Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BAŞBAKAN Erdoğan “kefenimi giydim” dediği zaman inanın çok ama çok iyi anlıyorum...

        İki yıl önce bu yola çıkarken “Türkiye’nin menfaatlerini kendi çıkarlarıma tercih ederek” hayat boyu rahat edebileceğim bir “ortamı” orada her şeyi yanlış bulduğum için terk ederken, aynı duyguları taşıyordum hâlâ da taşıyorum, ölene kadar da taşıyacağım...

        Türkiye “küresel sistem ile onların içeride yarattığı yerleşik düzen” tarafından sömürülüyordu ve Cumhuriyet tarihinde ilk defa 2007 yılından itibaren “siyasi otorite de” buna “DUR” deme sinyalleri veriyor, ilk defa Türkiye’de “hükümet” yerleşiklere net olarak başkaldırıyordu... Lütfen bir detaya dikkat edelim: Ben bu savaşa girip “yerleşik düzenin medya elemanlarını hedef alarak” ortalığa döküldüğümde, Türkiye genelinde “siyasi otoritenin kararlılığı” haricinde bugünkü kadar net bir tavır yoktu! Herkes “Savaşı acaba kim kazanır” gözlemine başlamış kafaları karışık bir şekilde “beklemeye” geçmişlerdi... “IMF’den koparsak çökeriz” diyenler hâlâ ortada, Türkiye “bağımsız olamaz” diyenler kamuoyunda en önde, Belçika pasaportu taşıyan etki ajanları “Türkiye’yi AB’nin kölesi yapma yolunda” medyayı yönlendiren pozisyonlardaydı... Daha açık yazayım: Türkiye hâlâ “Ertuğrul Özkök ve ‘bağlantılılarının’ yönettiği gazeteler” ve medya unsurları tarafından manipüle ediliyor, Türkiye “yerleşik düzen” adına “kontrol altında” tutulmaya çalışılıyordu... Bugüne bakıp “o günleri” unutanlara hatırlatmak isterim...

        Sevgili dostlar, bu noktada o dönemde “ilk kurşun” olarak nitelendirdiğim yazıma dönmek ve bugün kamuoyunda hâlâ “acaba kendimizi ve menfaat düzenimizi kurtarabilir miyiz” düşüncesinde başta ben olmak üzere bu yolda inanarak ilerleyenlere saldıranlara, bulaşanlara “bir cümleye” iyi bakın demek istiyorum... Bakalım “o günlerde” ne yazmışım:

        “...bana inanıyorsanız, gerçekten inanıyorsanız, nokta kadar menfaat veya baskı ile virgül kadar asla değişmeyeceğimi biliyorsanız ve birlikte sorgulayıp, senteze gidelim diyorsanız, ben buradayım! Siyasi otoriteyi eleştirdiğim için veya “inandığım yolda, doğruyu” siyasi otorite ile paralel olarak bile söylediğim ve inandığım yolda gittiğim için “KUTUPLARA” bedel ödeme gerekiyorsa; sonuna kadar hazırım! Benim “tek bir doğrum” var; Türkiye’nin menfaatleri! Tam Bağımsız Güçlü-Büyük Türkiye! Ezilen, yok edilen, olduğundan ayrı “kılınan” bu ülkenin ve halkının “ne olduğunu” en azından sorgulaması! Rüzgâr önünde bir yaprağım ama inanın o kadar kolay uçacak bir “yaprak” da değilim! Benim “samimi çıkışımı, doğru bildiğimi söylememi, inandığıma baş koymamı” Türk basını içinden veya herhangi başka bir “yerden”, bana karşı kullanıp, beni yıpratmaya çalışanlara da bir çağrım var; benimle bir derdiniz varsa, en az benim kadar ağır bir bedel ödemeye hazırsanız, buyurun! Aksi halde “hiç yeltenmeyin...”

        Sevgili dostlar, yola çıktığım ilk günden bugüne “nokta kadar düşüncem, virgül kadar bir beklenti ile asla” değişmedi ve değişmeyecek... İdealim çok açık ve bu ideale hizmet eden her Türk vatandaşı, hangi konumda olursa olsun, benim gönlümde ve aklımda olmaya devam edecek...

        *

        İdealleri olmayan ‘yalakalar’ ortalığı kapladı!

        SON günlerde medyamızdaki “etki ajanlarının” dönüşümüne bakarken tek kelimeyle tiksiniyorum. Ne olduklarını, ne düşündüklerini çok iyi bildiğim “Belçika vatandaşı Türkiye düşmanlarından-dizüstü arkadaşlara”, internette dipnot düşmeye çalışan kifayetsizlerden-beyaz çorapla evlilik bekleyen “cübbeli Ahmetlere” kadar hepsi tezgâh üstünde... Sevgili dostlar, inanın hayatta inandıkları “tek bir ideal” olsa, bir gün “Türkiye adına bir şey isteseler”, bir gün “taptıkları” yeşil dolardan başka bir şey olsa bu adamlara farklı bakmayı deneyeceğim... Ama inanın asla “olamaz” ve asla da “olamayacak”! Ruhu olmayanların bedeni de “gerçeklerine göre değil” menfaatlerine göre şekillenir... Bu adamları tanıması gereken Türk kamuoyuna duyurulur...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar