Yazıyı kim icat etti, kim buldu? Yazı ne zaman, nerede icat edildi?
İnsanlık tarihinin en heyecan verici dönüm noktalarından biri âniden mi gerçekleşti? Taşların üzerine kazınan ilk sembollerin ardındaki beyin kimdi, hangi toplum sessizlikten ses çıkardı? "Yazıyı kim buldu?" sorusu, yalnızca arkeologların değil, uygarlığın doğuşuna kafa yoran herkesin aklını kurcalayan bir bilmece gibi. Kimi çiviyle ıslak kile işlenen çizgilerden bahseder, kimi Mısır'ı işaret eder; ancak kesin yanıt hâlâ bir parça sisli.
Peki ya yazı hangi tarihte ortaya çıktı, nerede ilk harfini gökyüzüne kazıdı? İçeriğin devamında, antik çağın gölgesinden günümüze uzanan bu serüveni ele alıyoruz.
Akademi çevrelerinde "medeniyeti başlatan araç" diye tanımlanan yazı, insan düşüncesinin kalıcı forma kavuştuğu kilit aşamadır. Avcı-toplayıcı kabileleri şehir devletlerine dönüştüren süreçte not etme, kaydetme ve aktarma ihtiyacı hızla yükseldi. Mezopotamya’nın verimli toprakları üzerinde tarım hesapları tutulmaya başlanınca semboller de çeşitlendi. Aynı dönemde Mısır’da Nil taşkınları ve tapınak envanterleri kayda geçiriliyordu. Bugün elimizde olan kırık tabletler sayesinde, binlerce yıl önceki bir tüccarın stok listesine kadar ulaşabiliyoruz. Bu tarihi seyirde karşımıza Sümerler, Akadlar, Elamlılar, Hiyeroglif ustaları ve çok daha fazlası çıkıyor.
YAZIYI KİM BULDU?
Arkeolojik bulgular bizi Sümerler’e götürür. MÖ 3300’ler civarında Uruk kenti yakınlarında bulunan piktogram tabletleri, ticari işlemleri kayıt altına almak için kullanılıyordu. Bu tabletlerde basit figürler, tahıl çuvallarını, hayvan adetlerini ya da bira kaplarını temsil ediyordu. Sembol setinin zamanla artması, zihindeki kavram bolluğunu taş yüzeye yansıtma çabasının ilk işaretidir. Dolayısıyla "yazıyı kim buldu" sorusuna verilebilecek en güçlü yanıt, Sümer toplumunun kendisidir; tek bir mucitten ziyade kolektif ihtiyaç ve iş bölümü sonucu doğan bir inovasyon söz konusudur.
YAZIYI KİM İCAT ETTİ?
Bu soruyu bireyin öne çıktığı modern patent mantığıyla yanıtlamak yanıltıcı olur. O günlerin zanaatkârları kil tabletlerin üzerine ucu sivri kamışla işaretler atarken birinin adını altına kazımamıştı. Ancak bazı araştırmacılar, Sümer yazman sınıfı içinde Lugalzagesi döneminde görev yapan yüksek rütbeli katiplerin standartlaşmada rol oynadığını öne sürer. İsimlerini bilmiyor olsak da, bu uzman grubun sembolleri çivi biçimine sokarak okunabilirliği arttırdığı açıktır. Yani "yazıyı kim icat etti" sorusunun yanıtı tekil değildir; Anadolu’dan İran platosuna uzanan ticaret ağındaki pek çok "sessiz kahraman" bu formu şekillendirdi.
YAZININ MUCİDİ KİM?
Mitolojide Tanrı Thot’u, Enki’yi veya Hermes’i yazının ilahi mucitleri olarak görürüz, ama tarihsel sahnede işler farklıdır. Sümerce “dub-sar” adı verilen katipler, dilin kurallarını ilk kez formlaştıran gruptur. Onların kullandığı okul tabletleri, "standart ders kitabı" niteliği taşıyordu. Katip okullarının eğitim planından öğrendiğimiz üzere, öğrenciler önce basit piktogramları öğrenir, ardından soyut kavramları gösteren çivi formlara geçerdi. Böylece yazı, törensel bir ritüelden günlük bir mesleğe dönüştü. Modern anlamda mucit unvanı verilebilecek kişi olmasa da, katip sınıfının kurumsal rolünü göz ardı etmek haksızlık olur.
YAZI NEREDE BULUNDU?
Birçok hipoteze karşın en erken sistemli örnekler Güney Mezopotamya’daki Uruk IV ve Uruk III tabakalarından gelir. Ancak paralel gelişimler söz konusu: Mısır’da hiyeroglif, Çin’de Jiaguwen kemik yazıları ve Orta Amerika’da Olmek işaretleri. Bu durum, farklı coğrafyaların benzer ihtiyaçlardan yola çıkarak bağımsız yazı sistemleri geliştirdiğini kanıtlar. Yine de "yazı nerede bulundu" denilince arkeolojik literatür Sümer topraklarını başlangıç noktası kabul eder.
Antik yazı sistemlerinin kronolojisini şöyle özetleyebiliriz:
Görüldüğü üzere, tek bir merkezden dağılmayan; aksine farklı kıtalarda, farklı zaman aralıklarında yeşeren çok odaklı bir gelişim süreci söz konusu.
YAZI NE ZAMAN BULUNDU?
En yaygın kanıya göre MÖ 3300–3200 yılları arasındaki Uruk IV dönemi, yazının "doğuş anı" kabul edilir. Ancak bu tarihleme, elimizdeki en eski tabletlerin karbon ölçümüne dayanır; daha eski örneklerin henüz gün ışığına çıkmadığını kimse garanti edemez. Mısır hiyeroglifleri yalnızca birkaç yüzyıl sonra ortaya çıkmış olsa da bağımsız bir buluş gibi durur. Bu tarihî kesitte şehirleşme, tarımsal fazlalık ve vergi toplama pratikleri, sembollerin hızla karmaşıklaşmasını tetiklemiştir. Kısacası "yazı ne zaman bulundu" sorusunun yanıtı, sadece bir milat vermek değil; toplumsal ihtiyaçların nasıl evrildiğini de anlamak demektir.
Bugünden geriye bakıldığında yazı, yalnızca teknolojik bir adım değil, aynı zamanda politik ve ekonomik hafızanın temelidir. Tabletler sayesinde borç senetleri, yasalar, destanlar ve aşk mektupları yüzyıllar boyu varlığını sürdürdü. Yazıyla birlikte bilgi, mekânlar arasında taşınabilir, kuşaklar ötesine aktarılabilir hâle geldi. Eğer bugün bir kütüphanede Sümer kral listesine göz atabiliyorsak, bu zincirin ilk halkasını o dönemin gözü pek katiplerine borçluyuz.