Çocukluğuyla buluşan zaman yolcusu
‘The Adam Project’, 1984 yapımı ‘Geleceğe Dönüş’ün (Back to the Future) açtığı yolda ilerleyen film ve dizilerden sadece biri.
Zaman yolculuğu ve farklı zamanlardan gelen insanların buluşmasıyla ilgili fantezilerin senaryo yazarlarına hayli bereketli ve geniş bir alan açtığı kesin. Ama tabi ki önemli olan giderek büyüyen ‘külliyat’ın içinde bir farklılık yaratabilmek.
En baştan söyleyelim. ‘The Adam Project’, farklı çıkış noktasına sahip. Aksi olsaydı, Hollywood yapımcılarının ilgisini çekmezdi zaten. Çünkü Hollywood yöneticileri, seyircinin aşina olduğu zaman yolculuğu gibi konular önüne geldiğinde, yazara hep aynı soruyu sorar: ‘Yüzlerce zaman yolculuğu filmi varken bu filmi çekmemiz için bize bir neden söyle!’
Öyküyü geliştiren T.S. Nowlin’in verdiği yanıtı ve filmin ‘ilk perdesi’ni nasıl anlattığını tahmin etmek zor değil. Zaman yolculuğu yapan 40 yaşındaki pilot Adam Reed (Ryan Reynolds), 2022 yılına gidip 12 yaşındaki kendisiyle (Walker Scobell) buluşur. Sonra babaları Louis’nin (Mark Ruffalo) henüz sağ olduğu 2018’e dönüp, hep birlikte dünyayı kurtarmaya çalışırlar. Nihai hedefleri, zaman makinesinin hiç icat edilmediği temiz bir gelecektir. Çünkü iş insanı Maya Sorian (Catherine Keener), kuantum fizikçisi Louis’nin çalışmaları sonucunda icat edilen zaman makinesini kendisi için fırsata çevirip dünyaya egemen olmuştur.
Aslında, tek mesele dünyayı kurtarmak da değildir. Adam, 2050 yılındaki distopik gelecekten kaçarken yıllar önce bir zaman yolculuğu uçuşunda kaybolan eşi Laura’yı (Zoe Saldana) bulmayı hedefler öncelikle. 12 yaşındaki kendisiyle karşılaştığında ise kurtarması gereken başka şeyler olduğunu fark eder. Çünkü ergenlik çağının eşiğindeki Adam, okulda zor günler yaşarken evde annesine (Jennifer Garner) kök söktürür, babasız kalmanın acısını ondan çıkarır.
40 ve 12 yaşında, farklı kuşaklardan gelen iki Adam’ın karşılaşmalarını ve yaşadıklarını anlatan ilk bölüm, ‘The Adam Project’in açıkçası en sağlam ve eğlenceli sahnelerini içeriyor. Sadece genç Adam’ın değil, orta yaşlı Adam’ın da hayata dair kazanımlar elde ettiği bir etkileşim sürecinden geçiyorlar birlikte. Sonuçta, filmi seyreden herkesin ‘Benzeri benim başıma gelseydi’ diye düşünebileceği bir karşılaşma bu…. Bir yanda, babasız kalmanın, ufak tefek olmanın, akran zorbalığına maruz kalmanın acılarını yaşayan bir çocuk; diğer yanda âşık olduğu Laura dışında geride bıraktığı hayattan pek memnun olmayan bir yetişkin var. Yetişkin Adam’ın, 12 yaşındaki halinin kendisine duyduğu hayranlığa karşı ne tepki veremeyeceğini kestiremediği anlar gerçekten hoş.
Kendini korumasını ve dövüşmesini bilen kaslı, güçlü bir erkek olmanın mutluluğu garanti edemeyeceğini anlatmak zorunda ona. Öte yandan, özgüven kazanmasına yardımcı olması gerekiyor. Asıl misyonunun ise genç Adam’ın annesiyle arasını düzeltmek olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla, sadece 12 yaşındaki haline değil, annesine de ‘taktik’ vermekten geri durmuyor. Yeri gelmişken, annesiyle yaptığı bar sohbetinin filmin belki de en duygusal sahnesi olduğunu not edelim.
Yetişkin Adam, genç Adam’ın annesiyle ilişkisinde yeni bir sayfa açmasına yardımcı olurken; genç Adam da yetişkin Adam’ın babasına bakış açısını değiştirmeye çalışıyor. Bunu sadece babasına hayran bir oğul olarak değil, geçmişi daha iyi bilen, hafızası sağlam biri olarak yapıyor.
Bir yanda, babasıyla yaşadığı güzel anıları unutan, onu sadece işkolik bilim insanı olarak hatırlayan ve annesine yaptıklarından pişmanlık duyan bir yetişkin var. Diğer yanda ise babasız kalmanın öfkesiyle sahip olduğu anne sevgisinin tadını çıkaramayan bir çocuk… Karşı karşıya geldiklerinde birbirlerini doğru şekilde yönlendiriyor, ruhlarındaki boşluğu dolduruyorlar.
Oğlu Adam’ın genç ve yetişkin halleriyle aynı anda karşılaşan babanın dahil olmasıyla benzerini pek hatırlamadığımız ilgiye değer bir üçlü haline geliyorlar. Babanın ‘zaman yolculuğu etiği’ konusundaki hassasiyeti, ilişkilerine farklı bir boyut katıyor, her iki Adam’ı da doğru yönde etkiliyor ama hikâye belirli bir noktadan sonra ilgiye değer olmaktan çıkıyor. Öyle ki, sonlara doğru ‘Bu film hangi ara bu kadar vasat hale gelip yavanlaştı?’ diye düşünüyorsunuz. Buradaki asıl sorun, hikâyenin hızlı ve sığ şekilde geliştirilmesi galiba…
Ayrıca, aksiyon ve aile dramı arasındaki dengeler pek iyi kurulamıyor. Her ikisinde de tatmin edici bir seviye yakalanamıyor. Aksiyondan ziyade işin dram yanına odaklansalardı belki daha iyi sonuç alabilirlerdi. Sözgelimi, ilk ‘Geleceğe Dönüş’ aksiyon filmi olmak için özel bir çaba sarf etmez. Anne babasını bir araya getirerek kendini var etmeye çalışan bir gencin hikâyesi olmaya çalışır öncelikle. Burada ise aksiyon filmi olma çabasını en başından itibaren hep hissediyorsunuz. Kaldı ki, aile hikâyesi de bir noktadan sonra derinleşemiyor ve bu durum filmin dezavantajı haline geliyor.
Öte yandan, aksiyon sahnelerine vesile olan dünyayı kurtarma öyküsü ne yazık ki pek parlak değil. Ayrıca dünyaya egemen olan Maya Sorian’ın pek iyi yazılmadığı söylenebilir. Zaman makinesinin sermaye tarafından kötüye kullanılması ve dünyayı yolundan çıkarması, kuşkusuz kötü fikir değil ama iyi geliştirildiğini iddia etmek zor.
CGI efektleri belki iyi ama aksiyon sahnelerinin çok parlak olduğu söylenemez. Ayrıca çok heyecan verici değiller. Filmdeki aksiyon, hepsi de birbirine benzeyen çatışma ve dövüş sahnelerine dayanıyor.
‘The Adam Project’, sadece ‘Geleceğe Dönüş’ü hatırlatan bir film değil. Yetişkin Adam’ın zaman yolculuğuyla eve geldiği sahnelerde ‘E.T.’de uzaylının çocuğa ilk göründüğü sahneleri düşünüyorsunuz. Işın kılıcına benzeyen silah, ormandaki aksiyon ve robot savaşçılar ise ‘Star Wars’ı akla getiriyor. Son yıllarda birçok film ve dizide olduğu gibi soundtrack’te popüler rock şarkılarına yer verildiğini belirtelim.
Geçtiğimiz yıl içinde ‘Free Guy’ ile kayda değer bir filme imza atan yönetmen Shawn Levy’nin, 10 yıldır Hollywood’da farklı stüdyoların gündemine gelen, star olarak önce Tom Cruise’un adının geçtiği ‘The Adam Project’i kalburüstü sağlam bir iş haline getirebildiğini söylemek zor. Başlangıçtaki fikirler parlak olsa da gerisi getiremiyor.
İki Adam’ın yaşadığı deneyimlerinde, ebeveynlerimizle çocuk ve yetişkin olarak kurduğumuz bağların farklılığını görüyoruz ama daha ötesi yok. Babanın zaman akışını değiştirmemek için gösterdiği çaba ile 40 yaşındaki Adam’ın tam tersini yapması arasındaki farklı yaklaşım, filmin tartıştığı bir soruya dönüşemiyor. Zaman yolcusunun etik olarak konumu ve sorumluluğu, biraz daha öne çıkarılsa belki daha etkili bir film olabilirdi.
‘The Adam Project’ hafif, oyalayıcı bir film. Ryan Reynolds, Mark Ruffalo gibi oyuncuların yardımıyla sıkılmadan seyrediliyor ama etkileyici olduğunu söylemek zor. (Netflix)