Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TOLGA Örnek'in Devrim Arabaları filmi bir otomobil hayranı olarak beni hiç eğlendirmemişti. Ama bu filmle severek izleyeceğim ve yeni işini gözlerim yolda bekleyeceğim yönetmenler arasına soktu kendisini. Filmde verdiği sansüre karşı mesaj ve küçük 'balyoz' göndermesi de atlanmaması gereken detaylar. Biz doksanları yaşayanlar buruk izliyoruz filmi. Doksanları ıskalayan gençler ise bayılıyorlar filme. Twitter, Facebook onların mesajlarıyla çınlıyor. Demek 90'larda olanlar çok doğru, çok eğlenceli ve çok özgürmüş aslında. Peki kim bu Erol Egemen :)

        Yalnızlık ömür boyu standart

        ÇOK acayip zamanlardı benim için. Sene 1991,16 yaşımdayım ve elimde bir bavulla (Ahşap değil ve Haydarpaşa'nın merdivenlerinden manzaraya bakıp "Seni yeneceğim İstanbul filan demedim :) İstanbul'a okumaya gelmişim. Hayatım bir anda tepetaklak olmuş, standartlarım sıfırlanmış, üzerine sağlam bir büyükşehir şoku aman allah bir ben var benden içeri ama dışarı çıkmak için her şeyi yapmaya hazır. Annemler çok ihtiyatlı, ilk günden kötü yola düşmeyeyim diye eve çıkmama izin yok. Yurtta kalıyorum. Yurt acayip bir hayat deneyimi. Sahip olduğunuz tek özel alan tuvalet, ona da ne zaman girseniz kapıda 10 kız daha sıra bekliyor, işte o günlerde aldım çalışma kararımı ve şansın da yardımıyla Free isimli müzik dergisinde iş buldum. Annemler çok ihtiyatlı, kötü yola düşmeyeyim diye az para gönderiyorlar oysa ben para konusunu Bon Jovi haberleri tercüme ederek çözdüm.

        SİNEMAYA KOŞARAK GİTTİM

        İlk maaşımı aldığım gün fikri olarak Sabancı Ailesi'nden daha zengindim. Ve maaşımı o gün harcayarak da bir dünya rekoruna imza attım. Kendime paranın satın alabileceği en pahalı walkman'i satın aldım. Kaset büyüklüğünde dijital radyolu tek kalem pille çalışan şahane bir şeydi. O radyo da beni hiç duraklamadan Kent FM ile tanıştırdı. Yıl 92 olmuştu ve "Kent Fm 101 İsstannbull" melodisi en sevdiğim şarkı olmuştu. Benim favori programlarım Levent Ünsal'ın Posta Arabası ve Özer Sarısakal ile Tolga Soyhan'ın Azı Dişi Kerpeteni idi. Kaybedenler Kulübü ise kulaklıkları iyice kulağıma yapıştırıp şaşkınlık içinde dinlediğim bir programdı. Sonra işte biz büyüdük, vakit harcamamalıydık para kazanmamız lazımdı. Kariyer vs, [yapacaktık. Zaten Kent FM de kapandı. Ama Tolga Örnek bir anlığına da olsa doksanlı yılları geri getirdi yeni filmi Kaybedenler Kulübü ile. Koşarak gittim cuma akşamı sinemaya, ilk anlar çok yadırgadım diyalogları. "Bu kadar mı seksist ve en kaba haliyle erkek dili mi kullanılıyormuş o programda" diye hafiften fenalık geçirdim. Diyaloglar akıcı gelmedi, zorlama bazı cümleler karakterlerin gerçek olduğuna inandıramadı beni. Truman Show filminde Truman'ın hayatını izleyip heyecanlanan insanları andıran dinleyici kitlesini andıran seyirci çekimleri çok plastik ve Amerikalı geldi. Az daha "tüh be, tarihi fırsat kaçtı" diyecektim ki hiç beklemediğim bir şey oldu. Film beni saçlarımdan yakalayıp öpmeye başladı. Bir an gözlerim kararmış. Nejat İşler'in canlandırdığı Kaan'ın ve Yiğit Özşener'in Mete'si gerçek hayatla bağlantı kurup hele de Kaan aşka kapılınca film sevdirdi bana kendini. Öyle bir gerçek oldu ve damarlarımda öylesine güzel bir ritimle tatlı tatlı akmaya başladı ki bitsin istemedim. Dört- beş saat daha devam etse izlerdim.

        RTÜK'SÜZ GÜNLERİ ÖZLEMİŞİM

        Hatta bir sonraki seansta yer olsa bir kez daha izleyebilirdim. Ahu Türkpençe'nin canını dişine takıp ortaya çıkardığı şahane performansı ve Rıza Kocaoğlu'nun her zamanki başarılı perfo-ramsıyla hayat kattığı filmin en eğlenceli karakterini (Bence Standart o elemanın adı:) de unutmamak gerek. Filme girdiğimden daha da yapayalnız çıktım sinemadan. Öyle çok şeyi özlemişim ki. Mesela bunlardan birinci ve en önemlisi RTÜK'ün olmadığı günleri özlemişim. Uzun zamandır ilk kez bir eser kendimi yetişkin gibi hissettirdi. RTÜK'ün şekillendirdiği plastik Türk televizyon ve radyolarının dünyasından öyle fena bunalmışım ki. Tabii birde şu yalnızlık ömür boyu standart durumu var ki o konuyu kendimle bile konuşmayı reddettiğimden sizinle de paylaşamayacağım.

        BİZ KADINLARIN ELİ armut mu topluyor?

        KAYBEDENLER Kulübü, erkekler tarafından çekilmiş bir erkek hikâyesi. Ona şüphe yok. Filmin afişine "Pompaya Devam" yazarak bunun altını iyice çizmişler zaten. Erkek egemen dil zaman zaman tedirginlik verici olsa da hem beyazperdeye hem beyaz cama o kadar özgürce yansıtılıyor ki ister istemez severek izliyoruz. Bu filmde de aynısı olmuş. Erkek karakterler dolu dolu yazılmış, üç- dört- beş allah ne verdiyse boyut manyağı olmuşlar. Her açıdan görüyoruz onları. Ama Ahu Türkpençe'nin karakterinde genel geçer klişeler hâkim. Ve Zeynep karakteri, "Ben buyum kızım" cümlesini hak eden canavar olarak hak veriyoruz erkek karaktere. Ama söyleyecek fazla bir şey yok. Çünkü erkek egemen bu dünyada kadın yazarlar ne yazık ki işlerini satma, izlettirme şansını çoğu zaman bulamıyorlar. Bunu nasıl aşacağız bilemiyorum ama kadınların acilen sinema üretme işini ciddiye almaları şart.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar