Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MEĞERSE hepimiz yanlış biliyormuşuz.

        Twitter’da TSK’nın resmi hesabı sandığımız “TSK Bilgi Notları” isimli hesabın uzaktan yakından Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgisi yokmuş. Yani birileri kalkmış böyle bir hesap açmış ve buradan TSK ile ilgili haberler yayınlıyormuş.

        TSK yaptığı açıklamayla bu bilgiyi aktarmış. Ve kendisiyle ilgili tek haber kaynağının “www.tsk.tr” olduğunu yineledi. Bu haberin bize anlattığı iki şey var. Birincisi TSK, Twitter üzerinde açılmış bir çakma hesapla baş etmek konusunda bile sıkıntı yaşıyor. İkincisi de tam bu nokta Twitter için zurnanın zırt isimli nezih notayı bastığı noktadır. Çünkü yasal yollarla Twitter üzerinde açılmış hesapların sahiplerinin bilgilerine ulaşmak henüz mümkün değil. Twitter tek bir merkezden yönetiliyor ve elindeki kullanıcı bilgilerini ülkemiz mahkemeleriyle paylaşmak konusunda çok isteksiz.

        14 Aralık 2010 tarihinde Amerikan Adalet Bakanlığı’nın Wikileaks ile ilgili hesapların bilgilerini istemesi üzerine Twitter bir açıklama yayınlamış ve kullanıcılarını bu tarz istekler konusunda yasaların engellemesi olmadığı takdirde bilgilendireceğini belirtmiş ve söz konusu hesapların bilgilerini devletle paylaşmıştı. Twitter, ABD dışındaki devletlerin yargı sistemleriyle kullanıcı bilgilerini paylaşmakta çok istekli değil.

        Ama şimdiye kadar İngiltere’de birkaç mahkemede Twitter’a karşı açılan davalarda kullanıcı bilgileri mahkemeyle paylaşılmak zorunda kalınmış. Şimdilerde artık kullanımının iyice artmasıyla Türk Silahlı Kuvvetleri dahil pek çok kurum ve kişi, kötü niyetli Twitter kullanımıyla ilgili sıkıntı yaşıyor.

        Twitter birçok kişi için haysiyet ve şeref katiline dönüşmüş durumda. Uygulamadaki bu boşluk giderek çok daha büyük sıkıntı haline dönüşecek. Şu an Twitter’da birilerine küfretmek, haklarında olur olmaz iddialar ortaya atmak, insanların adına hesap açıp sonra bu hesapları gerçek sahiplerine satmaya çalışmak veya bu hesaplardan başkalarına saldırmak günlük hayatın bir parçası olmuş durumda.

        Bu duruma acil devlet müdahalesi şart diyorum ve daha cümlemi bitirmeden aklıma devlet devreye girince olanlar geliyor. Hatırlarsanız, devlet Youtube’un yasa tanımaz haline müdahale için kapatıvermişti Youtube’u. Gerçi her ne kadar orada mesele Atatürk aleyhindeki videolar gibi görünse de asıl mesele şirketin ülkemizde ofis açıp vergi vermesini sağlamaktı.

        Twitter için aynısını yapmaya kalkarlar diye ödüm koptu bir an düşününce. Çünkü kişilerin ve kurumların hak ve özgürlüklerini korumak için ülkemizde yapılan her adım, ne yazık ki ifade ve düşünce özgürlüğüne bir darbeye de dönüşüyor. Biliyorsunuz devletimiz bu konularda zücaciye dükkânındaki bir fil gibi davranmayı tercih ediyor. Kapatarak, engelleyerek ortada çözümlenecek bir şey bırakmamayı tercih ediyor. Geçen hafta bir Facebook kullanıcısı, Başbakan’a hakaretten iki yıl hapisle yargılanmaya başlandı. Demek devlet büyüklerine hakaret edince sistem güzel güzel çalışıyor.

        Şimdi acilen Twitter ile ilgili iç hukuk yöntemlerinin nasıl çalışacağının belirlenmesi lazım. Çünkü insanların otokontrolü neredeyse hiç kalmadı. Ama devlet bu kez kapatmadan, yasaklamadan, engellemeden ve iş iyice çığırından çıkmadan hukuk kuralları çerçevesinde bu işe çözüm bulmalı. TSK gibi kurumların toplum gözünde beceriksiz gibi görünmesinin ve biz sıradan, bildiğiniz, ölümlü insanların huzurunun kaçmasının da önüne geçmeli.

        Kanserin cesur kadınları

        HİÇ beklenmeyen, insana o an şok geçirtecek gibi olan haberlerin nasıl karşılanması gerektiğini annemden öğrendim. Annem de büyük ihtimalle anneannemden, o da kendi annesinden öğrendi. Bizim ailenin kadınları çok acı ve üzücü bir haber alınca gözlerimizi iyice açıp “Hadi bee! Vahh vah!” diye bağırırız. Bunu yaparken de bir elimizle dizimize vururuz. Arada ellerimizi birbirine vurduğumuz da olur.

        Mesele ağırlaştıkça “Vay anam vayy” diye en dramatik sesimizle destekleriz duygularımızın ve özellikle şaşkınlığımızın dışavurumunu. Ben annem kadar yürekten yapamıyorum bunu, ama kardeşim tıpkı annem gibi reaksiyon verebiliyor. Allah korusun kanser olduğumu öğrensem yukarıda saydıklarımın aynısını doktorun karşısında yapmaktan çekinmem. Çok korkarım. Dizlerim de boşalır herhalde. O an korkudan ölmezsem daha çok zor ölürüm. Ama şimdi bu hain hastalığa bakışım değişiyor. Bunu da birkaç cesur kadına borçluyum.

        Vahide Gördüm, Nilüfer ve Meral Okay’a... Çok sevdiğim bu üç kadının kanser haberlerini bizimle paylaşma cesaretleri ve kansere karşı tutumları cesaret verdi bana da. İllete bakışımı büyük ölçüde değiştirdi. Tabii ki iç dünyaları bu kadar sakin değildir, ama o kadar önemli bir görev üstlenmiş oldular ki topluma karşı hepsini ayakta alkışlamak istiyor deli gönlüm. Mesela bu hafta sırf bu yüzden hep ertelediğim meme kanseri kontrolüne gideceğim.

        Erken teşhisin ve doktordan korkmamanın önemini hatırlattılar bana. Bir kadın olarak en korktuğum hastalıklardandır. Çünkü kadını kadın yapan organa çöreklendi mi, kadınlığınıza doğrudan saldırmış olur bizim kafamızda. Muayenesi bile zordur, zor gelir insana. Ama eğer bu yazıyı okuyan bir kadınsanız ve kırklarınızda iseniz korkmayın kalkın bir mamografi yaptırın. Hayranı olduğunuz cesur kadınlara bakın, hiçbirinin kılı kıpırdamıyor kanser karşısında. Yeneceklerinden eminler. Onların cesareti kendi cesaretiniz olsun. Hadi... Lütfen...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar