Kordon-Balçova hattı
İki gelişmeyi paylaşacağım sizlerle.. İki olumlu bulduğum hamledir bunlar..
Biri Kordon için yapılan küçük bir düzenleme.. Düzeni çağıracak bir düzenleme..
İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) tarafından alınan bir kararla, 4 Temmuz 2014 Cuma gününden itibaren halk arasında Kordon olarak bilinen Atatürk Caddesi’nin, yani ‘birinci kordonun’ Cumhuriyet Meydanı ile 1476/1 Sokak arasında kalan kısmı, (liman yönüne doğru) motorlu araç girişine kapatılıyor.
Motorlu araç gi-re-me-ye-cek..
Bu istikamette sadece faytonlar bulunacak ve taşıma yapabilecek. Aynı bölgede bulunan motorlu araç sürücüleri ise yolu Konak istikametine doğru kullanılabilecek.
Bir ferahlık ve güzellik mi?.. Yoksa yeni bir sıkıntı mı?..
İçgüdüm ilkinden yana..
Bir de Balçova.. İzmir’e gelen her misafirimi o yöne doğru gezdirdiğimde hep söylediğim bir sözcük vardı:
‘Burada harika bir teleferik vardı..’
Ağustos’ta tamamlanıyormuş restorasyon ve ‘kullanıma uygundur’ raporu alındığında hizmete sokulacakmış.
400 kişi iniş-çıkış kapasitesi 1.200 kişiye çıkıyor, değişik renklerde olan 8 kabinde şehre ayrı renk cümbüşü sunacak..
Yolculuk 2 dakika 42 saniye sürecek.
Bir gün batımında orada olduğunuzu düşünün, 2.42 dakika boyunca yaşayacağınız güzelliği sindirin ve bu şehirde yaşadığınıza bir kez daha şükredin..
Ayna ayna söyle bana..
Elime bir fıkra geçti ki; tam da cuk oturdu gibi geldi bana..
Son durumumuza bir ayna tuttuğumu düşünerek ve de ‘Temel’in biri bir gün’ diye başlamadan buraya aktarıyorum..
Galiba Ağustos’un sonuna kadar durumumuz budur..
“Temel ambulans şoförü olarak işe başlar ve daha ilk gün rutin bir hasta nakline gönderirler onu. Bir hastayı evden alıp hastaneye getirmesini söylerler..
İki saat geçer. Meraklanırlar..
Neden sonra Temel acile giriş yapar, acı bir frenle durur ve koşarak arka kapıyı açar. İçerde 4 hasta vardır.. Dört hasta ile geri dönen Temel, görevlilere durumu açıklar..
“-Bu ilk sıradaki esas hastadır... Diğer üçüne ben çarptım...”
Maksat spor olsun..
Bir analiz de benden olsun..
Almanya’nın sağ önüne ve Mesut’un ara pası mesafesine koyun Robben’i, daha bitmeden verin kupayı Almanya’ya..
Bakınız Bayern Münih..
İspanya’nın içine Messi’yi koyun, hemen finale yazıverin İspanya’yı peşin peşin..
Bakınız Barcelona..
Ronaldo’nun tersine koyun Di Maria’yı, arka sola atıverin Marcello’yu, göbeğe de Ramos’u yerleştirin..
Kupayı hemen verin Brezilya’ya..
Bakınız Real Madrid..
Hayata bir bakış
Şu dünyaya.. Herkesin bir geliş sebebi var kendisinin bilmediği..
Şayet; bu dünyaya ne için gelmişliğinizi bilirseniz, şu dünyada ne kadar kalmışlığınızın hiçbir kıymet-i harbiyyesi yoktur..
Hayat güzel, tatlı ve zevklerle dolu bir yalan ama, ölümde o kadar acı bir gerçek..
Bazen verdiğiniz bir çiçek ile aldığınız bir çiçek arasında kalırsınız ve hangisinin sizi daha çok mutlu ettiğini bir türlü çözemezsiniz.
O nedenle bir insanın yaşayıp yaşamadığını nabzına değil onuruna bakarak anlayabilirsiniz..
Hatalarınızı alt alta koyup liste yapın, en zarar gördüklerinizi de çizin. Bakın bakalım kaleminiz mi yoksa silginiz mi önce bitiyor..
Deliliği tercih edin aptallığa..
Çünkü Albert Einstein demiş ki;
‘Delilik hiç şüphe yok ki; aptallıktan çok daha iyidir. Çünkü delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur.. Oysa aptallık hiçbir zaman var olmamış bir zekanın var olmamaya devam etmesidir..’
Urla diye bir yer
Farkındaysanız Urla’ya fazlasıyla dokunmaya başladım. Nedeni duyduğum sempatidir..
Urla geliştirme ve Urlalılar’ın yörenin kültür hayatına verdiği olumlu destek konusunda duyarlık göstermeyen ve onları desteklemeyen, biraz ihanet etmiş olur ülkenin kültürel kat sayısına..
Geçenlerde denizin içinde, tualleri kurup resim yapma etkinliği yapılmıştı ve beni de çok etkilemişti..
Deniz suyundan yararlanarak saatlerce suyun içinde kalıp ortaya bir tablo çıkartmak..
Ses getirdi..
Daha sonra da 15 karikatüristin 30 karikatürü; ‘kent yaşamı ve İzmir’ başlığı altında Urla-İskele’de bir karma sergi açtı.. 20 Temmuz’a kadar da sürecek.. Bunun uluslararası uzantıları da planlanıyormuş..
Devam Urla..
Düz mantık
Yerinde olmak istediğim insanların tümü neden çoktan ölmüş ki..
Ecevit öldüğünde bir anda ‘solcu’ oluverdik.
Barış Akarsu kazaya kurban gitti, bir gecede ‘rockcu’ olduk. Hrant Dink öldü ve ‘hepimiz Ermeniyiz’ diye dolaştık ortada.
Oysa Muhsin Yazıcıoğlu öldüğünde ‘ülkücü’ olmuştuk acilen. Türkan Saylan’ın ölümü ‘laikliği’ hatırlattı bize.
Ölenin peşinden evrim geçirmek gibi bir hasletimiz var bizim.. Ey büyük Allah’ım..
Şu mübarek günde sen Bülent Ersoy’a uzun ömür ver..