Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar Yapay zekâdan yargıç olur mu?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        “Merhamet Yok” (Mercy), yakın gelecekte Los Angeles’ta geçiyor. Giderek yükselen suç oranları kontrol edilemeyince yeni bir yargılama sistemi geliştiriliyor. Film, “haber videosu” mantığında bu sistemin tanıtımıyla açılıyor. Zanlı aleyhinde yeterince çok kanıtın olduğu cinayet vakalarında, Merhamet Mahkemesi’ne (Mercy Court) gidiliyor ve YZ’nın (yapay zekâ) devreye girdiği 90 dakikalık duruşmalarla hemen sonuca ulaşılıyor. Amaç, mahkûm olma olasılığı yüzde 90’ın üzerinde olan zanlıların yasal boşluklardan yararlanmalarını engellemek, sistemi hızlandırmak, idam cezalarını geciktirmeden uygulayarak caydırıcı etki oluşturmak ve suçu azaltmak.

        Hikâye, polis detektifi Chris Raven’in (Chris Pratt) gözlerini açtığında kendini Merhamet Mahkemesi’nde, bir YZ olan Yargıç Maddox’ın (Rebecca Ferguson) karşısında bulmasıyla başlıyor. Maddox, onu eşi Nicole’ü öldürmekle suçluyor. Raven ise oraya nasıl getirildiğini dahi hatırlamıyor.

        Raven, Merhamet Mahkemesi’nin en ateşli savunucularından biri olmasıyla tanınıyor. Merhamet Mahkemesi’nde yargılanan ve idam edilen ilk suçluyu yakalayıp adalete teslim eden polis aynı zamanda… Aleyhindeki tüm kanıtlara rağmen masum olduğunu iddia ediyor ve tecrübeli bir polis olarak Maddox’ın verdiği imkanlarla kendi vakasını araştırmaya koyuluyor. Masumiyetini kanıtlamak için sadece 90 dakikası olduğunu da biliyor.

        Yargıç ve suçlu dışında başka hiç kimsenin yer almadığı bir mahkeme bu… YZ Maddox, savcı ve yargıç konumunda… Raven da kendi avukatlığını yapmak zorunda. Mahkeme sırasında tanıklara telefonla ulaşılıyor, araştırma konusunda başkalarından yardım istenebiliyor ve gerektiğinde kamera kayıtları, telefon konuşmaları, arşiv görüntüleri dahil şehirdeki tüm dijital verilere anında erişim sağlanabiliyor.

        “Merhamet Yok”, yakın gelecekte geçen distopik bir polisiye olarak ve hikâyesindeki bazı noktalar itibarıyla “Azınlık Raporu”nu (Minority Report - 2002) akla getiriyor. Philip K. Dick’in eserinden uyarlanan “Azınlık Raporu”nda da yükselen suç oranlarını engellemek için geliştirilen özel bir sistem vardır. Amaç, medyumların doğa üstü becerileri sayesinde suç işlemeden önce insanları yakalamaktır. Sistemi kullanarak birçok kişiyi suç işlemeden önce tutuklayan polis detektifi, bir gün aynı şekilde yakalanır.

        Her iki film de “mükemmel” olarak görülen sıra dışı suç önleme sistemlerinin, içerdiği olası tehlikeler üzerine kurulu… Sistem için çalışan polisin bir anda zanlıya dönüşmesi, her iki filmin de öne çıkan teması… Janr künyeleri de neredeyse bire bir aynı. En önemli fark, her iki filmin de önermelerinin farklı olması…

        Marco van Belle’nin yazdığı “Merhamet Yok”, yapay zekânın bildiğimiz hukuk sisteminin yerine geçip geçemeyeceğini tartışıyor öncelikle… Filmdeki YZ, Raven’ın karşısına bir antagonist olarak çıkmıyor. Tam aksine, sürdürdüğü soruşturma sırasında ona elinden gelen desteği veriyor ve işini önyargılardan arınmış şekilde yerine getiriyor. Yegâne hedefi, adaletin tecelli etmesi... Bu açıdan baktığınızda YZ Maddox oldukça güvenilir görünüyor.

        Peki, sadece yasaları uygulamak, kanıtları değerlendirmek ve önyargısız olmak, YZ’yı her şeyiyle mükemmel ve güvenilir hale getiriyor mu? Film, buna olumsuz yanıt veriyor. İnsanların sahip olduğu sezgilerin ve merhamet duygusunun yargılama sürecinde çok önemli olduğu tezini savunuyor. Hikâye ilerledikçe, daha doğrusu Raven ile arasındaki iletişim ve iş birliği derinleştikçe, Maddox da duyguların, sezgilerin önemini sorgulamaya başlıyor.

        “Merhamet Yok”, hukuk sürecindeki insansızlaşma veya makineleşmenin olası tehlikelerine dikkat çekse de yapay zekâyı düşmanlaştıran bir film değil. Belli ki asıl sorun, 90 dakika içinde idam cezasıyla sonuçlanabilecek öylesi bir sistemi devreye alan insan zihniyetinde… Zaten olay örgüsü ilerledikçe asıl olarak YZ’nın değil, Merhamet Mahkemesi’nin sorgulandığını görüyoruz. Raven’ın araştırması derinleştiğinde, hikâye önceki davalara ve sistemin ilk kuruluş dönemine kadar uzanıyor. Söz konusu uygulamanın artan suç oranını önlemek adına hayata geçirildiğini hesaba kattığımızda, filmin hedefinde olağanüstü dönemlerde insan haklarını devre dışı bırakan hukuk dışı uygulamalar olduğunu düşünmek mümkün…

        Ne var ki, “Merhamet Yok”un bu fikri derinleştirebildiğini söyleyemem. “Merhamet ve insani bakışa yer vermeyen bir yaklaşımın adaleti sağlaması çok zordur” şeklinde özetleyebileceğimiz önermesi için de aynısı geçerli…

        “Merhamet Yok”, öncelikle sürükleyici, akıcı olmaya çalışan bir film ve hedefine ulaşıyor. Hikâye zaten zamana karşı verilen bir yarışı konu alıyor. Geçen her dakika Raven’ı ölüme yaklaştırırken yaşanan gelişmeler, olası tehdidin Raven’ın suçsuz yere idam edilmesinden daha büyük olduğunu gösteriyor. Hikâye sadece geçmişe doğru değil, birkaç saat içinde yaşanacak olası tehlikelere doğru da açılıyor. O yüzden tempo çok yüksek. Film nerdeyse hiç yavaşlamadan yüksek hızda ilerliyor ve gerilim son dakikalara kadar bitmiyor. Ama tüm bu akış ve hız, filmi yüzeysel hale getiriyor. Çünkü karakterler ve aralarındaki ilişkiler derinleşmeyince geriye sadece olay örgüsünün akışı ve filmin önermesi kalıyor.

        Aslında hikâye örgüsü parlak ve ilgi çekici olsa, karakterlerin sığ kalmasını dert etmeyebiliriz. Ama “Merhamet Mahkemesi fikri” dışında hikâyedeki diğer unsurların çok yeni ve orijinal olduğunu iddia etmem biraz zor.

        Peki, tür filmi olarak nasıl değerlendirebiliriz? “Merhamet Yok”un kalabalık janr künyesinde öncelikle distopik bilimkurgu karşımıza çıkıyor. Ama geçmişte örneklerini çok seyrettiğimiz “suçla baş etmekte zorlanırken hukuk devletinden uzaklaşma” fikri dışında kayda değer hiçbir şey yok.

        Yapay zekâyı konu alan distopya hikâyeleri arasında bir yeri olacaktır hiç kuşkusuz. Çünkü YZ’nın hukuk sisteminin yerini alıp almayacağına dair bir tartışma geliştiriyor en azından.

        “Bir katil kim?” polisiyesi olarak baktığımda ise özellikle Raven’ın eşinin ölümü, sonrasındaki araştırma süreci ve olayın çözümünün ilgi çekici olduğunu düşünüyorum. Ama filmde öylesine çok şey olup bitiyor ki hikâyenin en parlak fikri, giderek büyüyen ana entrikanın içinde kaybolup gidiyor.

        Özellikle, ikinci yarıdaki sürprizler ve şaşırtma unsurlarının biraz fazla olduğu, hikâyeyi daha abartılı hale getirmekten başka bir işe yaramadığı fikrindeyim. Tam da bu nedenle, gerilim unsuru ilk yarıda iyi çalışırken, ikinci yarıda giderek düşüyor. Çünkü hikâyenin dallanıp budaklanmaya devam etmesi, filmin lehine olmuyor.

        Peki, “Merhamet Yok”a alternatif bir mahkeme salonu gerilimi olarak bakılabilir mi? Hiç şüphesiz mümkün. Ama senaryonun ilk hedefi, alışageldiğimiz mahkeme filmi duygusunu yerle bir etmek olduğu için fikir iyi işlenemiyor. O yüzden, soruşturmanın mahkeme sırasında sürdüğü “katil kim?” filmlerine, özellikle de TV dizilerine daha yakın duruyor.

        Kaldı ki, yönetmen Timur Bekmambetov’un temel hedefi “Merhamet Yok”u polisiye ağırlıklı bir gerilim aksiyon haline getirmek… Ki bence filmin en güçlü ve en zayıf yanı da tam burası. Evet, Bekmambetov aksiyon ve gerilim konusunda önüne koyduğu hedeflere ulaşıyor. Ama tüm hikâyenin aksiyon ve gerilim öğelerine uygun olduğu için yazıldığı o kadar belli ki… Özellikle de son 30 dakika…

        Chris Pratt ve Rebecca Ferguson ellerinden gelen çabayı gösteriyorlar ama oyunculuk açısından çok ciddiye alınacak bir filmle karşı karşıya değiliz.

        Sonuçta, sadece ve her koşulda aksiyon sevenlere gönül rahatlığıyla önerebilirim ama daha fazlasını isteyenlerin başka filmlere bakmaları sanırım daha iyi olur.

        5/10