Gerçek gündeme adım adım
Birkaç gündür ortaya çıkan gelişmeler, sahiden yeni sayılabilir mi?
Malum, CHP’li Gürsel Tekin’in “HDP’li bakan” çıkışıyla başlayan tartışmalar siyasi gündemi alevlendirdi.
Peki ortaya çıkan tartışmalardan hangisi yeni gerçekten.
İYİ Parti’nin HDP’yle ilgili tavrı mı?
CHP’nin HDP’yi doğrudan eleştirmeyen ve müzakere kapısını açık tutan politikası mı?
İki partinin siyasi kodları dün başkaydı, bugün birdenbire mi değişti?
Bunların hepsinin cevabı hayır elbette.
Türkiye’de siyaseti sadece bir entelektüel faaliyet olarak görenlerin, seçmenle ilgili fikir ve tanımları sahici olmayanların yok saymasıyla değişmiyor bu gerçekler.
“6’lı masaya gereğinden fazla anlam yüklemeyelim. Burada oturan siyasi partilerin belli konularda anlaşması mümkün olsa da, dünyaya bakışlarındaki farklılık dikkate alınmalı.” dedikçe, bu eleştirileri ciddiye almayanlar, şimdi olup biteni ilk kez duyuyor gibi davranıyor.
İYİ Parti’nin CHP’ye gösterdiği sert tepki, HDP sözcüsünden gelen ve doğrudan Meral Akşener’i hedef alan ağır sözler, buradaki hasarın kolayca giderilemeyeceğini gösteriyor.
Akşener, Gürsel Tekin’in sözlerini CHP’nin görüşü olarak değerlendirdi. CHP lideriyle arasında şu ana kadar bu durumu tamire yönelik bir temas da gerçekleşmedi.
Kaç gündür bu tartışma kamuoyunda mayalanıyor ve karşılıklı açıklamalar devam ediyor.
Asıl mesele, adaylık konusundaki görüş ayrılığı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti tarafında kabul görmemesi.
Bu tartışma zemini, ayrı adaylar üzerinden seçime gidilmesinin kapısını aralar mı?
En azından ilk tura yansıyan bir ayrışma olur mu?
Bunların cevabını almak için geriye sayım başladı.
TOPLUMUN BASİRETİ
Gerek iktidar, gerekse muhalefet açısından seçimlerin “çantada keklik” olmadığı çok açık. Toplum siyasetten çok daha basiretli bu konuda. Aceleci tavırları ve sıradan yaklaşımları hayretle izliyor.
Neleri mesela…
2019 yerel seçimlerindeki başarıyı, genel seçimleri kazanmak için bir motivasyon olarak ele almakla, “kazandık, bitti bu iş” demek arasındaki farkı görmeyen bir rehavet.
20 yıldır iktidarda olan ve bunca badireyi atlatıp yoluna devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmek üzerine kurulu bir “strateji”.
“Aramızda ayrılık gayrılık yok, ilkeler üzerinde anlaşıyoruz, aday konusu bizim için bir günlük iş” noktasına gelen ve nihayet üzeri örtülemez hale gelen “görüş ayrılıkları” duvarına çarpan bir ittifak ya da masa.
6’lı masanın farklı siyasi partileri bir araya getiren boyutuyla önemli bir tecrübe olduğunu herkes söyledi neredeyse. Ancak makulü arayanlar şunu da ekledi bu tespite. Müzakere etmek, tartışmak, belli metinler üzerinde mutabık kalmakla, ortak bir siyasi yolculuğa çıkmak ayrı işler.
SATIN ALINMAYAN HİKAYE
Mesela siyasetçilerin sabah akşam bakıp durduğu anketlerin önemli bir bölümü şunu söylüyor. Ortaya çıkacak yeni parlamentoda, mevcut sistemi değiştirmeye yetecek bir çoğunluk mümkün değil.
Peki bu gerçeğe rağmen, toplumun önüne şu ana kadar sunulan en temel tezin “güçlendirilmiş parlamenter sistem” olması ne anlama geliyor?
Bu ısrar karşılık buldu mu?
Cevabı gayet açık. Muhalefetin ortaya koyduğu bu hedef, toplum tarafından inandırıcı bulunmadı. Kampanya diliyle söylersek, bu hikayeyi satın almadı.
Sistemin değişmesi gerektiğine inanan seçmenin de algısı bundan farklı değil.
Aday belirleme meselesinin de bundan farkı yok. Birkaç nedenle.
Toplumun geniş kesimlerinde seçime hangi adayla gidileceği sorusu bir merak ya da magazin konusu değil.
Bunca iddiaya kimin liderlik edeceğini görmek istiyor insanlar.
2014 ve 2018’deki sürprizlere benzer bir aday ihtimalinden de rahatsız oluyorlar.
Muhalefetin stratejisini oluşturan siyasi akıl, liderlik konusunu önemsiz, kolayca çözülecek bir konu olarak ortaya koydukça, dünyanın ve bölgenin içinde bulunduğu büyük krizlerin de etkisiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderlik avantajı yerini önemli ölçüde korudu.
Önümüzdeki siyasi takvim, gerçek tartışmaların gündeme oturacağı bir akışa sahip olacak.