Erbakan'ın kızı beni gerçekten üzdü
ZEYNEP Erbakan bugünlerde miras üzerine kopan fırtına nedeniyle gündemde. Bu her fırtına gibi geçecek ama arkasında yıkım da bırakabilir. Ancak Zeynep Erbakan bu konu dışında gündemde kalmaya devam etmesi gereken bir kadın. Çünkü kendi geçmişi hakkında öyle şeyler anlatıyor ki, onun yaşadıkları Türkiye gerçeğine bir dev aynası tutuyor.
Onun bir kadın olarak anlattıkları beni gerçekten üzdü. Kendimi sorgulattı bana. Çok güzel olabilecek bu ülkede yaptığımız yanlışlarla ülkeyi özellikle kadınlar için nasıl cehenneme çevirebildiğimizi onu dinlerken tekrar gördüm.
Bence Zeynep Erbakan'ı, kendine dindar, seküler diyen herkes dinlemeli ve paylaşmaya çalıştığımız bu hayatı hep birlikte yaptığımız yanlışlarla nasıl da insanları üzen bir yer haline getirdiğimizi görmeliyiz.
Zeynep Hanım'ı, Balçiçek İlter'in Habertürk TV'deki programında birkaç gün önce izledim.
Balçiçek İlter programında konuklarına daima önyargısız yaklaşıyor ve öğretmek için değil öğrenmek için sorular soruyor. Çağırdığı insanları gerçekten de merak ediyor ve bütün bu özellikler birleşince program da iyi oluyor tabii.
O gün Zeynep Erbakan da Balçiçek İlter'in rahat tavrı nedeniyle rahatlamış olsa gerek, kendi yaşamı hakkında çok özel şeyler anlattı.
Ben direkt olarak beni üzen bölüme geçeceğim ve bunun bize nasıl bir Türkiye profili çizdiğini sorgulamaya çalışacağım.
DİNDAR AMA BAŞI AÇIK
Zeynep Hanım ODTÜ'de okuduğu yılları anlattı. Okulun başlarında başı açıkmış, dikkat edin babası değil annesi başını kapatması için baskı yapıyormuş. Buna rağmen uzunca süre başını kapatmamış. 12 yaşından beri namaz kılan bir dindar olduğunu, ama ona rağmen hayatın sunduğu hiçbir şeyden mahrum kalmamak ve sosyal açıdan dışlanmamak için başını örtmemeyi tercih ettiğini söyledi.
Bir genç kadının yaşamış olması gereken muazzam iç çelişkiler ve olağanüstü stresler nedeniyle bu sözleri beni üzdü. Sonra da şu soruyu sordum kendime: Acaba genç ve modern bir dindar kadının, inancını kendini toplumda dışlanmış hissetmeden yaşamasını mümkün kılmak için hep birlikte ne yapmalıyız?
Bu kritik soruyu herkes kendine sormalı. Soruya kendisine "laik" diyen çevrelerin vermesi gereken cevap belli. Onlar, başını kapayan genç kızların bazı ortamlardan kendilerini dışlanmış hissetmemeleri için gerekeni yapmayı öğrenecekler. İlkönce kendi içlerindeki önyargıların hepsinden kurtulacaklar, içlerini temizleyecekler ve yeni bir kültür yaratacaklar.
AYNI SORUYU DİNDARLARA SORSAK
Aynı soruya dindarlara sormak daha sorunlu; ben de bu yüzden sormaya korkuyorum zaten. Soru kritik ama sorulması gerekiyor; en azından genç kızlarımız için sormak zorundayız. Bunu bana Zeynep Erbakan tekrardan gösterdi.
Kendi içini çoktan dönüştürmüş olan bir genç kadının dış görünümünü de dönüştürme zorunluluğu olmadan dindar olmasına imkân var mı, bu mümkün mü?
Bunun sorulmasının bile tepki çekebileceğini biliyorum, ama bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız ve eğer tartışırsak belki de bu sorunun artık bir daha sorulmamasına da karar verebiliriz. Kimbilir bilemiyorum, sadece insanların içlerinden gelerek mutlu olabileceği bir yol arıyorum.
NECMETTİN ERBAKAN GERÇEĞİ
İşin bana ilginç gelen tarafı, başörtüsü konusunda babadan yani Necmettin Erbakan'dan gelen bir baskının söz konusu olmamasıydı. Bu da kendisine karşı daima büyük haksızlıklar yapılmış olduğuna inandığım Necmettin Erbakan'ın aslında düşmanları tarafından bize anlatılan türde bir insan olmadığını, onun Türkiye için çok da yararlı tavırlar aldığını gösteriyordu.
Neyse dönelim Zeynep Hanım'a; bu hikâyenin asıl kahramanı o, babası değil. Çünkü bir süre sonra okuluna devam eden genç kızın talibi çıkmış ve görücü usulüyle evlilik talebi iletilmiş. Babası, kızı karşısına alıp "Sen ne düşünüyorsun?" demiş. Kız da tabii ki "Siz bilirsiniz" diye cevap vermiş. Sonunda evliliğin olması için karar alınmış ve kızın başını örtmesi süreci evliliğiyle başlamış.
'BU İŞLER ÖYLE' DEYİP GEÇEMEYİZ
Şimdi hikâyenin bu bölümünde Türkiye'deki mutsuz evliliklerin önemli bir bölümünün nedenini görüyoruz. İlk önce kız, aslında başını hemen örtmek istemediği halde kocası nedeniyle örtünmüş ve büyük ihtimalle mutsuz olacağından korktuğu hayatı başlamış. Ve daha da önemlisi, hiç tanıma fırsatını bulamadığı bir insanla hayatını paylaşmak zorunda kalmış.
Çok da mutlu sonuçlanmış görücü usulüyle evlilikler olduğunu da biliyorum, ama özellikle kadınların mutsuz olduğu bu tür evliliklerin de olduğunu biliyorum.
Zeynep Erbakan aslında çok da bilinmeyen, çok yeni şeyler söylemiyordu, ama modern düşünceli, eğitimli, dindar bir genç kızın yaşamak zorunda kaldığı stresler ve çelişkiler, benim için, hepimiz için önemli dersler içeriyordu.
Ondan duyduklarım, üzerinde yıllardır çalıştığım işe daha da önem vererek eğilmemi sağlayacak. Ben yıllardır özellikle din konularında benden farklı düşünen insanlara her zaman önyargısız yaklaşmaya çabaladım ve onlardan da bana bu tavrı göstermelerini istedim.
BENİM SİCİLİM GALİBA TEMİZ
Özellikle dindar kız arkadaşlar hakkında yıllardır gösterdiğim tavra dayalı sicilim hayli temizdir. Şimdi her şeyi tekrar etmeyeceğim, ama bu sicili isteyen istediği gibi kontrol edebilir.
Zeynep Erbakan'ın anlattıkları benim ruhumda bile yara açtıysa sicilleri benim kadar temiz olmayan insanlar da umarım kalplerinde bir sızı duymuşlar ve kendilerini biraz sorgulamışlardır. Bunu kuvvetle umuyorum; çünkü herkes kendini bir şekilde sorguladıkça ortak bir yaşamı paylaşmaya çalıştığımız ve adına Türkiye denilen bu diyarda Zeynep Hanım gibi genç kızlarımızı artık üzmeyecek, yıpratmayacak koşulları belki hep birlikte yaratabiliriz.
Muhteşem Yüzyıl uzatmaları oynuyor
BÖYLE bir başlık attım ve www.haberturk.com sitesindeki blogda bunun nedenlerini açıkladım. Bloga "gel gel" yapıyorum. Çünkü ben çok emek vererek çalışıyorum blog üzerinde. İnternet sitesinde çok zor bulunan, zor görülen bir yerde olduğundan ve okumanızı istediğimden böyle oyunlar yapmak zorundayım, kusuruma bakmayın.
İçerik tartışacaksak
ÖNÜMÜZDEKİ yılların gazetelerinin içerik açısından nasıl olmaları gerektiğini hepimiz tartışmalıyız. Bu konuya giren Vuslat Sabancı çok da iyi bir süreç başlattı. Ben bu konuda bir yazı hazırlıyorum.
Yapacağım sürprizi bozmak pahasına (Rupert Murdoch'un da kulağı çınlasın) gazetelerde dedikodu köşelerinin ileride çok daha önemli olacağını düşünüyorum. Bu yüzden "Medyatık" blogumda bundan sonra daha fazla dedikoduya yer vereceğimi duyurmak istiyorum.
Köy kahvaltısı
ANADOLU'da her yerde "köy kahvaltısı" diye adlandırılan bir şey vermek iddiası var. Galiba köy kahvaltısı, köy içinde yetiştirilen, üretilen ürünlerden oluşan kahvaltıya verilen isim olmalı. Yoksa bu kahvaltıların şehirde yediğimiz kahvaltıdan hiçbir farkı yok.
Bu farkın olmaması bir süredir benim sinirimi bozuyor; çünkü ben her köy kahvaltısına oturduğumda alıştığımdan çok daha farklı bir şeyler de yemek istiyorum. Yoksa yediğim yumurtanın marketten alınmış veya biraz önce tavuktan alınmış olması bana çok fazla bir şey ifade etmiyor.