Erdoğan, Muhteşem Yüzyıl'a kızmak zorundaydı
BAŞBAKAN Erdoğan'ın neden "durup dururken" "Muhteşem Yüzyıl" dizisine kızmaya başladığını, hatta bu diziyi yasaklatmaya kadar gidebileceğini hiç kimse anlayamadı. Beyaz Türk çevreleri arasında bunun "gündem değiştirmek" için yapıldığı görüşü hâkim.
Bir adımın gündem değiştirmek için atıldığı iddiası, komplo teorileri dünyasına ait olan bir görüştür. Her komplo teorisi hemen her şeyi açıklayıcı olabildikleri gibi, aynı zamanda hiçbir şeyi de açıklamazlar.
Dizinin gerçekten tutkulu seyircileri olan AK Parti'nin doğal seçmenleri ise sanki emir komuta zincirini bozmak istemeyen askerler gibi üstten gelen görüşe açıkça itiraz etmiyorlar, dizinin kaldırılması ihtimalini uzaktan korkarak ama ilgiyle izliyorlar. Onlar arasında, "Olsun, nasıl olsa diziyi video kasetlerden takip ederiz" diyenler var.
İster "gündem değiştirmek" görüşüne inananlar olsun, isterse "Başbakan ne yapsa haklıdır" diyenler olsun, hiçbir kesim Başbakan'ın "durup dururken", onca işi varken bu konuyu neden ortaya attığını anlamıyor.
Anlayamıyorlar, çünkü Başbakan'ın bu çıkışı "durup dururken" yapmadığını kavrayamıyorlar.
Bugün ben, beyaz Türkler de dahil toplumun her kesiminin konuyu anlamalarına yardımcı olmak için Başbakan'ın Muhteşem Yüzyıl çıkışının "durup dururken" yapılmadığını ve Başbakan'ın bu çıkışı neden yapmak zorunda olduğunu anlatmaya çalışacağım. AK Parti hükümeti, iç ve dış politika gereği bu Muhteşem Yüzyıl manevrasını kesinlikle yapmak durumundaydı.
Başbakan Erdoğan'ın Muhteşem Yüzyıl kızgınlığının temelinde sağlam ideolojik nedenleri var. İdeolojisinin kendisine yüklediği zorunluluklar nedeniyle Erdoğan, Muhteşem Yüzyıl dizisi hakkında bu şekilde konuştu.
Bakın neden?(*) AK Parti iktidarı, orasından burasından aksasa da, tıkanmaya doğru gitmiş gözükse de aslında kuvvetli olan ve bir düşünce sistematiğine dayanan bir sistemi devraldı. Ve bütün gücüyle bunu değiştirmeye girişti. Vesayet sistemi yıkıldı, özgürlükler konusunda adımlar atıldı, daha önce sistemin aksamaya başlamış yönleri ya tamir edildi ya da yeni parçalar eklendi.
Bütün bunlar olurken AK Parti'nin doğal seçmeni konumunda olmayan kesimlerden de destekler gelmeye başladı. Hatta inancı olmayan kesimler bile iktidarın yaptığı işlere açıktan destek verdiler.
NASIL BİR GELECEK?
Herkes başarıları alkışlıyordu, ama çoğumuz bunu AK Parti'nin gelecek perspektifinin ne olduğunu tam bilmeden yapıyorduk. "AK Parti nasıl bir Türkiye hayal ediyor?" sorusu kafamızda henüz cevapsız.
Bu konuda net ve açık bir perspektif konulmuyor ortaya. Bizler nasıl bir geleceğe gittiğimizi, sadece geçmişle ilgili yapılan eleştirilerden ve eskinin hatalarını düzeltmek için atılan adımlardan çıkarmaya çalışıyoruz.
GELECEĞİ ANLATMAK ZORLUĞU
Geleceği tam anlatmakta zorlanmak, AK Parti gibi merkezine inancı almış partilerin ortak ve global sorunudur. Global dünyanın uluslararası ilişkileri ve sosyal ilişkileri ancak modern bir çerçevede ele alınarak anlamlı bir çözüme ulaştırılabilir.
AK Parti gibi modern yaşamın sorunlarını, çelişkilerini çözmek iddiasıyla ortaya çıkmış ve Türkiye gibi karmaşık bir ülkeyi geleceğe taşıma yükünü üzerine almış olan partiler, gelecek hakkında kapsamlı bir perspektif ortaya koymakta doğal olarak zorlanırlar.
Çünkü inanç, modern dünyanın bütün boyutlarıyla sorunlarını çözmekte ve toplumsal bir model olmakta zorlanabilir. Global dünyanın bütün ülkeleri birbirine sokmuş yeni yapısı ve karmaşık ilişkileri, her insani sorunun sadece inanç bağlamında çözülmesine imkân tanımayabilecek zorluklar, kısıtlar taşıyabilir.
GELECEK OLARAK GEÇMİŞ
Bu yüzden inanç odaklı siyasi hareketler ve milliyetçi partiler bu konuda birbirlerine benzerler.
Kendi inanç odaklı siyasi hareketini modernitenin çerçevesi içinde konumlandırmak gibi zor bir işe soyunmuş olan hareketler ve bu konuda yapılabilir olma gücünü 19 veya 20'inci yüzyıl başında aslında kaybetmiş olan milliyetçi hareketler, gelecekte düşündükleri toplumsal ilişkiler ve geleceğin bireylerinin nasıl olması gerektiği konusunda kolay kolay anlamlı söz söyleyemezler.
GELECEK MODERN OLMALI
Gelecek, ancak modern bir perspektif olabilir. Ancak modernitenin bir gelecek perspektifi oluşturulabilir. Modernite, inancı ve milliyetçiliği kendi perspektifi içine alıp rahatlıkla geleceği onlarla birlikte düşünebilir. Yani modern bir gelecek düşünen ve bunu hayal edenler, inanç merkezli ve milliyetçi hareketlerle konuşabilir, onlara diyalog çağrısı yapabilirler.
Ama bunun tersi şimdiye kadar olmadı, yani inanç odaklı hareketler ve milliyetçiler, moderniteye bir diyalog çağrısı yapamadılar, onlara da çekici gelecek bir gelecek perspektifi sunamadılar.
Bu yüzden inanç odaklı hareketlerin ve milliyetçilerin ortak özellikleri, kendi geçmişlerini gelecekleri olarak kurmaktır.
Milliyetçiliğin dine yaklaştığı nokta, mükemmel gelecek tasavvurunun çoğu zaman kusursuz bir idealizasyona dayalı olarak geçmişte saklı olduğu varsayımıdır.
Bu hareketler açısından modern dünyada geleceği anlatmakta karşılaşılan tıkanmaların aşılma yolu, geçmişi anlatmaktan geçer.
ERDOĞAN İÇİN GEÇMİŞ
Başbakan Erdoğan da bunu yapmaya başladı. Onun için geçmiş, modern dünyadaki Türkiye'nin konumunu anlatmakta kullanılan bir idealdir.
Eğer geçmişi kendi düşündüğü biçim dışında anlatan fikirler, diziler çıkarsa bu Başbakan'ı doğal olarak kızdırıyor. Çünkü düşünsenize, bu dizileri sadece Türkler değil bütün dünya seyrediyor. Bütün dünya bizim nasıl bir ülke olduğumuzu bu diziler aracılığıyla anlıyor, bölgesinde güçlenmeye başlayan Türkiye'nin ileride nasıl bir model oluşturacağı da "soft power"ı büyük olan bu diziler aracılığıyla o ülkenin sıradan insanlarına anlatılıyor.
Yani sadece Türkiye'ye değil tüm dünyaya konuşmaya başlamış olan Başbakan Erdoğan, o diziler aracılığıyla hayatı ve Türkiye'yi kavrayıp anladığını sanan kitlelere bir söz söylemek, bir gelecek perspektifi sunmak zorunda.
Dolayısıyla kendi gelecek tasavvurunun kusursuz bir idealizasyona dayalı olarak geçmişte bulunduğu varsayımıyla hareket eden Başbakan, o geçmişte bir kusur olduğunu söyleyen bir düşünceye tabii ki birçoğumuza göre orantısız bir duyarlılıkla gibi gelen ama bu anlattığım nedenlerden dolayı aslında kıvamında olan biçimde kızıyor.
Anlayacağınız, Muhteşem Yüzyıl çıkışında bu nedenlerden dolayı durup dururken olan bir şey yok, her şey düşünülmüş, planlanmış bir ideolojik çerçevede yaşanıyor.
(*) Bu bölümü düşünürken Ahmet Çiğdem'in "Taşra Epiği; Türk İdeolojileri ve İslamcılık" kitabı ve bu kitaptan da alıntılar yapan çok güzel başka bir çalışma olan Bahadır Türk'ün "Bu Diyar Tekmil Sizin-R.Tayyip Erdoğan'ın Dünyası" yazısından çok yararlandım, Birikim Dergisi No: 283'ün içinde.