Boğaz'ın Anadolu YAKASINDA LEZZET ÜSSÜ
30 AĞUSTOS'U kutlayan kutlamayan bir yana; 30 Ağustos'ta kutlanacak "zaferimiz" kadar büyük olmasa da, bizim için "mühim" olan bir "evlilik yıldönümü" var hayatımızda son 10 yıldır. Birlikte büyüyüp, yaşlanma yolunda yine birlikte yol aldığımız çekirdek grubumuzla, bu 30 Ağustosta, Anadolu yakasındaki Kandilli Borsa Restaurant'ı seçtik üs olarak. "Üs" demek yersiz olmuyor zira epeyce uzattığımız masa başı muhabbetlerimizin Kandilli Borsa'da olan sonuncusu öğlen 14.00'te başladı, ayrıldığımızda saat akşam 20.00'ydi.
Kandilli Borsa Boğaz'a hâkim bir kartal yuvası gibi olsa da, asırlık ağaçları ve yeşillikleri, kartal yerine müşterileriyle ve aynı zamanda birbirleriyle oyunlar oynayan muhabbet kuşlarına ev sahipliği yapıyor. İşinin ehli, bizim ülkede maalesef az rastlanan "Kabarnet Savinyon" ya da "Şardonay" demeyen "dost" kadrodan öğrendiğimize göre Anadolu Kavağı taraflarında, tropik kuşları taşıyan bir geminin alabora olmasından sonra peydahlanmış bu kuşlar.
Doymamak için öğlene kadar hiçbir şey yemeden gittiğim Borsa'da kendi favorilerime ilaveten, "Mutlaka tatmanız gerekir" diyerek getirdikleri, nasıl o şekilde pişirebildiklerine kafa yorduğum, "soğukluğu tam serinlik kıvamında" kerevizli ve limonlu, zeytinyağlı pırasayı denemenizi yazmadan edemedim.
GÖKDELENLER VE BAYRAK
Boğaz'ın Anadolu yakasının sırtlarından, Avrupa yakasının sırtlarına bakınca İstanbul neredeyse "takvimlik bir Manhattan pozu" veriyor gibi. Biz de, sancaktan Boğaz ve Avrupa yakası bordalı masamızda, daldık gökdelen muhabbetlerine... Eskiden sadece karayolları binası, Etap Marmara Oteli ve Odakule binası gibi kafanın karışmasına mahal vermeyecek kadar az sayıda yükseltisi olan İstanbul'da, şimdi resmen hangi bina banka, hangisi otel karıştırır olduk.
Kimimiz yükseltilerin İstanbul'u bozduğunu savunsa da çoğumuz bu yükseltilerin İstanbul'a çok yakıştığından yanaydı ki; o gün bu "göğü delen binalar" daha da bir şıklardı. 30 Ağustos olduğundan sanki her biri "en büyük bayrağı ben asacağım yarışması" varmışcasına, hilalli, aylı ve kıpkırmızıydılar. Biz de bu yarışmanın jürisi olup puan verdik. Hepimizin birincisi, iki kulesinin arasına devasa bir bayrak asmak suretiyle, müthiş bir görüntüye sahip olan Anthill Kuleleri oldu. Görülmeye değerdi.
30'A 30 HAVLU...
Artık geçti gitti. O yüzden kimseye söylemeyeceğime söz verdiğim sırrımı açıklayabilirim. Benim yerimde başkası olsa, sağa sola haber verir, twit atar, hem otelin hem de Tarkan'ın tadını kaçırabilirdi. Park Hyatt Maçka Palas'ta gördüm Tarkan'ı. Geçen haftaki Harbiye Açıkhava konserleri sırasında konser alanına daha çabuk gidip gelmek adına Tarabya'daki evi yerine Park Hyatt Maçka Palas'ın kral dairesinde kalmayı tercih etmiş.
Mütevazılığı ve kaprissizliği karşısında şok yaşayan yetkililerin, adamcağız prova yaptığı Açıkhava Tiyatrosuna, terini silmek için, otelden 10 adet 30x30 santimlik yüz havlusu istediğinde nasıl zevkle organize olduklarına şahit oldum.
Gönüllerde taht kurmak, büyüdükçe küçülmek bu işte! Helal olsun Tarkan!
Yanlış Laf Avcısı
Celal'in avı: "Teramusu"
Doğrusu: "Tiramisu"