Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SON zamanlarda "tarihle hesaplaşma" modası başladı. Dersim tartışmaları ile hızlanan bu hesaplaşma kısa bir müddet sonra İstiklâl Mahkemeleri'ne ve 1915'teki uygulamalara da uzanacak ve büyük ihtimalle 70'li, 80'li, hattâ 90'11 senelere kadar gelecek.

        Şimdi, açık söyleyeyim: Devlet, bizde tarih boyunca "ceberrut" oldu, zira gelenek böyle idi, üstelik bir "şark" memleketi idik ve şarkta işler böyle yürürdü! Yapılmasına karar verilen işleri teb'anın yahut vatandaşın hiç tartışmadan, sorgu-suale kalkışmadan ve sadece "Emredersiniz!" diyerek yerine getirmesi istendi; aksine hareket edenlere en azından şöyle kalınca bir odun göstermekten ve gerektiğinde odunu kafalara indirmekten de çekinilmedi.

        Türkiye'nin 19. asırdan sonraki tarihine baktığınızda, bunun hep böyle olduğunu görürsünüz. Meselâ, İkinci Mahmud millete bin küsur senedir giyilen entari yerine pantolonu öğretmiş ama bunu ricalarla yahut nazik metodlarla değil, bir eline sopa, ötekine de kılıç alarak döve döve yahut kese kese, doğraya doğraya yapmıştı!

        ÖRNEĞİ ÇOK VAR

        Aynı metoda Cumhuriyet'in ilk senelerinde de sadık kalındı ve "tepeye binme" geleneği şiddeti azalmış şekilde de olsa 2000'lerin başına kadar devam etti... Üstelik, bugün bile hâlâ tesadüf ediliyor.

        "Tarihle hesaplaşma" denen iş, Türkiye'de bir zamanlar zorla yaptırılmak istenen, karşı çıkanların ağır karşılık gördükleri ve şimdi "Keşki yaşanmasaydı" dediğimiz tatsız hadiseler ve bir kısmı da maalesef son derece kanlı olan bazı uygulamalardır...

        Benzer hadiseler bazen daha yumuşak, bazen de çok daha sert şekilde başka memleketlerde de yaşandı, dosyalar hadiselerin üzerinden mâkul bir zaman geçmesinden sonra açıldı, mesele öğrenildi, tartışıldı, yüzleşildi, rahatlandı ve indirildikleri raflara tekrar konuldular.

        Başka memleketlerin yüzleşme örnekleri ile bizdeki çabalar arasında önemli bir fark var: Yüzleşme bizde "öğrenme" yahut "tartışma" değil, "hesaplaşma" ve "hesap sorma" şeklinde olacağa benziyor!

        BUNLARA DİKKAT EDİN!

        Dikkat ederseniz, vakti zamanında yaşanmış acı hadiseleri gündeme getirmenin öncülüğünü yapanların çoğunun o hadiselerin mağdurları yahut mağdurların aileleri değil, mesele ile şahsî alâkası bulunmayan başka bir grup olduğunu görürsünüz.

        Bu grubun özelliği mensuplarının çoğunun gençlik yıllarında darbe, devrim veya yeni bir nizam heveslerine kapılmış, uzun senelerini bu yüzden "içeride" geçirmiş yahut başlarına başka işler açılmış kişilerden meydana gelmiş olmasıdır. Bu kişilerin maksadı zaten bazı hadiselerle yüzleşmek değil; geçmişi tamamen karalamak, devlet ile hesaplaşmak ve rejimden gençlik yıllarını dolu dolu yaşamalarının engellenmiş olmasının acısını çıkartma çabasıdır.

        "Yüzleşme" sözü onlar için sadece bir maskedir, maskenin altında ise bitmeyen bir nefret ve şahsî bir intikam hissi vardır! Devlet onların gözünde her zaman kötü olmuştur, en hayırlı kararlar bile aslında bir belâ, bir musibet; bazı liderler ise zaten sıradan birer katildir! Okumak, öğrenmek ve bilmek onlara göre lüzumsuzdur ve yapmaları gereken tek bir iş vardır: "Yüzleşme" maskesi altında herşeyi yakıp yıkma!

        Türkiye, özellikle 20. asır tarihini ciddî şekilde gözden geçirmek, tartışmak, tekrar yazmak ve bazı hadiselerle mutlaka yüzleşmek zorunda...

        Ama, yüzleşmenin nefret dolu bir intikam haline getirilmemesi; dürüstçe yapılması ve geçmişin yaralarını şahsî menfaatleri yahut ruhî tatminleri için kaşıyan güruhun devre dışı bırakılması şartıyla!

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar