Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Mustafa Söylemez ile, İstanbul’da kaldığımız otelin çıkışında, saat 18.00’de, Svarovski Vodka’nın patronu Erol Sezer aracılığıyla tanıştım.

        Kendisi Erol Bey‘in hem arkadaşıymış, hem de Akdeniz bölgesindeki dağıtımcısı..

        Yüzünde gülümseme eksik olmayan, Alanyalı kibar bir işadamı.

        Uçaktan korktuğu için, Svarovski’nin İstanbul Sedef Adası’nda verdiği davete Alanya’dan özel yaptırdığı Mercedes Viano ile gelmiş.

        Biz de adaya Ataköy Marina’dan gideceğiz, lobide bekliyoruz.

        “Birlikte benim araçla gidelim, şoförüm bizi bıraksın, dönüşte yine oradan alır” dedi.

        Bindik.

        Erol Sezer, Posta Ege Temsilcisi Bülent Zarif, Sabah Ege Temsilcisi Ünal Ersözlü, Mustafa Söylemez ve ben Viano’ya yerleştik.

        Ünal öne oturdu, biz geniş arka bölüme..

        Erol Sezer gecede bir aksaklık olmasın diye sürekli telefonuyla son düzenlemeleri yapmaya çalışırken, biz de sohbete koyulduk.

        Mustafa Söylemez‘e ne iş yaptığını sordum.

        Alanyalı olduğunu, Söylemezoğlu Meşrubat Şirketi’ni işlettiğini, iki yıl önce Aysu Su Fabrikası’nı da satın aldığını, Svarovski’nin de dağıtımını yaptığını anlattı.

        Yolda giderken “Bütün gece içeceksiniz belki ama ben şimdiden ikrama başlayayım. Yorgunluğu alır, iyi gelir” diyerek hepimize Svarosvski Vodka ikram etti.

        Ben “Biraz başım ağrıyor, migrenim tutmasın, almayayım” dedim.

        “Bence tam tersi, alırsan ağrın filan kalmaz. Ben migreni bu şekilde hallettim. Hele bizim vodka hiç ağrıtmaz” diye yanıt verdi ve bana da az vodka koydu.

        Organizasyon gerginliği nedeniyle telefondan kopamayan Erol Sezer‘i de, “Abi sen de artık rahatla, sakin ol, merak etme her şey yolunda gidecek” diyerek rahatlatmaya çalıştı.

        Keyifli sohbet ve vodka eşliğinde Ataköy Marina’ya vardık, güle oynaya bizi bekleyen teknemize bindik.

        Orada bize Hürriyet yazarı Sedat Ergin ve başka birkaç davetli daha katıldı, hareket ettik.

        Yine vodkalar eşliğinde Sedef Adası‘na vardık.

        Diğer davetliler de teknelerle Club Ada‘daki kutlamaya geliyorlardı.

        Beyaz ceketli adam kim?

        Gece, yağmura rağmen harika geçti.

        Bir ara kalabalığın arasından Mustafa Söylemez‘i gördüm.

        Önünden geçerken yanına çağırdı, “Abi gel ya, seninle biraz sohbet edelim” dedi.

        “Tamam, birazdan geliyorum, bardan bir şey alıp geleyim” dedim.

        Dönmekte biraz geciktim, ona bakındım, yerinde bulamayınca diğer arkadaşların yanına gittim.

        Meğer, bu onu son görüşümmüş.

        Gece yarısı artık dağılmak üzereyken, bir haber yayılmaya başladı.

        Dönüş teknelerinden birinin battığı, “beyaz ceketli bir erkeğin” boğularak öldüğü, üç kişinin yaralı kurtarıldığı söyleniyordu.

        İnanmak istemedik, “nasıl olur, nasıl batar” diye birbirimize sorup durduk.

        Sonra haberi Sahil Güvenlik de doğrulayınca, şok olduk.

        Herkes “beyaz ceketli adam kimdi” diye birbirine sormaya başladı.

        Biz ise, “Acaba Mustafa mı? Ama olamaz, birlikte dönecektik, nerede o” diye etrafta aramaya koyulduk.

        Mustafa yoktu.

        Zaman ilerledikçe “beyaz ceketli adam” şüphesi, giderek onu gösteriyordu.

        Adadan ayrıldığını görmemiştik, fakat aramızda da bulunmuyordu.

        Saatler 02.00’yi gösterdiğinde, kazadan isim de gelmeye başladı.

        Ölen kişinin Mustafa Söylemez olduğu söyleniyordu.

        Biz hala inanamıyorduk.

        Svarovski’nin patronu Erol Sezer yıkılmıştı.

        Denizde bulunan cesedin Büyükada Hastanesi morguna götürüldüğü bilgisini alınca, bir tekneye atlayıp, gece 03.00’te Büyükada’ya gittik.

        Erol Sezer‘le birlikte aramızdan üç kişi teşhis için morga girdi.

        Ve, acı söylenti ne yazık ki gerçek çıktı.

        Pamuk ipliği gerçeği

        Birkaç saat önce tanıştığımız, hatta kısa sürede dost olduğumuz Mustafa Söylemez, artık aramızda değildi.

        İnanılması zor kazada hayatını kaybetmişti.

        Kaptanın büyük hatası sonucu tekne Büyükada yakınındaki kayalara çarpmış, Mustafa ve bir arkadaşı soğuk hava nedeniyle kamarada oturduklarından, teknenin altının yarılmasıyla su içinde kalmış, alttan açılan delikten çıkmaya çalışmış, ancak gecenin karanlığında çıkışı bulamamıştı.

        Azrail, “suyun patronunu suda” yakalamıştı.

        Uçaktan korkan “Beyaz Ceketli Adam”ın hayatı, hiç korkmadığı denizde son bulmuştu.

        Buna kader mi, alın yazısı mı ya da başka bir şey mi denir, bilemiyorum.

        Tek bildiğim, hepimizin aslında bilinmezlikler içinde yaşadığı..

        Hani derler ya, “hayat pamuk ipliğine“ bağlı diye..

        Doğru, çok doğru..

        O ipliğin, o bağın aslında ne kadar zayıf olduğuna, o gece bizzat tanıklık ettik.

        İster uçağa binme, ister trene binme, ne yaparsan yap, ne kadar önlem alırsan al..

        Kader yazılmışsa bir kere, asla kaçış olmuyor.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar