Z cumhuriyetinde bir pazartesi
BUGÜN pazartesi. Yine iş koşuşturması başlayacak. Çoğumuz mesleklerimizi daha iyi yapmaya konsantre olmak yerine birbirimiz aleyhine konuşacak. Herkes başkalarının kimliği hakkında fikir bildirmek zorunda hissedecek kendisini.
Bu arada yeri gelmişken, cumhuriyetimizin siyaseten doğru ve kabul edilebilir biçimde nasıl söylenebileceği konusunda bir an önce anlaşma sağlansa iyi olacak. Cumhuriyetimizin adının kimseyi rencide etmeyecek şekilde nasıl söylenmesi gerektiği konusunda hiçbir fikrim yok, bu yüzden herkesi kapsayıcı olması kimsenin rencide olmasına imkân vermemesi için Z cumhuriyeti adını şimdilik uygun görüyorum; daha iyisi bulunana kadar ben bir Z cumhuriyeti vatandaşıyım.
Z cumhuriyetinizde bugün yine kızgınlıklar olacak. Hafta içinde kızgınlıkların zirve yaptığı salı gününe (TBMM parti meclisleri günü) önhazırlıklar bugün yapılacak. Hemen herkes kendi kimliğinin en önemlisi olduğunu sanacak. Aynı şekilde kendine önem verenlere kızacak, temelde anlamsız olan büyük tartışmalar çıkacak, güç sahipleri bize ayarlar verecek, belki de azarlayacak bizleri. Yani Z cumhuriyetinde rutin bir gün olacak.
Ama kendinize gerçekten ayar vermek istiyorsanız, her şeyden önce insan olduğumuzu hatırlamak isterseniz... Hayata karşı daha mütevazı yaklaşmanıza yol açacak, hepimizi alttan aldıracak başka bir şeyi ilk önce yapmanızı tavsiye edeceğim.
Bugün hemen ilk iş olarak fırsat yaratın ve bizde "Aşk Seansları" adıyla oynatılan asıl adı ise "Seanslar" olan filmi seyredin. Ondan sonra gününüze başlayın, bakın bakalım gününüz yine rutin olabilecek mi?
Bu, derin, insan ruhunu çok katmanlı anlatan, irdeleyen, insanın ne kadar da karmaşık bir varlık olduğunu bu yüzden etnik kimlik, din, milliyet gibi tek boyutlu kavramlara indirgenemeyeceğini, bunların hepsi birey için önemli olsa da insan olmanın bunların hepsini kapsayan, ama onların üzerinde bir söylem gerektirdiğini anlatan bir film. Onu izledikten sonra bizlerin Z cumhuriyetindeki rutin hayatımızın pek de anlamsız olduğunu hissetmeye başlayacaksınız. Günlük kızgınlıklarımızın anlamını sorgulayacaksınız. İnsana kıymet vererek yaşama yollarını aramak yerine neden bütün bunlarla zaman harcıyorum diye kendinize soracaksınız.
Bu muhteşem film John Hawkes'ın mükemmel canlandırdığı çocuk felci nedeniyle bedeninin boyundan aşağısı tutmayan ve demirden bir yaşam ünitesinin içinde yaşamak zorunda olan bir adamın hikâyesi bu. Ve adam bizi insan yapan en güzel duygulardan bir tanesi olan seksi tatmak istiyor. Durumu nedeniyle hayatında hiç seks yapamamış elleri çalışmadığından kendini bile tatmin edememiş. Bakıcı kadınların hemen hepsine elinde olmayarak âşık oluyor.
Adamın bunalımlarını içinin tıkanmışlığını daralmışlığını içinizde hissediyorsunuz. Ve sonunda karşısına olağanüstü cesur rolüyle Helen Hunt çıkıyor. Helen Hunt bir felsefeci ile evli, çocuğu olan bir seks terapisti. Ne yaptığını kocası biliyor. O adamı seks ile tanıştıracak, ama yaptığı işe de benim hayatımda duyduğum en yaratıcı kavramı uygun bulmuş. Yapacağı işe "beden farkındalık egzersizi" adını veriyor. Kavram olağanüstü değil mi? Neyse seanslar başlıyor ve birkaç erken boşalma olayından sonra ikisinin de birlikte orgazma ulaştığı seans gerçekleşiyor. Benim filmlerde gördüğüm en tatlı, en insani, en duygusal sahneydi bu.
Sadece başroldekiler değil herkes mükemmel oynuyordu filmde. Bu tatlı, insani duyguları düşünen, derin ruh çözümleyici filmi izlemeden sakın ha başlamayın gününüze. Çünkü Z cumhuriyetinin sorunları, kavgaları bir kara delik gibi, çeker içine sizi. Kaybolup gidersiniz hayatın yüzeydeki anlamsızlığı içinde. Hepimizin bu filmin bize sağlayacağı bizi düşüşte koruyacak güvenlik ağına ihtiyacı var. Film sayesinde ben haftaya daha iyi başladığımı sanıyorum size de tavsiye ediyorum.
Lanet olsun benim mizahçı yanıma
FİLM çok duygusaldı kendinizi kaptırdığınızda elinizde olmadan yanaklardan gözyaşı akıyordu. Lanet olsun bütün bunların bile arasında mizahçı kişiliğim yine de hortladı. Rana'ya sordum "Acaba benim bacağımdaki sakatlık bu tür bir beden farkındalık seansına girmemi gerektirir mi?" diye. O da "O sakatlığın yeterli değil ama kafadan sakatlık kriteri varsa onu bilemem" dedi ve ondan sonra filmin sonuna kadar hiçbir şey konuşmadık.
Oscar ödülü üzerine
BU filmi, Argo filmini izledikten sonra ikinci film olarak izledik. Argo neden ödül aldı bu film neden almadı bilemiyorum ama ortada bir haksızlık olduğu meydanda. Seanslar filmi eskinin büyük vizyonlu ve büyük laflar eden filmlerindendi. Hem en iyi film hem de en iyi oyuncu ödüllerini bunun alması gerekiyordu. Argo ise çok heyecanlı, insanı ortamından koparan bir serüven filmi, ama katiyen büyük bir film değil. Argo bana Amerika'nın Bin La-din'in öldürülmesini ele alan filmdeki işkence sahnelerinin etkisini, hafifletme girişimi gibi geldi yani ona verilen Oscar, biraz siyasi tavır gösteriyor galiba.
Kendim hakkında rapor
SİZ henüz bir şey görmediniz ama Mr. Gurme üzerine çalışmalar bütün hızıyla sürüyor. Biz bu hafta üçüncüyü çekeceğiz. Birincinin tamamlanması da bu hafta. Yoğunluk var anlayacağınız, böyle bir haftaya Seanslar filmini seyrederek başlamam iyi oldu açıkçası. Yakında görüşmek üzere. Azzz sonra...