Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GEÇEN gün “gidiş”ini sizlerle paylaştığım, 1.5 güzel gün geçirmek için 2.5 gün yollarda helak olduğum yolcululuğun sıra geldi “daha da beter“ olan dönüşünü anlatmaya...

        HIGHLANDS-EDINBURGH ARASI

        Bu 4.5 saatlik etaptan kurtulmak için verdiğim çabalar karşılıksız çıkıyor. Ve Inverness üzerinden Edinburgh‘a uçamıyorum. Yani geçen yazıda da örneklediğim gibi, Kapadokya‘dan Nevşehir Havalimanı üzerinden İstanbul‘a gelmek varken, bu yolu karayoluyla üstelik bu kez otobüsle bile değil minibüsle kat ediyorum. Üstelik yine bir program değişikliği sebebiyle sabahın 06.00’sında. Artık deneyimli olduğum için, otelden çıkarken aldığım kâğıt havlu rulosunu yastık olarak kullanmayı akıl edecek kadar iyiyim. O kadar sarsıntılı bir etap ki, diş dolgumun oynadığı, yanaklarımın sarkmaya geçtiği bir rezonans testi adeta...

        EDINBURGH’DA...

        Bu seyahatime büyü yapıldığı kesin. Edinburgh şehir merkezinde, İstanbul‘u aratmayacak onarım-bakım inşaatları olduğu için tur üstüne tur atıyoruz minibüsle. Bir park yeri bulup, öğle yemeği için Centotre‘ye giriyoruz. Centotre, Edinburgh‘un Papermoon‘u gibi bir yer. Şehrin en şık insanları burada. Yemekleri, servisi ve mekânın mimarisi muhteşem. Sloganı “taze-sade-İtalyan” anlamına gelen “freshsimple-Italian” olsa da dekor heybetli. Yolu düşenlere öneririm.

        EDINBURGH HAVALİMANI’NDA

        Terminalde Servisair‘ın işlettiği fena sayılmayacak, business bekleme salonunun ekranına KLM Amsterdam uçağının ilk rötarı düşüyor. 1-2-3! Yağmur ve fırtına diyorlar sebebine. Daha ben Edinburgh‘dan kalkmadan, Amsterdam‘dan İstanbul‘a gidecek uçak kalkıyor böylece.

        SCHIPHOL HAVALİMANI’NDA

        Geç de olsa, Amsterdam‘a varılıyor. Ama İstanbul‘a gelecek müsait bir KLM uçuşu yok. Gece yarısına doğru KLM bizi ertesi gün öğlen uçağıyla ama bu kez THY ile İstanbul‘a yollayacağını söylüyor. Valizlerimizi güvenlik sebebiyle veremeyeceğini hatırlatarak, elimize içinde 1 tişört, diş fırçası, jilet ve deodorant gibi temel gereksinimler olan bir set tutuşturarak, Schiphol A4 Oteli’ne gitmemizi söylüyor.

        SCHIPHOL A4 HOTEL’DE

        Bu arada vakit gece yarısını geçtiği için, Schiphol Havalimanı hızla kapanıyor ve verilen hizmetler duruyor. Duran hizmetlere Schiphol A4 Hotel’in servisi de dahil oluyor. İskoçya‘dan geldiğim için üstümde sterlin ve sadece 5 euro var. Ama taksi 45 euro istiyor otele götürmek için! Hem param yok, hem de tansiyon ilacım, vitaminlerim, şarj cihazım ve sigaram hangi ülkede olduğunu bilmediğim valizimde! Kavga dövüş otelden servis geldi de, hayatımın en komik check-in işlemini yaşadım. Sıkı durun! Resepsiyonun arkası tabak dolu! İçlerinde 1 su, 2 meyve, 1 kek ve 1 sandviç var. Anahtarla beraber elinize bu tabağı da tutuşturuyorlar. Çünkü odadaki tek varlığınız bu tabak ve içindekiler.

        ERTESİ GÜN YİNE HAVALİMANI

        THY ile uçacak olmanın mutluluğu, halen valizimden haber alamıyor olmanın gölgesinde kalıyor. KLM “Yükledik” diyor.

        THY UÇAĞINDA

        İşte budur business class! Yenilenen kabinlere sahip bir Boeing 777 denk geliyor.

        ATATÜRK HAVALİMANI’NDA

        Amsterdam‘daki yetkili biz uçaktayken bir sonraki uçağa valizlerin konduğunu bildirdiriyor. Peşine düşüp ilgilenen yine bizim THY personeli... KLM‘e kalsa ne zaman gelirdi kimbilir?

        EVDE

        Yatağımı, yorganımı seviyorum.

        Yanlış Laf Avcısı

        Can’ın avı: “Münübüs”

        Doğrusu: “Minibüs”

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar