Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yazar bloklanmasını duymuşunuzdur.

        Hani yazar bir gün yine yazmaya oturduğunda, beyaz sayfa bir türlü kelimelerle dolmaz ve yazar nedense yazmaya bir türlü geçemez.

        Bu tür bloklanmalar haftalarca hatta bazı durumlarda yıllarca bile sürebilir.

        Örneğin J. D. Salinger Türkçe'ye ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ ya da ‘Gönül Çelen’ adlarıyla çevrilmiş olan ‘The Catcher in the Rye’ adlı kendisini meşhur eden ve dünya ölçeğinde çok satmış kitabını yazdıktan sonra yıllar süren bir yazarlık bloklanmasına düşmüş ve bu sürede inzivaya çekilmiş ve bunalımlar yaşamıştır.

        BLOKLANMA FIRSATA ÇEVRİLEBİLİR Mİ?

        Yazarlık bloklanmasına düştüğü için intihar edenler bile vardır.

        Bu yazı bloklanması aslında yaygın ve çok karşılaşılan durumdur.

        Bu bloklanma durumunu bir fırsata çeviren yazarlar da vardır.

        Örneğin Geoff Dyer. Hayranı olduğu yazar D.H. Lawrence hakkında bir değerlendirme çalışması yapmaya karar verince ne yazacağını bildiği halde hayatın kendisine empoze ettiği bazı arzular ve zorunluluklar, yeni başlayan bir aşk ve gezip görmek ihtiyacı gibi nedenlerle yazmaya bir türlü başlayamaz.

        REKLAM

        Sonra Türkçe'ye de ‘Bir Hışımla’ adıyla çevrilen ‘Out of Sheer Rage’ çalışmasında yazmaya bir türlü başlayamamasından bir sanat çıkarır ve kitabını bunun üzerine yazar.

        Her yazar onun gibi yetenekli değil tabii ki.

        Yazar bloklanması şükür bana henüz olmadı ama daha tuhaf bir illet bana dadanmış durumda.

        İnanılmaz derecede ağır bir okuyucu bloklanması içine girmiş durumdayım.

        Bloklanan yazar nasıl yazamıyorsa bloklanan okur da öyle okuyamaz hale geliyor.

        Ben tümden okuyamaz hale gelmiş değilim sadece belirli tür kitapları artık katiyen okuyamıyorum. Bana dadanmış olan bu illetin sebebini de bildiğimi sanıyorum. Yıllardır deneme türünde yazılar yazdığımdan, deneme de sürekli okumadan yazılamadığından yıllardır sadece benim yazılarımda kullanabileceğim fikirler veren türde kitaplar okumaya öylesine bir alıştım ki artık geldiğim noktada bana sadece keyif ve mutluluk verebilecek romanları okuyamaz hale geldim.

        ROMAN OKUMAYA BAŞLAYINCA

        Anlayacağınız hiçbir türde romanı artık elime bile alamıyorum. Roman okumaya başladığımda bu bir süre sonra bana tamamen bir vakit kaybı olarak gelmeye başlıyor. Romanı okumaya ayırdığım o sürede deneme türünden bana yeni bilgiler fikirler veren bir kitap okusam daha iyi olacak diye düşünmeye başlıyorum ve romanı da birkaç sayfa okuduktan sonra bırakıyorum.

        Goodreads adlı site, bir ara okuyucular tarafından yarım bırakılan popüler kitapların ve okuyucularının listesini yayınlıyordu. Eğer bu liste hala olsaydı benim adım listenin en başında yer alırdı herhalde.

        Popüler kitapları her halde okuması daha kolay olan kitaplar diye de tanımlayabilmemiz lazım.

        Best seller kitapları bile okuyamaz hale geldiğime göre klasik romanların artık yanından bile geçemediğimi bilin.

        REKLAM

        KLASİKLERİ NEDEN OKUMALIYIZ?

        Italio Calvino ‘Why Read Classics’ (Klasikleri Neden Okumalıyız) adlı çalışmasında "Klasikler size okumayı daha da sevdirir" demişti.

        Ben buna katılamıyorum çünkü Calvino ayrıca "Klasikler ne diyeceğini bir türlü bitiremeyen kitaplardır" da demişti hatırladığım kadarıyla. İşte bu ikinci tanımına katılıyorum. Bu tür kitaplarda yazarlar cümle tasarrufuna gitme zahmetine hiç girmeden diyeceklerini söylüyorlar. Onların romanlarını okuyucunun okuma rahatlığını düşünerek yazdıklarını söyleyebilmek mümkün değil.

        Bir ay kadar önce, romanda okuyucu bloklanmamın ağır bir hastalık derecesine geldiğini düşündüğüm bir gün, beni belki tedavi eder diye nedense ‘Savaş ve Barış’ı okumaya giriştim. Kendimi olağanüstü zorlayarak kitabın 50’nci sayfasına kadar geldim. Okumaya devam etmeye kendimi zorlasaydım sadece roman okuma konusunda değil tüm okumalarımda bloklanma aşamasına gelme ve okumaktan tamamen vazgeçerek bundan böyle sadece film ve dizi platformlarını seyretmekten oluşan abuk bir yaşam tarzına geçmem işten bile olmayacaktı.

        İngiliz profesör John Sutherland ‘How to Read a Novel’ (Bir Romanı Nasıl Okumalı) çalışmasında okuyucunun herhangi bir romanı 69’uncu sayfasına kadar okumaya kendini zorlamasını ve bu sayfaya ulaşıldığında o romanın mutlaka sonuna kadar okunacağını söylüyor. Bir ara bunu düşününce "Savaş ve Barış’ı 50’nci sayfaya kadar değil de 69’uncu sayfaya kadar okusaydım acaba sonuna kadar gider miydim" diye bile düşündüm.

        Tabii bu saçma bir düşünceydi, zaten Sutherland’in neden 69’uncu sayfa dediğini, neden başka sayfa sayısı vermediğini de, örneğin 69’uncu sayfa yerine 50’inci sayfa demediğini bugüne kadar kimse çözebilmiş durumda değil.

        REKLAM

        Anlayacağınız klasik romanlar kütüphanemde yıllardır olduğu gibi ilerde bir gün muhakkak okunacak diye beklemelerini sürdürecekler. O günün hiç gelmesi ihtimalinin olmadığını bildiğim halde onlar bir gün okur bloklanmam sona erse de kütüphanemde sadece var olmaları gerektiği için bekleyecekler.

        KISA HİKAYELER

        Okur bloklanması aslında yaygın bir problem olduğundan bazı yayınevleri okuyucuyu bu illetten kurtarmaya yardımcı olacak insanlar çalıştırıyorlar. Örneğin Barnes and Noble’da kendisine Literary Lady (Edebi Leydi) diye ad takmış olan Gini Chen artık benim gibi bazı türleri okuyamamaya başlayan okurlara yardımcı olması için tavsiyeler veriyor. Gerçi Chen’in şirket hiyerarşisindeki konumu ‘Chief Happiness Officer (Baş Mutluluk Yetkilisi) olarak bilindiğinden ben sadece bu yüzden onun tavsiyelerinden bir sonuç alınabileceğini düşünmüyorum.

        Onun tavsiyeleri arasında bloklanmış okurların yeni yazı türleri deneyerek, yeninin getirdiği heyecanla bundan çıkmaları ve yeniden okumaya bu defa kısa hikayeler okuyarak dönmeleri tavsiyesi de vardı.

        Kısa hikaye denince benim aklıma Ernest Hemingway’in sadece altı kelimeden oluşan kısa hikayesi geldiğinden bu tavsiyenin de bende işe yaraması mümkün değil.

        Ernest Hemingway’in kısa hikayesi şöyleydi: ’For sale: baby shoes never worn.' (Satış ilanı: Bebek ayakkabıları, hiç kullanılmamış.)

        ‘Papa’ lakaplı Ernest Hemigway sadece 6 kelimeden oluşan bu kısa hikayesi düşündüğünde acaba Key West’te müdavimi olduğu barda sarhoştuydu da bu kadar insanın içini burabilen bir kısa cümle düşünebildi dedim ve kısa hikaye okumanın benim roman okuma boklanmamı son erdiremeyeceğine o anda karar verdim. Yeri gelmişken o bara sadece havasını soluyayım diye gittim ve orada içkimi yudumlarken yine kısa deneme yazıları düşündüm.

        (Bu arada şu aralarda okuyamadığım kitaplar arasında '2020 American Best Short Stories' (2020 En İyi Amerikan Kısa Hikayeleri) derlemesi de var.

        REKLAM

        VE SUSAN SONTAG

        Gerçi kütüphanemdeki en çok başvurduğum kitaplarım bölümünde hayli önemli yer kaplayan Susan Sontag bir defasında "Edebiyat bilgidir’ demişti.

        Don Peterson ‘The Book of Shadows’ (Gölgelerin Kitabı) çalışmasında eleştirmenler için "Evet eleştirmen, eleştirin iyi olabilir ama günün sonunda unutma ki o yapabildi ama sen yapamadın" demişti.

        Peterson eleştirmenlerin kendileri roman yazamadıkları halde başkalarının romanlarını eleştirmelerinin yarattığı çelişkiyi anlatmak istiyordu.

        Gerçekten deneme yazarları da beni bu yazıda yaptığım gibi bazı çalışmaları eleştirmeye girişirler. Roman yazmayanın aslında gerçek bir yazar olmadığı düşüncesi de yaygındır.

        Susan Sontag bunu bildiği için harika bir deneme yazarı oluğu halde roman dalına da el atmış ve denemeleri kadar iyi olmasalar bile saygıyla karşılanabilecek düzeyde romanlar yazmıştır.

        Sontag denemeleri ile ispatlanan iyi yazarlığının romanlarıyla da desteklenmediği takdirde alemde iyi yazar olarak algılanmayacağını düşünüyordu.

        J. M. Coetzee de bunun tersini yaptı. İyi bir roman yazarının aynı zamanda iyi bir deneme yazarı olabileceğini düşünüyordu. Deneme yazılarını ‘Inner Workings’ adlı çalışmasında derledi. Ama yorumcuların büyük bölümü onun denemelerinin romanlarında görülen ustalığını yansıtmadığı görüşündeler.

        Susan Sontag ise ne kadar roman yazmaya çalışırsa çalışsın daima bir deneme yazarının duygusal dünyasında var olmayı sürdürdü.

        Örneğin Susan Sontag kendisine ilk kanser teşhisi konulduğunda duygularını bir roman yazarak değil ‘Illness as Metaphor’ (Bir Metafor Olarak Hastalık) denemesini yazarak ifade edebilmiştir.

        Edebi çalışmalar ve deneme türü arasında daima bir ayrımın benim gibi profesyonel yazarlar açısından hep var olacağını ve Sontag’ın dediği gibi ‘Edebiyat bilgi’ olsa da bir deneme yazarı açısından denemelerin vereceği bilgilerin yerini hiçbir romanın tutamayacağını ve roman okuma boklanmasından yakında kurtulmamın mümkün olmadığını düşünüyorum.

        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00
        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar