Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MEĞER bir tek benim başıma gelmiyormuş. Akşam'dan Aylin Löle'nin de pasaportu bir sürü Schengen vizesi ile doluymuş. Bu nedenle ABD konsolosluğunda sıkıntı yaşamış. Görünüşe göre Avrupa ülkeleri vize işini iyice ticarete döktü. Pasaportumda onlarca vize var. Hatta bir dönem İspanya Konsolosluğundan aldığım 2 yıllık vizem bile var. Ama bugün çıkacağım İspanya seyahati için sadece 15 günlük tek giriş vize vermişler. Kendi çok pahalı, sayfası az pasaportumdan giden sayfalara mı yanayım her seyahatta ikide bir vize alma çilesine mi sıkılayım. Fenalık geldi bu vize işinden. Vize için istenen belgeler de sinir bozucu. Banka hesap cüzdanınıza kadar vermek zorundasınız. Konsolosluk karşısında boynunuz kıldan ince! Çok can sıkıcı. Suriye ile vize kalktı. Bir de şu Schengen saçmalığından kurtulsak ne şahane olur değil mi?

        Bu kış donacakmışız dostlar!

        GÖRÜNÜŞE göre, sellerde boğulmaktan kurtulanlar bu kış donarak ölecek. Üstelik bunun da tek bir sorumlusu olacak: Güneş. 11 yıllık döngüler halinde artıp azalan Güneş'teki lekeler ve bunların oluşturduğu Güneş fırtınaları minimum seviyeye inmiş. Ülkemizin de içinde bulunduğu orta kuşakta yazın geçen yıllara göre daha serin geçmesinin sebebi bu durum imiş. Dolayısı ile 3 yıl sonra yeniden maksimum hareket başlayıncaya kadar "donacakmışız" dostlarım. Bu haberi bir Avrupalı okusa hemen karlı keyifli günlerin, şömine üzerinde pişen sosislerin hayalını kurar. Ama benim aklıma yaşayabileceğimiz felaketler, artık kapıda olduğuna iyice emin olduğum doğalgaz ve elektrik zamları geliyor. Hay Güneş, hareketi durdurmak için eşin dostun işsiz olduğu bu korkunç yılları mı seçtin! Gözün kör olsun, ocağın sönsün bi de Allah seni bildiği gibi yapsın! Çok doluyum, yaz mevsimini kısacık yaşatan Güneş'e karşı. Kusuruma bakmayın:)

        Kültablası istedim, garson korkuyla titredi!

        BAYRAMDA İstanbul'daydım. Her ne kadar Güney'e, Kuzey'e, doğu'ya kısaca buldukları her yöne giden arkadaşlarımın insanı hayattan soğutan mesajları sayesinde hayat burnumdan geldi ama yine de güzeldi İstanbul'da olmak. İlk gün bayramlaşmalar, ikinci gün iade-i ziyaretler derken üçüncü gün attım kendimi sokaklara. Bir arkadaşımla Kanyon'da buluşup yemek yemeye karar verdik. Hava serindi, ikimiz de sigara içmediğimiz için içeride oturduk. Elimdeki bir şeyi atmak için garsondan bir kültablası istedim. Sanki bir anda yasak kelimeyi söylemiş oldum. Hani komedi filmlerinde biri yasak kelimeyi söyler ve bir anda tüm restoranda sessizlik olur ya öyle bir andı. Garsonun yüzü bembeyaz oldu. Hemen elini uzattı, verin ben atayım dedi. Çok şaşırtıcı bir andı. Garsonu sigara içmeyeceğime inandırmak bir iki dakikayı aldı. Sonunda lanetli obje kültablası geldi. Ama içimi güzel bir sevinç kapladı. Gazetelerde belirtilen "yasağa uyuluyor" haberleri galiba gerçekten doğru. Ve işletmeler tüm sızlanmalarına rağmen bu yasağı ciddiye alıyor.

        Göksel, üzülme onlar bizim sevdiğimiz defoların

        SONY şirketi çok şık olmayan ama illegal bir tarafı da olmayan bir albüme imza attı. Eski şarkıcısı Göksel'in en iyi şarkılarından oluşan bir albüm piyasaya çıkardı. Yeni albümü üzerinde çalışan Göksel, bu harekete biraz bozulmuş. Ve "isteselerdi şarkıları yeniden okurdum demiş. Ben Göksel'e katılmıyorum. Best Of albümleri için şarkıların yeniden okunması uygulamasından nefret ediyorum. Barış Manço, Yaşar ve daha bir çok isim böyle Best of albümler yaptılar. Oysa en güzeli o yılki kayıt imkanları, şarkıcının o yılki vokal anlayışı ve o aranje her zaman. Böylece şarkıcının ve prodüksiyon anlayışının da gelişimine tanık olabiliyor insan. Çaktırmadan nostalji de yapıyor:) Gökselciğim çok üzgünüm ama ben de o Best Of'dan bir tane aldım ve çok özlediğim "Depresyondayım" şarkısını tekrar tekrar dinliyorum. Ama korkma, bu sadece müziğine olan hayranlığımı pekiştiriyor ve yeni albümünü daha bir heyecanla bekliyorum. Korkuya mahal yok, o albüm de sana çalışıyor güselim

        Tarladayım, biraz geç dönerim

        SABAHLARI 7'de kalkıyorum. 8'de gazeteler gelene kadar kendime gelmeye çalışıyorum. Eskiden o bir saat kedimle sabah oyunları oynardım. Şimdi her sabah önce tarlaya gidiyorum. Akşamdan ektiğim pirinçleri güzelce hasat ediyorum. Patlıcanlar daha hasada hazır olmuyor. Enginarlar ise süper para getiriyor ama dört günde bir hasat edilebiliyor. İneğin sütü çok para etmiyor. Tavuğun yumurtaları da. Ama tarlamın üzerinde güzel duruyorlar. O sabah param azsa gidip 20 para ve 5 tecrübe puanına komşu tarlalardaki otları temizliyorum, kargaları kovalıyorum. Bunları yaparken de iğrenç, korkunç bir müziğe maruz kalıyorum. Çok kaçtım, saklandım ama kendimi Facebook içindeki Farmville denilen çiftçilik oyununa kaptırmış bulunmaktayım. Aslında oyun çok düşük tempolu, basit grafiklere sahip ve çok fazla fonksiyonu yok. Alıştığım 3D animasyonlara, surround ses efektlerine sahip oyunlara yüzyıllar kadar uzak. Ama bu basitliği daha da insanı kendine bağlıyor. Facebook fanatiklerine fena halde tavsiye ederim. Strese karşı süper iyi geliyor.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar