Seçimler iptal olur mu
Normal şartlarda bugünlerde Amerikan seçimlerini tartışıyor olacaktık. Kasım ayındaki seçimde Trump’ın rakibini bir an önce belirlemek için Demokratlar kendi aralarında kavgaya girişecek, büyük ihtimalle de Temmuz ayındaki kongreden Joe Biden aday olacak çıkacaktı. Birkaç ay sonra da Donald Trump’a karşı -belki de farklı- kaybedecekti.
Beklenen buydu, ama COVID-19 sağlığı, ekonomiyi ve gündelik hayatı değiştirdiği gibi Amerikan tarihinin en önemli seçimlerinden birini de etkiliyor. Birkaç gündür ciddi ciddi seçimlerin ertelenmesi ya da iptal edilmesi ihtimali tartışılıyor. Macaristan’da diktatör Orban’ın kendisini sonsuza kadar görevde tutmayı başarabilmesi demokrasiye pek de eğilimi olmayan Trump’a örnek olabilir mi mesela? Eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın “Fascism: A Warning” kitabından bir cümle okuduğumdan beri aklımdan çıkmıyor: Dünya liderleri birbirlerinden öğrenirler.
GÖREV SÜRESİ MUTLAKA BİTİYOR
Anayasa hukukçuları seçimler ertelense bile normal şartlarda devir-teslim töreninin yapılacağı 20 Ocak 2021’in öğle saatinde Trump’ın görev süresinin biteceğini, Temsilciler Meclisi’nin başkanı Nancy Pelosi’nin (Demokrat) görevi alacağını söylüyor. Gerçi işin bu noktaya gelmesi en kötü ihtimal çünkü Amerika yapısı gereği rejimle oynamaya müsait değil -ya da sahiden öyle mi?- Trump seçildiğinden beri hiçbir ezber geçerli değil Amerika’da.
Olağanüstü bir seçim süreci yaşandığı ortada. Mesela aralarında New York’un da bulunduğu eyaletler ön seçimlerini ertelemeye başladı. “Online” seçim olup olmayacağı tartışılıyor. Bu durum Rus hacker’lar için altın fırsat olabilir. Bazı eyaletler insanları sandık başına getirmek yerine oylarını postayla göndermelerini önerebilir ama o zaman da sayım problemi muhtemel.
Bütün bu kararların verilmesinden önceyse önümüzdeki belirsizlik bulutunun dağılması gerekiyor. Seçimlerin kaderi de virüse bağlı.
Amerika’da totaliter Asya ülkelerinde olduğu gibi hastaların hareketlerini an be an takip etmek, bu verileri kamuoyuyla paylaşmak bireysel özgürlükler açısından mümkün değil. Bu ölüm sayılarının çokluğunda demokrasinin bir anlamda yan etkisi de var. Dahası, özelikle Çin gibi kapalı rejimlerden gelen verilerin de çarpık olabilme ihtimali var. Kısacası gerçekten virüs yavaşladı mı, Çin’de sayı azaldı mı, vaka sayısı nedir tam olarak bilmiyor olabiliriz.
100-240 BİN ÖLÜ BEKLENİYOR
Donald Trump birkaç gün önce ülkeyi Paskalya günü açmayı, insanların kiliseleri doldurmasını hayal ediyordu. Daha sonra önüne bazı rakamlar ve görüntüler gelince bu temennisinden vazgeçti. Beyaz Saray uzmanlarının yaptığı projeksiyona göre hiçbir şey yapılmaz, hiç önlem alınmazsa 2.2 milyon Amerikalı ölecek. Önlemler çok sıkı tutulursa, sosyal izolasyon aynen devam ederse 100-240 bin arasında insan ölümü bekleniyor. Central Park’a hastane kurulma görüntüleri, Trump’ın doğduğu eve yakın bir hastaneden gelen bilgiler de Başkan’ı tedbirleri sıkı tutmaya mecbur etti.
Amerika’da COVID-19’la mücadele açısından kesin olan tek bir şey var şimdilik. Nisan ayı iptal oldu. Bir-iki hafta sonraki Paskalya’da sokağa çıkmayı beklerken ülke genelinde tedbirler en az 30 Nisan’a kadar uzatıldı, bazı eyaletlerde geceleri sokağa çıkma yasağına benzer uygulamalar başladı. Dünse New York’ta belediyenin çoktandır temizlemeyi bıraktığı oyun parkları tamamen kapatıldı.
Trump’ın tedbirleri artırmasının bir başka nedeni daha var. Her 10 Amerikalıdan dokuzu tedbirlerin sıkı tutulmasından yana yapılan araştırmalara göre. Trump’a kamuoyu desteği birkaç gün önce yüzde 49’a varmıştı, ama son yapılan araştırmalarda toplumun yüzde 53’ünün onun verdiği bilgilere güvenmediği ortaya çıktı. Kriz anlarında Başkan’ın etrafında kenetlenmek bir Amerikan geleneği; bu kriz Trump’ın siyasi ömrünü de belirleyecek. Dolayısıyla Amerika’da COVID-19 vakaları yükselirken, ölümler artarken bir yanda herkesin aklında yaklaşan seçimler var.
VİRÜS HAZİRAN’DA YAVAŞLAYABİLİR
Seçim Kasım ayında; ilk başta çok zaman varmış gibi gözükse de belirsizlik takvimi bulanıklaştırıyor. Trump düzenli olarak yaptığı basın açıklamasında dün iki senaryodan bahsetti. McKinsey’nin yaptığı projeksiyona göre Nisan ayında virüs zirveye ulaşıyor, daha sonra Haziran başından itibaren yavaşlıyor. Gates Vakfı’nın araştırmasına göreyse ölümler ve vaka sayıları yaz aylarında sürüyor, yavaşlama en iyi ihtimalle Ağustos ayının ortalarında ya da sonlarında gözüküyor.
Senaryoların ilkine göre seçim takvimi biraz gecikmeli olarak normal seyrinde izleyebilir. Gates’in projeksiyonu gerçek olursa gerçekten seçimler tehlikeye girer. Demokrat Parti şimdiden Temmuz ayındaki Kongre’yi yapmamaktan yana zaten.
Virüs sadece sağlıkla ilgili bir mesele değil işte. Dünya düzenini en temel dayanaklarına kadar tehdit etmeye devam ediyor.
*
Ve sonunda ben de hastalandım…
Önceki akşam Erdoğan Aktaş’ın Habertürk’teki “Gece Raporu”na konuktum. Üç saat süren yayından sonra epey yoruldum, kendime her akşam yaptığım gibi bir kadeh içki koydum. Ancak aslında yayından önce uykumu almış, dinlenmiş olmama rağmen de kendimi yorgun hissediyordum. Midemde geçmeyen bir ağrı vardı, yayının sonlarına doğru da iyice hızlandı.
Yayından sonra oturduğum koltuğa adeta yığıldım, planladığım gibi yazımı yazacak enerjim bile kalmadı. Normal şartlarda Amerika saatiyle akşamları yazıyorum yazımı, Habertürk editörleri de sabah uyandıklarında yazıyı buluyorlar. Ama benden hiç ses çıkmadı.
Dün bütün günü yatakta geçirdim çünkü. Keyif yaparak değil, neredeyse sadece uyuyarak. Tek bir öğün yedim ve mide ağrım hala geçmedi. Önce ‘Acaba akşamdan mı kaldım, şarap mı çarptı’ diye düşündüm. Öksürük ve ateş yok, nefes almakta zorlanmıyorum, bu ağrı da tanıdık. Ama bir türlü kendime gelemiyorum ve tabii ki en kötü ihtimalden şüphelendim.
Ne de olsa Corona’nın merkezi New York’ta yaşıyorum ve her türlü tedbiri alsam da bir şekilde bulaşmış olabileceğinden korkuyorum.
“Gece Raporu”nda aralarında Bilim Kurusu üyesi de olan uzmanlara aklımdaki birçok soruyu sordum. Kesin olarak merak ettiğim maske takmalı mı, virüs havadan bulaşıyor muydu… İlk günden beri tekrarlanan bilgiyi verdiler. Maskenin hasta olmayanlar için çok gerekli olmadığını, virüsün de havadan bulaşmadığını, en azından bu yönde kuvvetli bir kanıt olmadığını söylediler. Ama son günlerde maske takmanın faydalı olduğu ve virüsün havadan bulaşabileceğine dair de tartışmalar var. California Valisi herkese sokağa çıkarken yüzlerini kapatmasını önerdi mesela. Yaygın kanı herkes için maskenin (N95 olmasa da) gerekli olabileceği şimdi.
Hiç kimseyi suçlamıyorum, çünkü virüsün kendine özgü bir davranış biçimi var ve Aktaş’ın programında doktorların dediği gibi zamanla öğreneceğiz, yanıla yanıla doğruyu bulacağız. Bugün kesin ve doğru olan yarın doğru olmayabiliyor.
Dr. Google’a mide ağrısının Corona belirtisi olup olmadığını sordum, tabii ki olabilirmiş. Gerçi Dr. Google daha önce de her baş ağrısının sonucunda kanser veya beyin tümörü teşhisi koyuyordu.
Gidip Corona testi yaptıracak halim yok. Her öksürükten paranoyaya kapılıp zaten sınırlı sayıdaki testleri ihtiyacı olanlardan çalmaya hakkım yok. Türkiye’de ünlülerin bu testi bir şımarıklığa dönüştürmeye başladığını fark ediyorum. Ancak iş gerçekten ciddileşirse, bütün belirtiler oluşursa doktora gitmek daha doğru. İlk belirtilerden sonra bir hafta tek başına insanın odasında (evin genelinde değil) kalması öneriliyor zaten. Bu yazıyı da yataktan yazıyorum zaten. (Hayır emekli gazetecilerden Ayşe Arman gibi bir şey de ima etmiyorum.)
Bugünlerde hepimiz ‘Acaba Corona mıyım’ diye semptom icat ediyoruz kendi kendimize, virüsü de modaya çevirdik ve paniğe kapılıyoruz. Diyorum ya benim bile aklımdan geçti, ama basit bir gıda zehirlenmesi ya da son zamanlardaki ruh halinin yansıması haftaya belli olur herhalde. Önemli olan bu süreci tedbirleri sürdürerek serin kanlı atlatmak sanırım.