Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HASTASI olduk sosyal paylaşım ağlarının. Sadece biz de değil, tüm dünya hastası oldu sesini duyurabilme lüksünün. Ama insanın olduğu her yerde olduğu gibi artık adına sosyal medya denilen bu sanal ortamlarda da suçlar gelişti.

        TAKMA İSİM KULLANILIYOR

        Birçok ülke bu fenomenin gelişeceğini öngörerek gerekli yasal düzenlemeleri yaptı. Bireyi korumanın en önce geldiği demokrasilerde haklar koruma altına alındı. Ama bizde her teknolojik gelişimde olduğu gibi devlet yine gerisinde kaldı gelişmelerin. Bilirsiniz, bizimkisi önce kendini nasıl koruma altına alacağını düşünür. Twit atan, Facebook’ta mesaj yazan insanların “sakıncalı” içerik yaratmamaları için gerekli teknolojik altyapıyı kurar. Tatlı tatlı izler olanı biteni. Ama sıra, bireyi, başka bireylerin bu yeni mecrada saldırısına karşı korumaya gelince yavaştan alır. Uzunca bir süredir sanal ortamda insanlara küfretmek, tehdit etmek, mobbing uygulamak sıradan bir eyleme dönüşmüş durumda. Şerefinizle, haysiyetinizle, namusunuzla oynayan insanlar hem yasadaki hem de uygulamadaki açıklardan faydalanıp sırıta sırıta eylemlerine devam ediyorlar. Üstelik çoğunlukla takma isim kullandıkları için tehlikenin nereden geldiğini bile anlamak mümkün olmuyor. Uzunca bir süredir sosyal ağlar, günlük hayatımızı regüle eden hukuk kurallarının pek de geçerli olmadığı bir kurtarılmış hakaret ve bezdiri merkezi haline gelmişti. Ama dün Nilay Dorsa’nın uğradığı sanal Twitter saldırısı sonrası mahkemeden aldığı ceza kararı milat niteliğinde. Dorsa’ya “Karşıma çıkma pislik, beni has düşmanın bil bundan böyle” diye Twitter üzerinden mesaj atan Sercan Dinçşahin, 5 ay hapis ve 1500 lira para cezasına çarptırılmış.

        BU HALE BİZ GETİRDİK

        Bu çok önemli bir karar. Sadece ünlü isimler için değil, politik tartışmalarda, spor muhabbetlerinde birbirine olmaz türlü hakareti eden ünlü olmayan insanların da yedikleri haltların sorumluluğunu alması açısından çok önemli. Ama keşke bu işe özel, sosyal medya büroları kurulsa adliyelerde. Fikir ve ifade özgürlüğü kısıtlanmadan hakaret ve benzeri suçlar ayrıştırılabilse. Belki bir mahkeme kararına sevinmek çok tatsız ama sosyal medyayı bu hale biz getirdik. Şimdi bedelini ödemek zorundayız.

        SİZE DE ÇIKABİLİR

        GEÇEN hafta bir trafik cinayeti sonrası hem ben hem de Fatih Altaylı, dorsesi yasal olmayan şekillerde uzatılmış, arkasında hidrolik tampon bulunmayan dorseli TIR’larla ilgili yazılar kaleme aldık. Sonra da Fatih Bey’e konuyla ilgili Bakan Binali Yıldırım’dan topu trafik polisine atan bir yanıt geldi. Binali Bey sözlerinde yasal olarak tabii ki haklı. Ancak polis önünden geçeni görmez halde İstanbul’da. Bakın bu iki fotoğrafı, iki farklı zamanda İstanbul’da çektim. Kasası akıl dışı bir şekilde uzatılmış olan kamyonun fotoğrafını E-5’te öğle trafiğinde çektim. Kapağı açık ve arkasına dışarı taşacak şekilde variller yüklenmiş kamyonu da Maslak’ta. Bu iki araç da milli piyango gibi bir trafik olayında karşımıza çıkabilir. Bunlar gibi yüzlercesi geziyor kentin en işlek yerlerinde, gören yok, duyan yok. “Ayu çıkabülü, daş düşebülü, kalan sağlar bizimdir” diyorlar herhalde içlerinden!

        305 THY’li HAYAT

        BİRKAÇ gündür THY’nin yeni üniformalarını, içki yasağını tartışırken dün sabah artık çözüldüğünü düşündüğüm bir probleme dair e-posta aldım. Grev hakları yasayla ellerinden alınmadan önce yaptıkları son grevde cep mesajıyla işten atılan 305 THY görevlisinin durumu hâlâ çözümlenmemiş. O 305 kişiden olan Erkan Şenbaşak durumu çok net özetleyen acı bir mektup yazmış. Sizinle paylaşmak istedim: “Rahşan Hanım, Elimde gazetem ki eskiden her hafta sonu bunu yapabildiğimde çok daha keyifliydi, yazınızı okudum. ‘Eskiden daha keyifliydi’ dedim, çünkü çalışırken hafta sonu tatili bir başka keyiftir, bunu siz de bilirsiniz. Ben THY’nin işten çıkardığı 305 kişiden biriyim. Dokuz aydır da işsizim. Çok zor günler geçiriyoruz birçoğumuz. Yarınlarımız belli değil. Bu o kadar kötü bir his ki. Hayatınızın belirsiz olması, yaşadığınız haksızlığın çok daha büyümesine neden oluyor. Sorgusuz sualsiz kapı dışarı edilen 305 kişiyiz biz. Sendika ve şirket yönetimi düellosunda arada kalıp kurşunun isabet ettiği çalışanlarız. THY gibi dünya markası bir kurumun, savunma hakkı dahi vermeden, cep telefonlarımıza gönderdiği kısa mesajla işten attığı çalışanlarıyız. Ne kötü bir kelime ama ‘atılmak’. İşlerini severek yapan, THY’nin dünya markası olma yolunda emeği olan çalışanlarıydık. Hatta biliyorsunuzdur, şu meşhur uçakta fotoğrafı olanlarız. Hani çalışanların fotoğraflarıyla kaplı THY uçağı. Bunun gururuyla yaşayanlardık. Ya şimdi... Bilirkişi raporlarına, mahkemelerin işe iade kararlarına rağmen çalışamayanlarız. Aramızda iş bulan, yeni bir hayat kuranlarımız var elbette. Ama birçoğumuz hâlâ işsiz. Sayın başkanımız Hamdi Topçu, her defasında adil olacaklarını, mahkeme kararlarını uygulayacaklarını dile getirdi. Hatta, vicdanen hata yaptıklarını dahi söyledi. Ama ekledi: ‘Bu şirketi vicdanlarla değil, kanunlarla, kurallarla yönetiyoruz.’ Haklı da sayın başkan. Biz de hep aynı şeyi söyledik. Ve işte fırsat, hem vicdanları rahatlatma hem de kanunları, kuralları uygulama fırsatı. Lütfen artık bitirin bu kötü günleri. Halen çalışan arkadaşlarımız da mevcut halden hiç hoşnut değiller. İçeride ve dışarıda mutluluğu, barışı, güveni sağlamak elinizde sayın başkan. Bizim işimizde sevgi ve özveri çok önemlidir. Lütfen bize bu şansı verin. İşimizi sevgi ve özveriyle yapmaya devam edelim. Bize olan duyarlılığınıza inandığım için size yazdım Rahşan Hanım. Sevgi ve saygılarımla. Erkan Şenbaşak”

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar