Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Müzikle tedavi diye bir şey duydunuz mu? Yoksa böyle saçma şey olmaz mı dediniz. O zaman bugünkü yazının konusu müzikle tedavi olsun.

        Müziğin eski zamanlardan beri insanlar üzerinde önemli bir gücü olduğu ispatlanmıştır. İnsanlar sevinçlerini, üzüntülerini, kahramanlıklarını, heyecanlarını, sevgilerini müzik veya çizgi kullanarak ifade etmeye çalışmışlardır. Müzik insanları tıpkı hipnoza benzer bir etki ile avucuna almış ve kitlelere genellikle yön vermiştir. Pek çok medeniyet dini duyguların güçlenmesi ve hastalıkların tedavisinde müziği yaygın bir yöntem olarak kullanmıştır.

        6000 yılı aşkın süreden beri bir Türk müziği tarihi olduğu söylenmektedir. Türklerde müziğin tedavi amacıyla kullanıldığı 4 dönem vardır;

        1. Orta Asya’da Şaman Döneminde

        2. Müslümanlığın kabulünden sonraki ilk dönemlerde

        3. Selçuklu’lar döneminde

        4. Osmanlı İmparatorluğu sırasında

        Müziği tedavi amacıyla uygulayan şifahaneler hatta hastanelerin oluşturulmasına ilk defa 9.yüzyılda başlanmışve 18.yüzyıla kadar bu konuda büyük adımlar atılmıştır. Ülkemizde bu çalışmaların yapıldığı sayısız örnek vardır. Şu an bu uygulamalar için geçmişten kalan en iyi örnek E dirne’de bulunan şifahanedir. 1000 yıla yakın süre ile yapılan bu tedavilerin ışığında Türk müziğindeki bazı makamların farklı hastalıklara veya değişik ruh hallerine iyi geldiğine karar verilmiştir. Buna göre;

        1. Irak makamı insana tat ve çeşni

        2. Zirgüle makamı uyku

        3. Rehavi makamı ağlama

        4. Hüseyni makamı güzellik

        5. Hicaz makamı alçak gönüllülük

        6. Neva makamı yiğitlik

        7. Uşşak makamı dinleyen kişilere gülme hisleri verir.

        Ayrıca o dönem bilim adamları bazı makamların tıpkı ilaç etkisine benzer şekilde hastalık tedavisinde müzikten yararlanabileceği sonucuna varmışlardı. Böylece;

        Irak Makamı: Çocuktaki menenjit hastalığına faydalıdır.

        Isfahan Makamı: Soğuk algınlığı ve ateşli hastalıklardan korur.

        Zirefkend Makamı: Felç ve sırt ağrısına iyi gelir, kuvvet hissi verir.

        Rehavi Makamı: Tüm baş ağrılarına, burun kanamasına, ağız çarpıklığına, felçlere iyi gelir.

        Büzürk Makamı: Beyin, kulunç ağrılarına iyi gelir, kuvvetsizliği ortadan kaldırır.

        Astroloji ile uğraşan kişiler her burca uygun bir müzik makamı olduğunubulmuş ve buna göre sayısız uygulamalar yapmışlardır. Osmanlı imparatorluğu çeşitli etnik grupların bir arada mozaik olarak yaşadıkları bir coğrafyaydı. Fakat aynı topraklarda yaşayan farklı kimliklerin değişik müzik makamlarından birbirinden daha farklı olarak etkilendiği ileri sürülmekteydi. Dönemin uzmanlarına göre;

        1. Hüseyni makamı; Araplara

        2. Irak makamı ; Acemlere

        3. Uşşak makamı; Türklere

        4. Buselik makamının; Rumlar üzerinde daha etkili olduğu gösterilmiştir.

        Müzikle tedavi sadece bizim ulusa özgü değildir. Fakat Türk müziğinin özel yapısı onun bu alanda kullanılışında bazı üstünlükleri olmasını sağlamıştır. Zira Türk müziği pentatotik niteliktedir. Bir oktavlık müzikal aralığın sekize değil de altıya bölünmesi ve neticede bir oktav içinde yedi değil de beş ses aralığının kullanılması, batıda “pentatonizm”, Türklerde “beş seslilik” diye adlandırılmaktadır. Beş sesliliğin Orta Asya’dan tüm dünyaya yayıldığı ve günümüzde dahi pek çok yerde sürdürüldüğü gözlenmektedir. Bünyesindeki koma seslerin çokluğu Türk müziğine yüksek ifade gücü vermektedir. Böylece psikoterapide etkinliği artmaktadır.

        Orta Asya döneminde kullanılan kopuz veya saz her zaman tedavi edici, iyi ruhları çağıran, kötü ruhları kovan bir çalgı olarak kabul edilmiştir. Ayrıca Altay yöresinde davullar hasta tedavisinde ve dini törenlerde özellikle “şamanlar” tarafından kullanılmıştır. Şamanlar özgün teknikler kullanarak ruhu göklere çıkaran veya tersine yerin altına gönderen ve ruhun bu sırada bedenden ayrıldığını hissettiren bir trans ustasıdır.

        İslamiyetin kabulünden sonra eski Şaman din adamlarının yerini “Baksı” ustaları almıştır. Altay, Kaşgar, Kırgız Türklerinde bunların tedavi yapanlarına ayrıca hekim ünvanı verilmiştir. Baksı dansı sırasında, hem müzik, hem dans, hem de çeşitli günlük olaylarla ilgili canlandırmalar yapılmaktadır. Bu işin ustalarının kendisinden tamamen geçtiği sırada yaptığı dansların iyileştirici bir gücü olduğuna inanılmıştır. Yine Özbekistan’da nazar değen insanları bu gibi müzikal uygulamalarla tedavi edenler olmuştur. Onlar, şarkı söyleyerek veya dans ederek şeytanı kişinin ruhundan kovmaya çalışmaktadır. Bu uygulamalarla kızıl derililerin ve Aztek’lerin dinsel temalı ve iyileştirici dansları arasında büyük benzerlik vardır.

        İslamiyetin kabul edildiği ilk yıllarda her yerde müziğe karşı bir direnç söz konusuydu. Şarkı söylenmesi pek hoş karşılanmazdı. Bunun nedeni, şarkılar dünyevi zevklerin bir yansımasıydı. İnsanlarda dini görevleri ihmal ettirebilir ve cinsel istekleri teşvik edebilirdi. O yüzden bu yıllarda Kur’an bile ses perdelerinden yoksun, müzikalite içermeyen ve tıpkı konuşur gibi okunmaktaydı. Fakat zamanla güzel sesli kişiler ülkelerinin müzik özelliğini taşıyan melodilerle Kur’an ayetleri ve ilahileri okumaya başladılar. Onlar böylece müzik ile dini motifleri birleştirmeyi başararak yeni bir çığırı başlatmışlardır.

        Müzikoterapi konusunda gerek ülkemizde gerekse dünyada ciddi çalışmalar yapan bilim adamları var. Onların çalışmalarından bazı örnekleri ve müziğin nelere kadir olduğunu anlatmaya devam edeceğiz.

        Boşuna dememişler “ müzik ruhun gıdasıdır”.

        Sağlık ve esenlikler dilerim.

        Prof.Dr. Turgut Göksoy

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar