Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DÜN sabah NTV’nin şokuyla güne başladım.

        “Özhan Canaydın’ı kaybetmiştik...”

        Hemen telefona sarıldım.

        Haber doğru değildi.

        Durumuna yaşamak denirse

        Özhan Abi yaşıyordu.

        Ne yazık ki, Özhan Canaydın’ın durumu iyi değil.

        Geçen hafta Adnan Öztürk’ün Özhan Canaydın’ın adayı olduğunu bir programda söyleyince Canaydın’ın Bursa’daki en yakınlarından Mehmet İpekdokuyan aramıştı.

        “Özhan Abi’nin seçimlerle en küçük bir alakası yok. Bir aydır zaten konuşamıyor. Kimseyi de desteklediği yok.Adını kullanıyorlarsa ona bile yapabileceği bir şey yok” demişti. Canaydın’ın sağlık durumu ile ilgili o gün aldığım bilgiler hiç de içaçıcı değildi. Özhan Canaydın, pankreas kanseriyle 2 yıldır sürdürdüğü mücadelede yorgun düşmüştü.

        1.5 aydır yoğun bakımdaydı.

        30 yıllık dostum, ağabeyim çok da genç bir yaşta ne yazık ki, hiç de iyi değildi. Galatasaray Başkanlığı’nın ilk dönemini bitirirken, oturup konuşmuştuk.

        “Abi bırak bu işi. Çok takıyorsun. Sağlığından olacaksın. 45 yıldır çalışıyorsun. Bak hayatının en rahat dönemini geçirebilirsin. Monaco’da evin, önünde teknen.

        AlAsumanAbla’yı git. Ne işin var bunlarla uğraşıyorsun. Biraz

        hayatın tadını çıkar” demiştim ona.

        O ise “Benim için hayatın tadı Galatasaray. O olmadan hiçbir şeyin tadı olmaz” demişti.

        Sonra 2 dönem daha başkanlık yaptı. Bence hastalığının arkasında

        Galatasaray’daki sıkıntılarla yaptığı mücadele vardı.

        Acı haber gece geldi.

        Bekliyorduk ama hazırlıklı değildik.

        Kaybetmiştik Canaydın’ı.

        O Galatasaray için sağlığını, hayatını verdi.Ama “Arkasından rakiplerinin bile ağladığı bir

        Galatasaray Başkanı” olarak gidiyor.

        Herkesin takımı için ölmeye rakibini öldürmeye hazır olduğu Türk sporunda hangi Galatasaraylı için Fenerbahçeliler bile “Sen ölme

        Galatasaray şampiyon olsun” derdi.

        Bir tek Canaydın’a nasip oldu.

        Bu bile bir ömre bedel.

        Görüş istemek yeter mi?

        ANAYASA paketini savunanları dinliyorum. Güzel şeyler anlatıyorlar. “Biz bu paketi hazırlamadan önce ilgili bütün kurumlardan görüş istedik. Öneri istedik.”

        İyi de, o görüşlerin ne kadarını değerlendirdiniz?

        O görüşlere Anayasa taslağında ne kadar yer verdiniz?

        Görüş istemek başka, istenilen görüşe değer vermek başka.

        Kullanmayacağınız görüşü istemek neye yarar!

        İşsiz üniversite mezununa umut veren paket

        ANAYASApaketi, bombalı paket çıktı.

        Baştan karşı çıkan CHP de, baştan “Bakarız” diyen MHP ve BDP de paketten çıkanı beğenmediler.

        AKP buna zaten hazırlıklıydı. Daha doğrusu bundan emindi. Bu yüzden “referandumu çabuklaştıran” yasayı önden çıkardılar. Paket, olumlu yönler kadar olumsuz yönler de içeriyor. Muhalefetin yanı sıra yargının bağırması da bundan zaten.

        Anayasa’nın yargıyı siyasallaştırdığı, türbanın önünü açtığı yolundaki tartışmalara şimdilik kaydıyla dahil olma niyetim yok.

        Ancak Anayasa Mahkemesi’yle ilgili durum gerçekten akıl almaz. Orada da tartışmalı iki konu var.

        Bunlardan biri,Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısını artıran ve mahkemeyi sanki birkaç daireli bir kuruma dönüştüren uygulama önerisi bence çok hatalı.

        Mahkemenin dengesini bozacak bir unsur. Sadece Yüce Mahkeme’nin değil, tüm yargının güç dengesi bozulacak gibi duruyor. 8 yeni üye,Anayasa Mahkemesi’nde önemli bir “tutum değişikliğine” neden olabilir. Ancak bundan da beteri,

        Anayasa Mahkemesi’ne “hukukçu olmayan” hatta “hiçbir şey olmayan” üyelerin atanmasına yol açacak düzenleme.Anayasa taslağına göre, Cumhurbaşkanı’na Anayasa Mahkemesi’ne “sıradan vatandaşlar arasından” iki üye atama yetkisi veriyor.

        Biz yıllardır, “Anayasa Mahkemesi’nde hukukçu olmayan üyenin işi ne?” derken, şimdi bırakın hukukçu olmayı kamu hizmeti olmayan, herhangi bir kalifikasyona sahip bulunmayan birine bile “Cumhurbaşkanı kontenjanından” Anayasa Mahkemesi üyesi olmanın yolu açılıyor. Bunun için tek bir şart var. Üniversite mezunu olmak ve 45 yaşını geçmek.

        Eğer dünyanın herhangi bir medeni ülkesinde böyle bir

        AnayasaMahkemesi üyesi varsa ben bunu kabul edeceğim.

        Ama yok.

        Tarif edilmiş bir yeterliliğe sahip olmadan Anayasa Mahkemesi üyesi olmak, kabul edilebilir bir şey değil.

        “Canım, Cumhurbaşkanı bunu değerlendirir. Elbette bir kalifikasyon arar” diyenleriniz olabilir.

        İyi de bu iş keyfe keder olur mu?

        Ya değerlendirmezse!

        Ya canı çektiği için, ya iyi fasıl organize ettiği için, ya çocukluk arkadaşı olduğu için birilerini atarsa ne olacak?

        Nasıl engellenecek?

        Böyle bir Anayasa Mahkemesi seçimi olur mu?

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Çok sevdiğimiz şeylere zarar vermeye başladığımızı fark ettiğimiz zaman.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar