerine oldukça anlamlı cümleler var. Kelimeler aklın irinidir, kanı, kiridir" diyor. Biraz bunun üzerine konuşalım mı?

        Bir versiyonuyla yazı aklın irinidir. Kelimelerin, sözün olmadığı bir iletişim versiyonun da çok renkli, zevkli bir iletişim aracı olacağını düşünüyorum açıkçası. Bu romanı yazarken insanlar hiç konuşmasalar diye hayal ettim. O zaman nasıl bir etkileşim, iletişim kurulurdu? Kimse yalan söyleyemezdi ya da yalan en azından bu kadar ayaküstü söylenemezdi. Tabi konuşmanın dışındaki beden dili ile de çok yalan söylenir. Ama kelimelerle konuşulduğu zaman dili tüketiyoruz. Gazetecilerin çok kullandığı "Sözün bittiği yer" cümlesine inanmıyorum. Sözün bittiği bir yer yok. Sözün bittiği yer aslında insanın sözle ilişkisinin bittiği bir noktadır. İnsanını sözle ilişkisini kestiği bir noktadır.

        - Romanın kahramanı adından da anlaşılacağı gibi "saf" bir adam ve bu yönüyle insanoğlunun ne kadar kirlenmiş olduğuna ayna tutan bir kitap.

        Yola çıkış amacım da bu. Saflığın doğuştan getirdiğimiz bir özellik olduğunu düşünmüyorum. Bu nedenle de olabildiğince kazanmayı reddettiğimiz diyorum... Saflık kazanılan bir şeydir bu nedenle kazanmayı reddettiğimiz bir şey haline dönüştü. Saflık şu an en anlamsız değer. En kolay çiğnenebilecek şey saflık. İnsanlar kendi saflıklarına bile sahip çıkmıyorlar. Saf bir adam için kelimeler müthiş bir hazinedir. Dil, saf bir insanın önünde büyük bir hazine olarak beliriyor. Hepimiz için öyle değil mi? İlk konuşmaya başladığımızda kelimeleri deneriz. O dönem kelimeler bir oyuncağa dönüşür.

        - Saf adamın yol göstericisi Mahimah "sözlerden uzak dur" diye uyarıyor onu.

        Evet Mahimah sözü aşağılıyor. İlk karşılaştığı kadın ise onu söze davet ediyor. İlk özel ilişkisini geliştirdiği kişi ona dili öğretiyor. Burada aslında erotik bir şey de var. Bir sevişme metaforudur aslında. O anlamda evet sözler aklın irinidir sözüyle karşılığını bulan şey bu. Saflığın kaybında ortada iki yem vardır: Kadının saflığı bozması ve bunu yaparken kullanacağı enstrümanlar var. Ki o da dildir. Dili iyi kullanırsa kadın baştan çıkar. Hiçbir şey dil kadar erotik değildir. Dünyadaki hiçbir şey dil pornografisi, söz pornografisi kadar güçlü değildir.

        - Romanda kadınlar alabildiğine yüceltiliyor. "Kadınları anlamak erkeği insan haline getirir" deniliyor.

        Romana kendi sesimle katıldığım aşama bu. Kadının çok değerli olduğunu düşünüyorum. Kadını ve kadınlık durumunu seviyorum. Hümanizmin bir tür milliyetçilik olduğunu düşünüyorum. Bilmem kaç milyar canlının içinde insan neden bu kadar imtiyazlı? Çünkü biz insanız. Bunda insan sevgisi çok tehlikeli. Uzaydan canlılar gelse ve 'Biz dostuz. Sizinle birlikte düşmanlarınıza karşı savaşmak istiyoruz. Sizi en çok öldüren canlı hangisi? Önce onları ortadan kaldıralım' dese tek cevabının var: İnsan. Bizi en çok öldüren canlı insandır dünyada. Demek ki bizim için en tehlikeli varlık insan. Bunların içinde en yaratıcı, temiz olan, sizi en çok yaratan, üreten ve sizi terbiyeli kılan, etik değerlerle donatan canlı kimdir? Kadındır. O zaman burada insanla kadını biraz ayırmak gerekiyor. Bunu söylediğim zaman çok rahatsız ettiğimi biliyorum ama ben erkek kültürünü sevmiyorum. Erkek kültürünün hiçbir zaman parçası olamadım. Size üç futbolcu ismi söyleyemem. Ama size şişle örgü örerim. Efemine bir adam değilim gördüğünüz gibi ama kadın kültürü çok zarif, çok zengin, çok yaratıcıdır. Şamanizm ile uğraştığım süre içerisinde ne kadar haklı olduğumu da gördüm. Çünkü Şaman dayanağı da kadındır. Dünya bir rahimdir ve rahim kutsaldır. Ve rahmin taşıyıcısı da kadındır. Bir gün kadınlardan nefret etsem de kadınlık durumunu seveceğim. Kadınlık hali erkeği hakikaten insan haline getiren bir şey. Kadınlar zarar vermezler, bunu biliyorum. Kadınlar bunu kabul etmezler ama. Gidip kadınlara hatta anneme ‘kadınlar zarar vermez' desem; ‘Hadi oradan kadınlar şeytandır' der. Kadınlar kendileri bile zarar verdiklerini zannettiği zaman bile aslında açtığı yara kadar onarırlar. Öyledir kadınlar...

        - "Yazı dediğin bir büyü" diyor kahraman...

        Hiç yürümek üstüne düşündünüz mü? Düşünseniz yürüme eylemini gerçekleştiremezsiniz. Bunlar bizim beden ezberimizle gerçekleşen şeyler. Okuma yazma kültürümüz de neredeyse bizim beden ezberimize girer. Okuma yazma bilmeyen birisi için biz birer cadıyız. Birer sihirbaz, büyücüyüz. Birtakım şekiller var orada, birisi yazmış, onlara bakıp o sözleri tekrarlıyoruz. Bu büyü. Yazı bir büyüdür gerçekten. Biz sadece o büyünün teknolojisini biliyoruz. 'Öyle bir büyü biliyorum ki sizi birdenbire yerden 300 metre yukarı uçurmaya başlayacak' desem. Büyük bir şoka girersiniz ama bunu nasıl yaptığımı anlarsanız, ‘Ha helikopter' dersiniz. Bilgiye dönüşmeyen her şey bir mucizedir. Bilgiye ulaştığı anda büyüsü kayboluyor. Hiç kimse yazının kutsiyetini reddedemez. Caferiler yerde bir kağıt bulurlarsa, üzerinde bir yazı varsa alıp kenara koyarlar. Ekmekle aynı muameleyi yaparlar. Bir kere "Üzerine Allah mı yazıyor?" diye sordum. Hayır yazı kutsaldır. Neden kutsaldır, çünkü yazı olmasa hangi kutsal kitap ortada olacaktı ki? Kimsenin yazının saklama potansiyelini reddetme hakkı yok.

        MASALLAR İNSANI EVCİLLEŞTİRİR

        - Bir rehber olarak gezi kitapları da yazıyorsunuz. Onun tecrübesi de olsa gerek ortaya çok güzel bir yolculuk kitabı çıkmış.

        Uzun yıllar rehberlik yaptım evet. Rehberlik şöyle bir şeydir; gidersiniz bir yere enkaz vardır. Yerde taşlar ve 1700 yıl önce orada yaşamış insanların izleri. Efes'te insanlar taş görür. İşte orada yine söze ihtiyaç var. Sözleri dizersiniz ve her şey ete kemiğe bürünür. Tek başınıza bir Hollywood stüdyosu gibi hareket etmek zorundasınız. Orada o dünyayı yaratmak zorundasınız. Bunu becerebildiğiniz oranda iyi rehber olursunuz. Buradan edindiğim tecrübeyle romanı besledim. Zaten yazmak bence sizin üzerinizde birikenler, muhtelif tecrübelerdir. Mürekkep odur, yazının malzemesi odur.

        - Demek ki insan masal dinlemeyi, hikaye dinlemeyi her dönem çok seviyor.

        Çünkü bir tek hikayeden oluşuyor. Geri kalanın hiçbir önemi yoktur. Geri dönüp baktığınızda şu ana kadar 80 ile 100 milyar insanın yaşadığı söyleniyor ev bunlardan geriye bir tek hikaye kalıyor. İnsanın asla vazgeçemeyeceği, günlük tüketim malzemesi hikayedir. Kanıt mı istiyorsunuz alın diziler. Türk insanı kitap okumuyor ama hikaye tüketme arzusunu başka bir alandan gidermek zorunda. Kitap okumayan toplumlara bakar mısınız, Hindistan, Türkiye, hepsinde müthiş bir izleme ve merak var. Biz çok vahşi varlıklarız bizi evcilleştiren şey medeniyet, internet, nano - teknoloji değil bizi evcilleştiren şey dinlediğimiz masallardır.

        - Romanın bir yerinde okur için söylenen bir söz var, "Onun okuduklarıyla benim yazdıklarım aynı mı?" diye.

        İyi bir yazar yazdığı metinle okunan metnin aynı olması için çaba harcar. Daha iyi bir yazar ise onları olabildiğince birbirinden ayırmaya çalışır. Bırakır ki okur istediğini okusun, onu sınırlamamaya çalışır.

        - Romanda ‘Çok uzağa bakma sakın yaratırsın, yaratmaya kalkışma tükenirsin' diyor. Bir taraftan yazarken yaratıyorsunuz.

        Burada 'çok uzağa bakma' metaforu yazıyla ilgili. Yazı aslında bir tür kehanettir de. Sadece geçmişte olan olayları yazmıyoruz biz aslında. Yazarken aslında gelecekle de ilişki kuruyoruz. Yazmak bir yanıyla üç zaman dilimini de kapsayan bir şeydir. Geçmişte olan olayları şimdi yazıyorum, şu anı gerçekleştiren bir durum var. Bir de geleceğe kalacağına inandığım bir şey var.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar