Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİR haftadır bahsediyorum bu bayram Marmara'da kaldığımdan... Güney'e ya da Ege'ye hiç bulaşmadığımdan... Dolayısıyla hiç koşturmadım. Yedek biletim açıldı açılacak diye beklemedim. Valelerden arabamı, kapılardan alınmak için tanıdığı, istif istif masalarda yemeğimi, konveyörden valizimin çıkmasını beklemedim. Beni şaşırtan, geç kalmış deneyimlerini yaşadığım Marmara'da kaldım.

        ÇATIDAKİ LEZZET VE EĞLENCE

        Swissotel'in en tepesindeki, Gaja Restoran'ı hep duyarım ama bir türlü gitmek nasip olmamıştı. Çok da heves etmemiştim açıkçası. "Onca mekân varken neden bir otel restoranına gideyim?" düşüncesinin ağır bastığından biraz da. Çok gurme mönüsünden dolayı, çok ağır bir yemek ortamında epeyce şık olmak gerektiğini düşünüyordum. Çok gurme mönüsü dışında, diğer konularda ne denli yanıldığımı gidince anladım.

        Restorana girer girmez ilk lafım "Amma da kalabalık" oldu. Karşılaştığım eğlenceli yemek ortamına acayip şaşırdım. Her masa dolu. DJ performansıyla hiç de kısık sayılmayacak bir müzik yayını. Eğlenen ve eğlenirken enfes lezzetler ve şaraplar tüketen bir zümre. Hem de her yaştan. Genci, yaşlısı...

        MÖNÜDE 170 ÇEŞİT ŞARAP VAR

        Çok emek edilmiş ve gerçekten çok çok üst çıta yemeklerin bulunduğu mönüde, 170 çeşit şarap çeşidinin bulunduğunu söylemek lazım. Bu, bizim ülkede zor rastlanan bir durum. Daha da şaşırdığım bana adeta küçük Reina hissi veren Gaja'nın sabah 05.00'e kadar açık olması. Leşleşmemiş nezih bir zümreyle nezih bir ortamda "güvenle" eğlenmenin ve doymanın tam karşılığı Gaja! Konuklarınızı restoran bölümüne, çoluğunuzu çocuğunuzu bar bölümüne gözünüz arkada kalmadan emanet edebilirsiniz.

        Biraz pahalıca denebilecek Gaja'da bu kadar gurme lezzetleri mideye indirirken, Catherine Deneuve'ün "Je l'aime, je l'aime"inin arasına Türkçe poplar karıştırılmasına çok mana veremesem de, benim dışımda pek bu durumu yadırgayan yoktu belirteyim.

        SEDEF ADASI DENEYİMİM

        Bir başka deneyimlemekte geç kaldığım yerse meşhur Sedef Elio. Sabah sanki Göcek, öğlen Selimiye, akşamüstü Ibiza, akşam da Türkbükü olabilen tek yer! Çocukken yazlarını Çınarcık'ta geçirmiş biri olarak yosunları ve midyeli kayalarıyla, benim için biraz da Çınarcık. Acayip yatırım yapılmış Elio'ya. Tebrik etmek lazım İstanbul'un burnunun dibini böyle bir lezzet ve eğlence adasına çevirenleri...

        Plaj kısmında tek boş şezlong olmamasında şaşıracak bir şey yok ama denizinde de alargada duracak bir yer bile bulmak çok zor. Hafta sonunda İstanbul'da kalan herkes bu adada. Kendi teknesiyle gelen de var, Elio'nun tekneleriyle de, Kartal'dan ring seferiyle de, jet skiyle de... O kadar müdavimi var ki, hesap ödemeden "Sen yaz, haftaya öderim" deyip giden çok kişiye şahit oldum.

        BAKALIM BEĞENECEK MİSİNİZ?

        Plaj mönüsü tipik bir plaj mönüsü olsa da, restoran mönüsü çok etkileyici. Özellikle sushi ve sashimi'ler çok başarılı. Öyle dev dilimlenmiş bir somon sashimi geldi ki, yemeğe çalışırken chopstick'e ancak iki hamlede geçirebilip, bir kere de soya sosu kâsesine düşürmek suretiyle ağzıma götürebildim. Bütün geceyi "soya sosu puantiye baskılı" bir tişörtle geçirmeme değdi.

        İstanbul'da yaşayanlara hatta İstanbul'u ziyarete gelenlere Sedef Elio'yu denemelerini öneririm. Bakalım siz de mis gibi kokan havlularıyla, çalmayı aklımdan geçirdiğim personel bermudalarıyla, durup durup arada dağıtılan shot olmayan bayağı kallavi bardaklardaki votkalarıyla, iyi müziğiyle; bu adalıyı benim kadar beğenecek misiniz?

        Yanlış Laf Avcısı

        Ali'nin avı: "Enistütü"

        Doğrusu: "Enstitü"

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar