Kendine güvenen seksidir
Şimdi durduk yerde “hayatımızı yöneten şey seks” desem, bunun hakkında daha önce detaylı düşünmemişseniz bir hayli yadırgayabilirsiniz. Ben sizi direkt yönlendirecek değilim, işim de amacım da bu değil, ancak dünyayı parmağında oynatan hormonların söz sahibi olmadığı tek bir boşluk yok aslında.
Seksten kastım tabii ki eylemi değil; cinsiyetler, hormonal etkiler, aşk, arkadaşlık, hatta hepsi. Baksanıza, güzellikten daha göreceli bir şey varsa o da seksapel.
Ancak hiç değişmeyen bir şey varsa (hiç, insanoğlu için kullanılması zor bir kelime olsa da) o da kendine güvenen insanın seksi olabildiği gerçeği.
Hayatımızı yönlendirirken ilham aldığımız insanlara bakarsak bu bir gerçek. Kimse sessiz sedasız, etkisiz, ışıltısız birilerini idolü ilan etmez. Tarzı ne olursa olsun “fark yaratabilen” güçte olanlardadır gözümüz.
Saçma gibi gelebilecek, sırf aykırılık olsun diye yapıldığını düşündürecek hareketleriyle dünya tarihininde sayfa açan pek çok kadın var. Güzel ve çirkin; hepsi seksi... Çünkü hepsi cesur.
NEDEN SEKSİLER?
Madonna‘yı düşünün. İsa’ya da dil uzattı, dini de sorgulattı, aforoz da edildi, sahnede bir kadınla öpüşmekten de geri durmadı. “Şimdi bu mu idolümüz?” diye soranlar çıkabilir, derhal aydınlatıyorum: Mesele o değil. Madonna, hayatımıza, belki birkaç nesle etki edecek izler bıraktı. Madonna seksi mi? Evet.
Cher, iyi görünmek uğruna kemiklerinden oldu. Estetiğe bakış açısı hakkında düşünmemizi ve konuşmamızı sağladı. Kızı ameliyatla erkek oldu, karmaşık duygularına rağmen her şey dünyanın gözü önünde cereyan ettiği için bunu da görmüş oldu fani gözler... Cher seksi mi? Evet.
Virginia Woolf, “kendine ait bir oda”nın ne denli önemli olduğunu öğretti. İntihar fikrinin nasıl adım adım gelip yerleştiğinden aşkın cinsiyet tanımadığı iç dünyasındaki fırtınalara şahitlik etmemizi sağladı. Ne dışlanmaktan ne de yalnız kalmaktan korktu. Zaten ölümüne yalnızdı ama... Peki o seksi mi? Tam da demek istediğim gibi; evet.
KENDİ SESİ OLANLAR
Sabiha Gökçen bulutların arasında gezinmekten korkmadı, ilham verdi.
Afife tiyatro sahnesinde “kadının adı” oldu.
Nene Hatun zatürreeden ölene dek hem anne, hem büyük bir savaşçı, hem de ölümlerden döndüren mucizevi bir hemşire oldu.
Madam Curie, yaşadığı dönemin izin verdiği ölçülerin dışına çıkarak, kendisi gibi bilim insanı olan eşinin gölgesinde kalmamayı başardı.
Frida Kahlo, hayatının dönüm noktası olan kazadan arta kalan geri dönüşsüz arazlardan, diğer dönüm noktası olan Diego’yla yaşadığı sarsıcı aşktan da ölmedi; yorulduğu için öldü. “Her şeye rağmen” kendi sesi ve üslubu olan büyük bir ressam olmayı ve canının istediği gibi yaşamayı başardı. (Bu arada Pera’daki sergisini kaçırmayın).
Bu fark yaratan kadınlardan biri de Chanel. Adını sadece moda tarihine değil, dünya tarihine yazdırmış, yalnız bir kadın o.
Onun fotoğraflarına bakarken beni onda neyin bu denli çektiğini düşünürken aklıma geldi bütün bunlar. Hayır, “küçük siyah elbise”nin yaratıcısı olması değil, tek başına başarılı olması ya da o zarif ellerinden bırakmadığı sigarası değil... Kendi iç sesini dinlemesi ve ona güvenmesiydi onu benim (ve tüm dünyanın) gözünde “büyük” kılan.
COCO İLE TANIŞIN
Bu haftanın önerisi “Chanel” adlı kitap. Kısa sürede çok baskı yaptı. Turkuvaz Yayınları’ndan çıkan kitabı, ilham veren yaramaz ama akıllı bir kız çocuğunu, Coco Chanel’i tanımak için okumanızı tavsiye ederim.