İkinci bölüm: Manuel özgür bir adam
Manuel bahçelerin insanlarla aynı kurallara sahip olmadığını öğrenir, ektiği bitkinin büyümesi zaman alacaktır ve sarmaşık gülünün dallarında gonca çıkmış mı diye bakıp durmanın hiçbir faydası yoktur.
Manuel 30 yıl boyunca hiç durmadan çalışır, çocuklarını okutur, çevresine iyi örnek olur, tüm zamanını işine vakfeder ve asla şunu düşünmez: “Bu yaptıklarımın bir anlamı var mı?” Aklındaki tek şey, ne kadar meşgul olursa toplumun gözünde o kadar önemli olacağıdır.
Çocukları büyür ve evden ayrılır, işinde yükselir ve bir gün yıllarını verdiği işyerinden kendisine, bu sadakati için bir saat ya
da kalem hediye edilir, arkadaşları bir iki damla gözyaşı döker ve uzun zamandır beklenen an gelir: Artık emekli olmuştur,
istediğini yapmakta özgürdür!
İlk birkaç ay, her fırsatta eskiden çalıştığı ofisi ziyaret eder, eski arkadaşlarıyla sohbet eder ve yıllar boyunca hep hayalini kurduğu şeyi yapmanın tadını çıkarır: Geç saatlere kadar uyumanın. Sahilde ya da kasabada yürüyüş yapar, yıllar boyunca
alın teriyle biriktirdiği parayla aldığı kır evinde bahçıvanlığı keşfeder ve yavaş yavaş bitkilerin ve çiçeklerin gizemli dünyasının
içine dalar. Manuel’in zamanı vardır, dünyanın tüm zamanı onundur. Bir kenara ayırmayı başardığı parayla seyahatlere çıkar. Müzeleri gezer, farklı çağlardan ressam ve heykeltıraşların yüzyıllar içinde geliştirdiklerini iki saatlik bir zaman diliminde öğrenir, en azından kültürünü artırdığını hisseder. Yüzlerce, binlerce fotoğraf çeker ve arkadaşlarına gönderir, nihayetinde ne kadar mutlu olduğunu herkes bilmelidir!
DAHA ÇOK GAZETE OKUR
Birkaç ay daha geçer. Manuel bahçelerin insanlarla aynı kurallara sahip olmadığını öğrenir, ektiği bitkinin büyümesi zaman alacaktır ve sarmaşık gülünün dallarında gonca çıkmış mı diye bakıp durmanın hiçbir faydası yoktur. Samimi bir yüzleşme anında seyahatlerinde gördüğü her şeyin bir turist otobüsünün penceresinden görünen manzaradan ibaret olduğunu fark eder. Bütün o olağanüstü eserler 6x9 boyutlu fotoğraflar haline getirilip albümlere konmuştur, ama doğrusu içinde hiç özel bir duygu hissetmez, yabancı bir ülkede kendini yeni baştan keşfetmenin büyüsünü bizzat yaşamaktan ziyade, bunu arkadaşlarına anlatmak daha önemli gelir.
Hâlâ televizyonda bütün haber programlarını seyretmektedir ve (artık daha fazla zamanı olduğundan) daha da çok gazete
okumaktadır, kendini bütün her şeyden haberdar, her konuda önceden olduğundan daha bilgili ve donanımlı biri olarak görür.
Fikirlerini paylaşacak birilerini arar ama herkes hayat denen bu nehrin sularına kapılmıştır, çalışıyor, didiniyor, bir şeylerle
uğraşıp duruyor, bir yandan Manuel’in özgürlüğüne gıpta ederken diğer yandan da önemli işlerle ‘meşgul’ olup topluma faydalı olmaktan mutluluk duyuyordur.
BUNCA ZORLUKLA KAZANILMIŞ ÖZGÜRLÜKLE NE YAPACAK?
Manuel teselliyi çocuklarında arar. Onlar kendine her zaman büyük bir sevgi duymuşlardır. Hep mükemmel bir baba olmuş,
onlar için dürüstlük timsali ve çalışkan biri olarak örnek oluşturmuştur, ama pazar öğlenleri birlikte yemek yemeyi bir görev bilseler de, çocuklarının da başka dertleri vardır.
Manuel, makul bir gelirin tadını çıkaran, her şeyden haberdar ve bilgili, örnek bir hayat yaşamış, özgür bir adamdır, peki ya bundan sonra? Bunca zorlukla kazanılmış böylesi büyük bir özgürlükle ne yapacaktır? Herkes onu kutlamakta, herkes onu övmektedir ama kimsenin ona ayıracak vakti yoktur. Manuel, dünyaya ve ailesine hizmet etmekle geçen onca yıldan sonra
yavaş yavaş kendini mutsuz ve işe yaramaz hisseder.
Bir gece rüyasında bir melek belirir: “Bütün hayatın boyunca ne yaptın? Hayallerin doğrultusunda mı yaşadın?”
Manuel soğuk terler içinde uyanır. Ne hayalleri? Hayali işte buydu ya: Bir diploma sahibi olmak, evlenmek, çocuk yapmak, onlara iyi bir eğitim vermek, emekli olmak, gezmek. Neden bu melek onu böyle anlamsız sorularla rahatsız etmektedir?
Yeni bir uzun gün daha başlar: Gazeteler, televizyondaki haberler, bahçe ve öğle yemeği. Birazcık uyumak ve sonra canın ne isterse onu yapmak ama tam da o anda içinden hiçbir şey yapmak gelmediğini fark etmek... Manuel özgür ve üzgün bir
adamdır, depresyona bir adım uzakta, çünkü yıllar boyunca köprünün altından sular akıp giderken o hayatın anlamını
düşünemeyecek kadar meşguldü. Bir şiirin dizelerini hatırlar: “Hayattan geçip gitti / Ama yaşamadı.”
Ama artık bunu kabullenmek için çok geç o yüzden en iyisi konuyu değiştirmek. Onca çalışıp didinmeyle kazanılan özgürlük aslında sadece gizli bir sürgündür.
(Çeviren: Mine Akverdi Denktaş)