Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BAZI haberleri anlatmaya tuhaf kelimesi yetmiyor. Yanına destek kuvvet gerekiyor.

        Çünkü okuyunca insanın sakin sakin seyreden duygu dünyası bir anda öylesine karışıyor ki, bir süre ne düşüneceğinizi, ne hissedeceğinizi kestiremiyorsunuz. Çekmeköy cinayetini okurken böyle karıştı içim.

        Çok değil altı ay önce evlenmişler. Altı aylık evlilikte insan neyi nasıl tüketir anlamak güç ama tükenmişler işte. Evlenirken "mezara kadar" diye yapılan anlaşma gelinin aleyhine bozulmuş.

        Gelin mezara, damat ise hapse girmiş.

        Bildik kıskançlık cinayeti gibi görünüyor ilk an. Gazetede mutlu günlerden bir fotoğraf var. Kız başını dayamış sevdiği adama. Hafif de mağrur. Belli ki sevmişler birbirlerini.

        Altı ayda ip nasıl böyle koptu, erkeğin içine bu özgüvensizlik nereden düştü anlamak imkânsız ama haberin yanında yine yüzlerce benzer cinayette gördüğümüz bir cümle var: "Birisiyle bakıştığını gördüm, sorduğumda cevap bile vermedi. Çılgına döndüm. Tüfekle sırtına ateş ettim..."

        Bu olayı sıra dışı kılan ise cümlenin, birkaç kelimenin bir araya gelmesiyle insanın içini kavuran, korkunç bir anlam kazanan devamı: "Sonra da acı çekmesin diye başından vurdum..."

        Nasıl yahu? Bir otomobilin altında kalmış yavru bir kediden veya koşulduğu arabayı çekerken ayağı kırılmış bir attan mı bahsediyoruz?

        Hayır. Gencecik bir adamın, gencecik bir kadın için kurduğu cümlede bu derin acı var işte.

        Tülay Erdivan'ın nasıl canı yandıysa, nasıl bağırıp haykırdıysa acıya son vermek istemiş.

        Nedense aklına ambulans çağırmak gelmemiş. Nedense yardım çağırmamış. Tekrar ateş etmeyi denemiş. Olan olmuş. Tülay artık toprağın altında. Yavaş yavaş, sakin sakin ilerleyen adalet sistemimiz dört-beş yıl sonra bu dava için karara vardığında olacakları şimdiden merak ediyorum. Bi takım tahminlerim de var tabii. Hâkim konuşmaya başlayacak.

        "Yaz kızım, sanığın insanlık göstererek maktulün acılarını dindirmek amacıyla ikinci el ateş etmesi ve mahkememiz sırasında uslu uslu oturması nedeniyle ağır tahrik indirimine..." Sustuğunda ise ölen Tülay Hanım'ın annesi ağlayacak ve o birkaç kadın köşe yazarı üzülecek.

        Ona kimse hiçbir iyi hal indirimi yapmayacak. Ölürken iyi halinin ona yardımcı olmayışının hesabı sorulmayacak. Tülay öldüğüyle kalacak. Pardon, eşinin acılarını dindirmek için ettiği ikinci el ateşle..

        ***

        Celal Tan ve ailesi sizi bekliyor

        İKİ aydan biraz fazla zaman önce büyük bir heyecanla paylaşmıştım sizinle "Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi" filmi izlenimlerimi.

        O keyifli film bugün vizyona giriyor.

        Bakın sizinle açık konuşacağım. Hava soğuk. Hatta yer yer buz gibi.

        Eğer canınız ev dışı bir aktivite yapmak istiyorsa sinema en mükemmeli!

        Kaldırın popoları, doldurun sinema salonlarını.

        Celal Tan ve ailesi, size çok keyifli süre geçirmek konusunda büyük ölçüde garanti veriyor.

        Belki de bu sezonun en eksantrik ve eğlenceli hikâyesi onlarınki.

        Üstelik gözümüze sokmadan çok da sert bir mesaj veriyorlar.

        Cumhuriyet dönemi ailesinin "bakma, görme, duyma" felsefesine ince ince gönderme yapıyorlar.

        Bizi bizle karşı karşıya bırakıyorlar.

        Ama Onur Ünlü bu filmi o kadar eğlenceli yazmış ve yönetmiş ki sinemadan, "Bu adam bir şey dedi, kötü bir şey mi dedi?" kıvamında çıkacaksınız.

        Başyapıt değil ama insana zamanı unutturan keyifli bir yapım.

        Kısaca tavsiyeler tavsiyesi!

        ***

        Gurur duymak öğrenilen bir şey mi?

        GÜLER Sabancı, Financial Times'ın en güçlü kadınlar listesinde dünya ikincisi olmuş. Geçen sene de üçüncü olmuştu.

        İyi haberler kentimize çok sık uğramıyor bu aralar. Türk kadınının hep de şiddetle anılmayacağını anımsatan, insana özgüven ve çalışma hırsı aşılayan rol modellerimiz olduğunu da gösteren bir haber bu.

        Ancak bu haber sosyal ağlarda ve özellikle Twitter'da ilk duyulduğu andan itibaren Sabancı için bir karalama kampanyasına dönüştü.

        Ağırlıklı olarak erkek kullanıcılar tarafından atılan ve tüm meseleyi para sahibi olmanın kötülükleri, miras vs. gibi dar bir çerçevede görmeyi feraset sayanlar çok önemli bir şeyi atladı.

        Financial Times'ta Güler Sabancı'yı anlatan ilk paragrafta, yönettiği grubun finansal gücünün yanı sıra kültürel hayatın önemli bir parçası olduğundan bahsediliyor. Aldığı "Clinton Küresel Vatandaş Ödülü"nden ve en önemlisi liderlik kabiliyetinden bahsediliyor.

        Bu sıralamada ne kadar zengin olduğunuzun hiç önemi yok. Eğer yaşadığınız ülkeye kazandığınız kadar bir şeyler verebiliyor, iş dünyasının hata affetmeyen ikliminde bir kadın olarak ayakta kalmayı ve şirketinizi ayakta tutmayı başarabiliyorsanız, yerinizi hak ediyorsunuz.

        FT'de Güler Sabancı'nın bugüne kadar 1.5 milyar dolar bağış ve sosyal program yatırımı yapan Hacı Sabancı Vakfı'nın da başkanı olduğu hatırlatılıyor.

        Bu sene liste hazırlanırken risk almak ödüllendirilmiş. Risk alabilen ve aldığı risklerle başarıyı kucaklayabilen kadınlar seçilmiş.

        Ama beni en çok yazının girişinde "Nationality: Turkish" bölümü heyecanlandırıyor.

        O twitleri atanların büyük çoğunluğu dün de vergilere yapılan zamlardan yakınan twitler attılar.

        Beğenin beğenmeyin, bu ülkenin bir krizi daha teğet geçirebilmesi için böyle başarılı işkadınları ve adamlarına ihtiyacı var.

        Güler Sabancı'nın bu onuru, vergisini veren, iş imkânları yaratan, şirket yönetimindeki başarısını her ay maaş ödeme performansına yansıtan ve erkek rakipleriyle çok da eşit şartlarda yarışmayan birçok başarılı kadın yönetici adına aldığını düşünüp daha da seviniyorum.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar