Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Adına uyarlanmış fıkralarla meşhur zamanın Başbakanı Sayın Yıldırım Akbulut bir resmi bayram töreni için Ankara 19 Mayıs Stadyumu’nda yerini alır. Yanında Genelkurmay Başkanı vardır. O esnada Kara Harp Okulu öğrencileri geçit töreninde protokol tribününün önünden geçerken Harbiye Marşı çalınmaktadır. Akbulut, genelkurmay başkanına dönerek “Paşam, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şahsıma gösterdiği teveccühe teşekkür ederim” demiş.

        ***

        Sporun cazibesi, sempatisi, getirdiği itibar ve o derecede istismar, Türkiyemiz’in vazgeçilmez kaderidir.

        “Sayın Cumhurbaşkanımız maçı kulüp başkanıyla yan yana izlemek istiyor.” Bu, yüce bir makamın protokol sorumlusunun ricası. Tabii ki sadece Sayın Cumhurbaşkanı’nın değil Genelkurmay Başkanı’nın da, belediye başkanlarının da, bakanların da, hatta valilerin de istediğine çokça şahit olduk. Böyle yoğun bir teveccühün olduğunu duyan kulüp başkanlarımız da “Meğer ben neymişim” diyerek kendilerine haklı (!) olarak her türlü makamın üzerinde görüyor. Bir kulüp başkanının yanında oturmak için komplekse giren siyasilerimiz veya bürokratlarımız da en üst makam olarak kulüp başkanlarını görüyor; eziliyor, büzülüyor.

        Sonra da söz konusu başkanlarımız “her makamı aşağılama, tehdit etme hakkını” kendinde buluyor.

        “Şu kadar taraftarımızla yürürüz”, “Seyircimizi tutamayız”, “Yumruğu masaya vururuz” ve daha neler neler... Yani kuvvetler ayrılığı ilkesi tamamen güçler savaşına dönüşüyor, roller tamamen değişiyor.

        Bugünkü federasyon başkanı bir zamanlar kulüp başkanıyken “masaya yumruğu vururuz” diye konuşmuştu. Şimdi kulüplerin benzeri serzenişleri karşısında ne düşünüyor acaba?

        Biz 2004’te 5149 Sayılı Sporda Şiddetle Mücadele Yasası’nı çıkarmıştık. Saha içindeki sportif olayları federasyonlara, idari cezaları da valiler başkanlığındaki il güvenlik kuruluna bırakmıştık. 50 milyar TL’ye kadar para cezası, 8 aya kadar ve tekrarı halinde ömür boyu spor alanlarından men cezası vardı kanunumuzda. Valilerimizin müdahalede tereddüt ettiklerini görünce “Yürekli valilerimizi göreve çağırıyoruz” diye açıklama yapmıştık. Bazıları bize küsmüştü. “Bizi hedef gösteriyorsunuz, rencide oluyoruz” diye sitem ediyordu.

        ***

        Kulüp başkanlarımız fahri olarak görev yapar. Ekstra bir yoğunluğa girerler. Sürekli stres altındadırlar. Alkışlandıkları kadar yuhalanırlar da. Hakaretlere uğrarlar. Onun için spor yöneticiliği fedakarlık ister. Yağmurda çamurda, bayramından seyranından ve ailenden feragat ister. Sevmeyen insanın taşıyabileceği bir yük değildir. Biz bütün başkanlarımızı, yöneticilerimizi, spora hizmet eden, gençliğimize imkanlar açan, ülkemizin aldığı başarılarda rol oynadığına inandığımız kişiler olarak; bir dava adamı olarak görürüz. Kulübü borçlandıran, şaibeye bulaştıran ve ileride hesap vermek zorunda kalacak kişiler olmasını asla arzu etmeyiz. Ancak sporun dokunulmazlığı zırhına bürünerek mali disiplinden uzak ve her türlü denetim dışı olmak ileride bir gün mutlaka başlarına dert açacaktır.

        Bu sebeple de her birinin şeffaf, adil bir kulüp ve spor yöneticisi arzusu taşıdığını da biliyoruz. Ama sistem “en çok gürültü koparanın en haklı ve galip olduğu” bir ortama dönüşünce bataklık üretiyor. Biz de sivrisineklerle mücadele etmekle avunup duruyoruz.

        ***

        Bizim en büyük meziyetimizdir... Sanatçıları, sporcuları, gazetecileri, iş adamlarını, para babalarını, siyasileri, devleti yönetenleri, elinde güç olan herkesi aşırı derecede kutsarız, tanrılaştırırız, önünde ikibüklüm oluruz. İnandıklarımızı söyleyemeyiz, nasiplenirsek ses çıkarmayız, dışlandığımızda da şikayetçi oluruz.

        Tevfik Fikret ne demiş? “Beşerin böyle dalaletleri var; putun kendi yapar, kendi tapar.”

        ***

        “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar,

        Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi.” diyor Mehmet Akif...

        Demek ki olaylardan hiç ders çıkarmadık. Sürekli tekrar eden bir hatalar zincirinin esiri olmuşuz.

        Bu noktada en önemli adım, 2008 yılında hazırlıklarına başladığı halde hala çıkarılmayan ve koca devleti aciz duruma düşüren “kulüpler yasasını” bir an önce çıkarmak.

        Sürekli kulüp başkanlarının atışmalarını, taraftarı tahrik eden davranışlarını izleyip duruyoruz ama bir çözüme kavuşamıyoruz. Kulüpler Birliği başkanlığı yapmış kulüp başkanı “Yıldırım”la, kulüp başkanlığı yapmış federasyon başkanı “Yıldırım” birer sembol. Bütün illere ve ilçelere bakın. Her yerde “Yıldırım” olmaya çalışan, herkese tehdit savuran başkanlar ve yöneticiler göreceksiniz.

        Asıl önemli olan sistemi değiştirmek, bataklığı kurutmak, herkesi yerli yerine oturtmak. “Kuvvetler ayrılığı” ilkesini yerine getirmek.

        Bunu hala başaramamış bir devlet görüntüsü inanın acziyet ifade ediyor ve çözüm ya karakola ya da mafyaya kalıyor...

        Hiçbirimizin beceremediği bir şeyi bir kulüp başkanı gerçekleştirebiliyorsa, istediği gün Ankara’da aynı anda Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Spor Bakanı’ndan randevu alabiliyorsa makamlara karşı üstünlük psikolojisi içinde olması da normal değil mi?

        Ne de olsa:

        “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız...”

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar