X

Günün gelişmelerini anlık takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Takipte Kalın

Eskiden adı Devlet İstatistik Enstitüsü idi.

Türkiye’nin güvenilir kurumlarından biriydi.

İktidar kim olursa olsun, ürettiği veriler güvenilir olur, iktidarlar tarafından halkı kandırmak, halkı fakirleştirmek, halkı Çinlileştirmek maksatlı kullanılmazdı.

2005 yılında adı değiştirildi.

Türkiye İstatistik Kurumu oldu.

Ve zaman içinde değişti, giderek siyasetin etkisi altında, merkezi otoritenin taleplerine göre istatistik hazırlayan bir yapı haline geldi.

Ve şimdi de “seçilmişlerle” kavga ediyor.

“Seçilmişleri atanmışlara yedirmem” diyerek iktidar olan bir fikriyatın, atanmışlar üzerine kurduğu bir yapının, en tartışmalı kurumlarından birine dönüşüyor.

Hal bu iken, Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi, Türkiye İstatistik Kurumu’nu biraz fazla ciddiye alıyor gibime gelmeye başladı.

Önce genel başkanları kurumun kapısına dayandı.

Kurum yönetimi, büyük bir yasa tanımazlıkla, ana muhalefetin liderini ve seçilmiş milletvekillerini binaya sokmadı.

CHP de şimdi konuyu büyütüyor, TBMM gündemine taşımaya çalışıyor.

Hepimiz biliyoruz ki, iktidar koalisyonu buna izin vermeyecek.

Zaten önemli de değil.

Çünkü TÜİK artık Türkiye’nin en güvenilmez, en inanılmaz kurumu.

Medya bile TÜİK’ten daha güvenilir bulunuyor diyeyim de durumun vahametini anlayın.

Bu dönemin gösterdiği en büyük sorunlardan biri olan “Kurumların güvenilirlik erozyonu” zannederim en fazla TÜİK’i etkiledi.

Bugün Türkiye’de en sıkı iktidar destekleyicileri bile bu kurumun yayınladığı verilerin güvenilir olduğunu düşünmüyor, kuruma inanmıyor.

CHP’nin hatası çürümüş, bitmiş, saygınlığı sıfırın bile altına inmiş ya da indirilmiş bir kurumu bu kadar ciddiye alması ve savaş açması.

Oysa bana göre yapılması gereken, vatandaşların TÜİK’ten hukuk yolu ile yargı yolu ile hesap sorması.

Çünkü TÜİK’in siyasetin emri ile oluşturulmuş gerçek dışı istatistik verileri ve özellikle de enflasyon rakamları, doğrudan doğruya vatandaşın hak kaybı ile sonuçlanıyor.

Milyonlarca çalışan, TÜİK’in doğru olmayan verileri nedeniyle fakirleşiyor, alması gereken ücret zamlarını alamıyor.

Gerçek dışı bilgi üreterek, vatandaşın hak kayıplarına uğratmanın bir bedeli, yasal bir karşılığı olmalı.

Bu yüzden de bana göre yapılması gereken TÜİK’e böyle bir savaş açmak değil, TÜİK yöneticilerine karşı görevi ihmal ve kasıtlı olarak yanlış bilgi üretmekten dava açılmalı.

Yüz binlerce, hatta milyonlarca vatandaş TÜİK yöneticilerine böyle bir dava açsın.

Ana muhalefet partisi de gidip, hiçbir etkinliği, hiçbir yetkinliği olmayan yöneticilerle görüşmeye çalışacağına, böyle bir davanın hukuki altyapısını oluşturmaya çalışsın, bunun için gerekirse sendikalarla ve barolarla birlikte hareket etsin.

Bakın bakalım aldıkları talimatlar doğrultusunda gerçek dışı veri üretenler o zaman bunu yapmaya cesaret edebilirler mi!

Diyeceksiniz ki, “Böyle bir dönemde bu dava nasıl kazanılır?”

Merak etmeyin.

Bu dava biraz uzun sürer.