Müzisyen...
“Sahne, gerçekte var olan tanrısal büyüklüğün ulaşılmazlığının cömertçe ortaya konulduğu kutsal bir yerdir...” Tunç Ünver...
Müzisyenlik aslında bir meslek değil, hayatı yaşama biçimidir. Ve bu yolda, küçük yaşlarından itibaren hayatlarını sanata adayan kişiler, “müzik” denilen olgunun ve bütünün adeta çarklarından biri olurlar. Evrensel değerde bir müzisyen olmak için, sonsuza dek devam eden çalışma, sabır ve çeşitli imkânların hayata geçirildiği bu uzun maratonda, insan ömründen uzun yıllar ve esasında bu uğurda bir hayat feda edilir.
Bu arada, ülkemizde eğitim sistemindeki yanlış yönlendirmelerden kaynaklanabileceğini tahmin ettiğim bir soruna bir parça değinmek istiyorum: İyi müzisyen olmak, sadece “solist sanatçı” olmak demektir gibi bir yanlış algılamanın söz konusu olduğunu gözlemlediğim problemin çözümü, aslında işin gerçeğindedir. Bir bütüne hizmet eden her sanatçı, kendi dalında “usta” olmak zorundadır ki bu durum ancak böyle olunca evrensel düzeyde kaliteye ulaşılabilinir. Her insan, değerlerini ve yetilerini kendi kapasitesince -en yüksek düzeyde- geliştirebildiği takdirde esas olan değere ulaşır. Bu değer, kişinin önce kendisidir. Hiç kimse bir başkası olamaz ya da bir başkasını yaşayamaz çünkü herkesin kendisine ait bir tane hayatı vardır. Herkesin yeri ve değeri başkadır ve her bir birey -bu sonsuz gezegende- mutlak bir yere sahiptir...
Düşüncelerimi paylaştığım profesyonel meslektaşlarımın ve sanatçı dostlarımın görüşlerini, kendi özgün bakış açılarıyla her zaman merak ederim. Çünkü her bir bakış açısı, aynı zamanda ayrı bir görüş ve dünyaya ayrı bir pencereden bakmak demektir. Düşünce alışverişi, ufkumuzu zenginleştiren bir faktördür... Dilerseniz, değerli keman virtüözü meslektaşım Tunç Ünver‘in “solist sanatçı” hakkındaki bazı düşünce ve sözlerine kulak verelim: “Sahne, kullanılmadığı zamanlarda yansıttığı ‘boşluk’ olgusuyla, ilgili herkesin tanıdığı bir mekândır. Solist, bu boşluğun ne ile doldurulacağını en iyi bilmesi gereken kişi olmalıdır. Sağlam teknik temeller üzerine oturtulmuş donanımın, bireysel yetenek seviyesiyle birleşmesi sonucunda ortaya çıkacak olan ifade gücü, performansın kalitesini ve anlamını belirler. Donanımın anlamı; yüksek ideallerdeki üstün standartların gerektirdiği kalite, asalet, anlayış kapasitesi, ifade özgürlüğü, duygu derinliği, beceri doğallığı, uygulama yeteneği ve anlamlandırma seçkinliği ile bütünleşmiş ‘kişilik’ özelliğine sahip olma durumudur. Bu yolla yansıyan ‘müziğin ruhu’ icracının ruhunda anlam bulacak ve ‘kapasitesi’ oranında da etkisini ortaya koyacaktır. Büyüklüğün, yetkiye ve üstünlüğe ihtiyacı yoktur; çünkü gerçekte etkin olan büyüklüğün kendisidir. Solist, bu soyut kavramı somutlaştırırken, kendisi de dahil olmak üzere ona eşlik eden ve dinleyen herkes, o bütünün bir parçası haline dönüşür. Sahneyi dolduran da bu olmalıdır.”
Deneyimli değerli orkestra sanatçısı sevgili dostum Demet Emekli ise “orkestra sanatçısı” olma olgusunu şöyle açıklıyor: “Yıllardır orkestrada çalan ve her bir notaya ve es’e değer veren bir müzisyen olarak, son derece zor ve bir o kadar da değerli bir işim olduğunun bilincinde ve farkındayım. Orkestra müzisyenliği zordur, zira kişisel duygu ve yorum kabul etmez, burada kişi bir bütünün parçasıdır. Ben kendimi maestro’nun enstrümanı olarak kabul eder, kendimi orkestra şefine teslim ederim. Bu zor ve bambaşka bir erdemdir. Egonun ve hırsların kurbanı olmamak gerek bu olgu içinde çünkü neticede hepimiz müziğin bütünlüğü içindeyiz. Açıkçası, hangi rahlede oturduğumuzun ve statümüzün anlamı yok. Burada değerli olan şey, o bütüne nasıl hizmet ettiğimizdir...”
Kalite, saygı ve hayranlık kavramları da nicelikte değil her zaman niteliktedir... Bu kutsal bütüne hizmet etme şansı olan ve edebilen herkese sonsuz sevgi ve saygı duyuyorum...