NewYork'ta çıplak yılbaşı
Siz bu yazıyı okuduğunuz sırada ben New York’taki ikinci haftamı tamamlayıp, artık detoksun yanında botoksa da ihtiyaç duyduğumu hissetmeye başladım bile. Öyle bir şehir ki hiçbir zaman uyumuyor ve sizi de uyutmuyor. Sabah kalkıp yüzümü gözümün bagel dükkânında yıkayıp hayata başladığım için sonrasında sabaha karşı eve girmek çok ilginç karşılanmıyor tabii. Yılbaşı gecesi de gelenek bozulmadı ve bir heyecan trenine bindik gitti. İlk olarak saat 19.00 gibi Mariah Carey konseri için Madison Square Garden’a gittim. Konser yılbaşı gecesi olduğu için bir içki firması geceye sponsor olmuş ve bizi de kapıda alkol karşılamıştı tabii. Mariah Carey karşımıza yine hafif kilolu olarak çıkınca onun resmen Amerika’nın Sibel Can’ı olduğuna karar verdim. Albüm çıkaracağı zaman diyetti, yağ çektirmeydi kiloları veriyor ama ilk klip sonrası şişmeye başlıyor ikisi de. Ama harika şarkı söyleme tarzıyla bizi fazlasıyla mutlu etti tabii. Vision of Love’dı, Dreamlover’dı ihya olduk. Yalnız konserin ilk yarısını izleyip dev plazalardan birindeki ev partisine koştuk. Aslında ben Times Square’de yeni yılı karşılamayı çok istiyordum ama New York sosyetesindeki arkadaşlarım bu isteğimi çok turistik bulup ayıpladı. Zaten dışarıdaki eksi 10 dereceyi göz önüne alıp, dışlanma tehlikesini de hesaplayarak arkadaşımın Times Square manzaralı evine gittim. Uzaktan meydandaki Jennifer Lopez konserine göz attık biraz. Klasik olarak 10’dan geriye sayma işlemi de bitince salona gelen 2 sarışın şova başladı. İlk önce birbirlerini ufak temaslarda bulunan kızlar tam “Sanırım güreşecekler” diye düşündüğüm sırada ayaküstü sevişmeye başladılar. Salonun ortasındaki yuvarlak divanın üstünde sütyenler uçtu durdu. Hani birbirine bakıp dans eden kızlar görmüştüm de herkesin ortasında sevişenleri ilk kez görüyorum. Meğer New York partilerindeki trend buymuş. Gaza gelen adamlar da üstünü çıkardı derken ortalık hafif bir maç havasına büründü. Kadınların da üstlerini çıkarmaya başlayınca ortalık iç çamaşırı partisine döndü. Evet yılbaşı partisinde çoğunluk iç çamaşırıyla kaldı ama hiçbir abartı, dejenerasyon yaşanmadı. İnsanlar sadece eğlendi. Hatta aradaki saat farkı yüzünden ben bu yazıyı yetiştirmeye çalıştığım sıralarda da eğlence devam ediyordu. İzninizle yazımı bitirip içeride gidip azacağım. Tekrar iyi yıllar...
Stil sahibi restoran
New York’ta geçen şubatta açılan dev Armani binasının üst katına Armani Risoranti adlı İtalyan restoranı açılmış. Oldukça şık döşenen restoranın manzarası da normal olarak 5. Cadde’ye bakıyor. En iyi tarafı da belirli saatten sonra o görkemli manzaraya karşı içkinizi yudumlayabiliyorsunuz. Yemekler bana biraz tuhaf geldi ama yine de içtiğim en güzel balkabağı çorbasından biriyle orada tanıştım. Gerçi kendisi 22 dolarlık fiyatıyla Amerika standartlarının biraz üstünde ama olsun, değiyor. Tartar çeşitleri de oldukça fazla ve lezzetli. Ayrıca isterseniz 45 dolar ödeyip tatlı da dahil 3 yemek seçebildiğiniz özel bir menü de var. Harika bir New York gecesini orada başlatabilirsiniz.
Carrie turu
New York’a geldiğinizde ‘Sex and The City’nin çekildiği yerlere düzenlenen turlara katılabiliyorsunuz. Biz de kendi içimizde bu turu düzenlemek istedik ama kızlar bu mekânları çok popüler yaptığı için tüm günümüz bekleme sırasında geçti neredeyse. İlk önce, kahvaltı mekânı olan Pastis’e gittik.West Village’ın bu güzel restoranı özellikle pazar brunchlarında çok popüler. Croque Madam adlı yumurtalı ekmekleri var, onu yemeden bu dünyadan göçmeyin hani! Sonra hemen bir blok ötedeki kızların sürekli alışverişe daldığı Marc Jacobs’a gittik. Tabii ki giremedik çünkü mağazanın önünde 15 metre kuyruk vardı. Soğuğa rağmen sıra bekleyenleri görünce iş inada bindi ve biz de bekledik. Bir süre sonra soğuk ellerimi uyuşturunca bir alışverişkoliğin dramı adlı bir yazı yazmayı bile planladım hatta. Alışveriş bitince mağazanın yanındaki efsanevi cupcakeçi Magnolia’dan da bişiler almaya gittik. Ama yine sıra olunca boş verdim. ‘Sex and The City’nin içinde olmak ne zormuş!