Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Belediye başkan adayları otoparkçılığı çok seviyor, olur olmaz yere otopark inşaatı vaat ediyor. Zaten birçoğunun proje diye sundukları vizyon değil, genellikle olması gerekendir. Adaylar sadece kolay yoldan oy toplamaya yoğunlaşıyor. Para dağıtarak garibanın oylarını almaya çalışıyor birçoğu. Özellikle İstanbul, hatta İzmir gibi ilerici ve büyümesi gereken şehirlerde kazanamayacak olsa bile bambaşka bir vizyon bulmak mümkün değil.

        Seçim sürecinde bir tek İzmir adayı Tunç Soyer’in Koç Holding’in merkezini İzmir’e taşıma fikri hoşuma gitti. Ama bu bile bir proje değil, bir hayal ve temenni sadece. Seçimin ertesi günü unutulacak ve hiç kimsenin aklına da gelmeyecek.

        İzmir çoktan sadece Türkiye’nin değil dünyanın önde gelen şehirlerinden biri olmalıydı. Beyaz eşya bayiliğinden belediyeciliğe terfi ettirilen bir önceki başkanla bu kadar olabildi.

        Koç Holding durup dururken ekonominin ve hayatın merkezi İstanbul’u bırakıp hala küçük şehir mantığını aşamayan İzmir’e neden taşınsın?

        DÜNYANIN EN YAŞANABİLİR ŞEHİRLERİ

        Yakın zamanda Amazon’un ikinci kampüsünü kurmak için ABD’de şehirlerin girdiği yarışta gördük oysa. Büyük şirketler istihdam sağlayacakları şehirlerden hem vergi avantajları bekliyor, hem de işlerine yarayacak beyinlere kolay ulaşım istiyor. Türkiye’deki belediye başkanları sınırlı yetkileriyle Koç gibi dev bir şirketin beklentilerini karşılayamaz.

        Economist dergisinin her yıl yayımladığı küresel yaşanabilirlik raporunda Türkiye’den hiçbir şehrin kayda değer bir şekilde yer almaması tesadüf değil. Derginin kriterleri kentleri istikrar, sağlık hizmetleri, kültür ve çevre, eğitim ve altyapı başlıklı kategorilere göre değerlendiriyor. Alt başlıklar incelendiğinde telekomünikasyondan hava taşımacılığına, sansürden sağlık sigortasına ve eğitime dair birçok madde karşımıza çıkıyor.

        Ancak derginin kent yönetimlerden beklediği bu gibi hizmetleri bizde yerel yönetimler değil merkezi iktidar karşılıyor. Belediye başkanları da ister istemez gündelik ve sıradan işlerden sorumlu birer memura benziyor daha çok. Çılgın projeden üçüncü havalimanına, Taksim’deki camiden Atatürk Kültür Merkezi’ne kadar son yıllarda İstanbul’la ilgili tartıştığımız ne varsa kökeni iktidar. Sağlık hizmetleri zaten yıllardır başarıyla sürdürülen bir hükümet politikası. Emniyet hizmetleri ya da eğitime zaten belediye başkanı karışamıyor; kar yağdığında okulları tatil etme yetkisi bile valide.

        O halde ister istemez belediye başkanının fonksiyonu merak ediyorum. Vaatlerin bu kadar sınırlı olması boşuna değil belki de. Ellerinde kala kala çöplerin toplanması ve suların akması falan var ne de olsa.

        DÜNYADA ŞEHİRCİLİK DEĞİŞİYOR

        Öte yandan, günümüzde şehircilik anlayışı da değişiyor. Airbnb, Über gibi şirketlerle şehirlerden faydalanma biçimimiz farklılaşıyor en basitinden. Yakın zamanda araba sahipliği azalacak mesela. Elektrikli bisikletler, scooter’lar, paylaşılan kiralık arabalar giderek yaygınlaşıyor, dünyada sokaklar, kaldırımlar bu teknolojik ilerlemelere göre yeniden tasarlanıyor. Artık daha fazla insan şehir merkezlerinde yaşamak istiyor, yürüyüş önem kazanıyor veya bisiklet şeritleri yapılıyor.

        Birçok insan büyük şehirlerde evlenmeden evden ayrılıyor mesela, İstanbul’da “roommate”li yaşam gelişiyor. Değişen talepler evlerin inşaatını, kat planlarını bile değiştirmeye zorlayacak. Yemeksepeti gibi hizmetlerin yaygınlığından birçok kentli mutfağa daha az ihtiyaç duyacak mesela. AVM’lerin, bildiğimiz anlamda mağazacılığın düşüşte olduğu zaten ortada. Yakında tamamen tarihe karışacaklar ve insanlara yeni toplanma alanları, meydanlar gerekecek.

        Aslında dünyanın bütün şehirleri büyük bir dönüşümün eşiğinde. Kanada ve Avustralya’nın Economist’in endeksinde ilk 10’da üçer şehri var mesela; yeni çağa nasıl adapte olduklarının da işareti. İstanbul, İzmir önümüzdeki yüzyılı da kaçıracak mı?

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar