Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yaz aylarından itibaren yaşamakta olduğumuz kur şokunda, kur şokuna bağlı enflasyon ve faiz şokunda ekonominin durumu, dış piyasaların seyri, TCMB’nin tepkisi rol oynadı. Ama başat ABD ile yaşanan gerginlikteydi. Geçmiş türbülans ve kriz dönemlerinde Türkiye’ye destek olan ABD bu kez bizzat türbülansın tetikleyicisi ve sürükleyicisi oldu. Bu dönemdeki şanssızlığımız da bu.

        - İki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesi de Rahip Brunson üzerinden yürüdü. Dava 12 Ekim Cuma günü görülecek. Ev hapsindeki Brunson tamamen serbest kalırsa ABD ile sorunların ve gerginliklerin çözümünde ilk adım atılmış olacak. Bu durumda dikkatler sonraki adımlara çevrilecek ama bu eşiği atlamadıktan sonra ikinciye geçme ve çözme ihtimali de yok.

        - Çünkü 6 Kasım’da ABD’de ara seçim var. 4 Kasım’da da İran’a ikinci ambargo kararı devreye giriyor. Bu karardan Türkiye geçmişteki gibi istisna tutulmazsa ikinci en büyük petrol ve doğalgaz tedarikçisini kaybedecek. Enerji güvenliği ve enerji ihtiyacı sekteye dahi uğrayabilir.

        - İki ülke arasındaki trafik ve son açıklamalar gerginliğin azalmaya doğru gittiğine işaret. Tartışmasız geçen bu dönem aynı zamanda yaklaşan kararda yargının elini rahatlatıyor, üzerindeki karar baskısını hafifletiyor. Hafta sonuna kadar bu atmosfer bozulmazsa Brunson’ın ülkesine dönme ihtimali yükselebilir.

        - Geçen hafta enflasyon açıklanana ve ardından FED Başkanı Powell’ın konuşmasına kadar süren Türkiye finansal piyasalarındaki pozitif seyirde bu ihtimalin kısmen fiyatladığını düşünüyoruz. Ne olursa olsun cuma günü yargı kararı ile pandoranın kutusu açılacak. İlişkiler ya daha kötüye gidecek ya da iyileşmenin yolu açılacak ve yeni testlerden geçmeye hazırlanacağız.

        - ABD ile ilişkiler yeniden gerginleşirse dünya piyasalarındaki negatif hava da buna eklenerek Türkiye’nin yaşayacağı türbülans ikiye katlanabilir. Çünkü Cuma günü açıklanan tarım dışı istihdam verisi ABD dolarını yükseliş yolundan ve faizleri çıktığı düzeylerden düşürecek içerikte değil. Bu da bizim gibi gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı, para birimlerinde değer kaybı, tahvil piyasasında fiyat düşüşünün devamını getirebilir.

        Bıçak sırtı gidiş bitmedi ve bitmeyecek.

        ***

        TL DEĞER KAYBETTİ, SICAK PARA GELMEDİ

        Eylül sonu itibariyle geride kalan 9 aylık dönemde sepet kur artışının yüzde 31.3’ü buldu. TL’nin sepet kura karşı kaybı yüzde 46.6’ya yükseldi. Kısaca döviz ve dövize endeksli yatırımlar ile altın kazandırdı, faiz ve TL’ye dayalı araçlar ile borsa kaybettirdi.

        - Buna paralel olarak da tasarruflar ancak döviz üzerinden büyüyebildi. TL mevduatların artışı yüzde 8.5’te kalarak aynı dönemin enflasyonun yarısına bile varmadı. Halbuki döviz hesaplarındaki büyüme kur artışının etkisiyle yüzde 32.8 düzeyine vardı.

        - Tasarruflarda reel büyüme olmazken yurtiçine sermaye yatırımları da azalıyor. Hem portföy yatırımları mutlak rakam olarak azaldı hem de piyasa değerlerindeki kayıp kısa vadeli sermaye stokunu ilk 9 ayda ciddi ölçüde küçülttü. Grafikten de izlenebileceği gibi, yıl başında 111.3 milyar dolar olan sıcak para stoku eylül sonunda 65.1 milyar dolara indi. Azalma 46.1 milyar dolar ve yüzde 41.4 oranında.

        65 milyar dolarlık stok rakamı yılbaşına göre azaldı ama ağustos ayına göre 5 milyar dolar kadar iyileşti. Eylül ayında Türkiye net sermaye girişi geçekleşmedi, hatta 373 milyon dolarlık çıkış bile oldu. Böylece arka arkaya 8 aydır net sermaye çıkışı gerçekleşiyor.

        - Fakat hem hisse senetlerinde hem de tahvillerde belli bir toparlanma gerçekleştiğinden piyasa değeri üzerinden hesaplanan stok rakamlarında eylül ayında artış meydana geldi. Dışarıdan gelen portföy yatırımları yanında dış borçlanmanın da azalması, içeride ekonominin finansmanında zorluklar yaratıyor. Bu nedenle de ekonomide küçülme hızlanıyor.

        ***

        ENFLASYONLA TOPYEKUN MÜCADELE

        - Ekonomide küçülme hızlanırken enflasyon ise hızlanıyor. Bu açıdan eylül kötü geçti ve geçen haftanın kaybedilmesinde enflasyonun yükselmesi başat rol oynadı. Bu hafta ise Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı açıklanacak. Açıkçası son 20 yıldır, hatta 1994 krizinden bu yana 25 yıldır enflasyonla mücadele hiç bu kadar acil ve bu kadar önemli olmamıştı.

        - Çünkü geldiğimiz yüzde 20’li rakamlardan ya geri gideceğiz ya da eksik ve yanlışlar yapacağı ve ipin ucunu kaçıracağız. 80 ve 90’lı yıllardaki yüksek enflasyonlu döneme yeniden geri döneceğiz. Aradaki bütün kazanımlarımızı da kaybedeceğiz.

        Kur istikrarı elbette enflasyonun olmazsa olmazı. Ama bu iş para politikasının işi. Para politikasının dışında kalanların halledilmesi, 20 Eylül’de açıklanan Yeni Ekonomik Programda yer bulmuştu.

        - Bu çerçevede tarım ürünlerinin arz ve rekolte tahminlerinin sağlıklı biçimde yapılabilmesi için Erken Uyarı Sistemi kurulacak. Gıdada fiyat dalgalanmalarını yakından izleyecek Ürün Gözetim Mekanizması da hayata geçirilecek. Biri üretimi diğeri hangi nedenle olursa olsun fiyat yüksekliklerini izleyecek ve erken hareket etme fırsatı verecek.

        - İki ayrı kurum oluşturulması yanında enflasyonla mücadele çerçevesinde kira artış oranlarını belirlemede dövizden TL’ye geçildi. TL’ye geçişle birlikte bir de kira artış oranının üst sınırını belirlemede Üretici Fiyat artışından Tüketici Fiyat artışına geçildi. Daha istikrarlı hareket eden Tüketici Fiyat artışı Üretici Fiyatı'nın yarısı düzeyinde gerçekleşti. Yani enflasyonla mücadele çerçevesinde döviz ve enflasyon operasyonu yapıldı bile.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar